Yükleriyle başbaşalar

Tanrılara karşı savaşta Titan'ların safında yer aldığı için Zeus tarafından sonsuza kadar gökyüzünü omuzlarında taşımaya mahkum edilen Atlas'ın kaderini paylaşıyor Kürtler.

Yükleriyle başbaşalarÖzgür YarenYönetmen Samira Mahmelbaf'ın "Karatahta"sı , bu hafta babasının "Aşk Nöbeti"nin ardından İstanbul, Ankara ve Diyarbakır'da gösterime girdi. İran Kürdistanı'nda çekilen filmde aktris Behnaz Caferi (Hananeh) haricinde tamamen amatör oyuncular rol aldı. Filmde rol alanlardan birinin adını da daha önceden duymuşluğumuz var; Bahman Ghobadi. Ülkemizde kısa bir süre önce gösterime giren ve başarısıyla vizyonda "Karatahta"ya yer açan "Sarhoş Atlar Zamanı" filminin yönetmeni Ghobadi, bir yönetmen ve "Karatahta" filminin çekildiği İran'ın Kürdistan eyaletinde doğmuş bir Kürt olarak Samira Mahmelbaf'a filmde hem kılavuzluk, hem danışmanlık yaptı, hem de kaçakçı çocuklarla karşılaşan gezici öğretmen rolünü üstlendi. "Karatahta" için işbirliği yapan bu iki yönetmen hakkında bir de dedikodu aktaralım. Filmden sonra, 21 yaşındaki Mahmelbaf'ın 31 yaşındaki Ghobadi'yle evleneceği haberleri yayılmaya başladı. Sanırım İranlı yönetmenler dev bir aile olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yönetmenin "Elma"dan sonra Cannes'da gösterilen ikinci filmi olan "Karatahta", önceden vaat etmeden, çığırtkanlık yapmadan, sürprizlerini aniden sunuyor seyirciye. Dağların arasında uzanan dar patikalarda yolculuk edenler gibi az ileride neyle karşılaşacağınızdan asla emin olamıyorsunuz. Filmin birinci bölümdeki durgun seyri ikinci bölümde yerini acıdan, aşktan, ironiden, mizahtan mürekkep sürprizlerle dolu kestirilemez bir tempoya bırakıyor. Karatahta, İran Kürdistanı'nın geçit vermez dağlarında sırtlarında tek sermayeleri olan karatahtalarıyla dolaşan, para, yemek hatta birkaç ceviz karşılığı müşterilerine okuma yazma ya da matematik öğreten gezici "muallim"lerin etrafında gelişiyor. Gezici öğretmenler grubundan bir yol çatında ayrılan iki öğretmenin yolculuklarına eşlik ederken çetin şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışan Kürtlerin içinde bulundukları duruma tanık oluyoruz. Sarp dağların arasından uzanan dar patikalarda Irak-İran arasında kaçakçılık yapan çocuklara, oğlundan gelen mektubu birine okutabilmek için kimbilir ne zamandır okur yazar birini bekleyen çiftçi babaya, savaştan yıllar sonra kendi topraklarına dönüp huzur içinde ölmek isteyen, neredeyse tamamı Halepçeli yaşlılardan oluşan bir kafileye rastlıyoruz. Kafileye sonradan katılan gezgin muallim, hem rehberlik rolünü üstleniyor hem de kafiledeki tek kadın olan, sırtında çocuğuyla yürüyen Hananeh ile yolculuk sırasında ufacık bir törenle evleniyor ama sırtında çocuğunu, yüreğinde beşbin kişinin öldüğü Halepçe katliamının izlerini taşıyan Hananeh bu evliliği umursamıyor bile. Hananeh ile "Karatahta"nın birbirlerinin peşinden koşturdukları kısacık sahne kadınlara ve erkeklere dair çok şey anlatıyor. Erkek kadının, kadın erkeğin sonra tekrar erkek kadının peşinden koştururken sanki salon şöyle bir dalgalanıyor. Belki de ilk kez buluşan çiftler koltuklarında sağa sola kaykılıp birbirlerine temas etmenin ya da bundan kaçınmanın yollarını arıyorlar.Filmde herkes sırtında bir yükle yürüyerek yoluna devam ediyor. Gezici öğretmenlerin sırtlarında yörenin koşullarında, basit bir öğretim aracı olmanın ötesinde, devriye helikopterlerden ve mermilerden korunmaya yarayan kalkan, hastaları taşımak için sedye, ayağı kırılan kaçakçı çocuk için atel işlevi gören karatahtaları var. Kaçakçı çocukların sırtlarında kaçak mallar, Halepçeli yaşlılar kafilesinin sırtında çıkınları... Kadının sırtında çocuğu... Kahramanların sırtlarındaki yükler sanki film boyunca büyüyor, perdeden taşıyor. Payıma düşen yükü sırtımda hissedip yumuşak koltuğuma daha da kaykılıyorum. Tanrılara karşı savaşta Titan'ların safında yer aldığı için Zeus tarafından sonsuza kadar gökyüzünü omuzlarında taşımaya mahkum edilen Atlas'ın kaderini paylaşıyor Kürtler. Oysa onların Atlas gibi tanrısal bir kudretleri yok. Sarp dağlar, yüklerini sırtlarından alıp dinlenmelerini sağlayacak Herkül'e geçit vermiyor. Yükleriyle başbaşalar. Taşıyacak gücü sadece sonsuz sabırlarından alıyorlar. Cezalılar onlar; tanrıların savaşında Zeus'un karşısında saf tutmuşlar çünkü..."Sinema bizim için bir gelenek" diyor Muhsin Mahmelbaf'ın kızı Samira. Babasını, "Kadın Olduğum Gün" filmiyle ismini duyuran üvey annesi Marziye Meşkini ve "Karatahta"nın yapılışını konu alan bir film yapan erkek kardeşini düşünerek. Sinema Mahmelbaflar için bir aile mesleği. "İnsanlar bana nasıl olup da film çekebileceğimi soruyorlar." Öyle genç, öyle ince, öyle küçük ki... Ve bunların ötesinde İranlı bir kadın. "Ama yaşlı, şişman bir adam olmama gerek yok ki" diyor Samira; "önemli olan insanın zihninde ve ruhunda özgür olabilmesi!"
www.evrensel.net