Ulucanlar hâlâ kanıyor

Ulucanlar Cezaevi'ne iki yıl önce düzenlenen ve 10 tutuklunun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan operasyon sonrasında açılan davada mağdur durumdaki hükümlüler ile avukatları yargılanırken, sorumlular dışarıda serbestçe dolaşıyorlar.

Ulucanlar hâlâ kanıyorJülide Kalıç Siyasi tutuklu ve hükümlülerin insani taleplerinin şiddetle bastırıldığı, en kanlı cezaevi operasyonlarından birinin, Ulucanlar katliamının yıldönümü bugün. İki yıl önce bugün, Ulucanlar Cezaevi'nde koğuş yetersizliği nedeniyle devam eden gerginlik, jandarmaların koğuşlara yaptığı baskın sonrasında kanlı bir hal almıştı. Tarih 26 Eylül 1999'u gösterirken, sabaha karşı 10 tutuklu ve hükümlü hayatını kaybetmişti. Onlarca tutuklu ve hükümlü ise ağır yaralanmış ve işkenceden geçirilmişti. Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Önder Gençarslan, Nevzat Çiftçi, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, Ahmet Savran, Aziz Dönmez, İsmet Kavaklıoğlu ve Zafer Kırbıyık, ateşli silahlarla öldürülmüştü.

Adli Tıp raporlarıKanlı operasyonun boyutu Adli Tıp raporlarına da yansıdı. Öldürülen tutukluların tümünün ateşli silahlarla vuruldukları, olayda pompalı av tüfekleri kullanıldığı, atışların çok yakın mesafeden yapıldığı, cesetlerden bazılarının ağır darp nedeniyle tanınmayacak halde olduğu tespit edildi. Raporlara göre, tutuklulardan 3'ü pompalı av tüfeklerinden, 7'si de biri uzun namlulu olmak üzere diğer ateşli silahlardan çıkan kurşunlarla yaşamlarını yitirdi. 4 kişinin ölümüne baş bölgesine, 6'sının ölümüne ise göğüs bölgelerine giren kurşunlar yol açtı. Yaşamını yitiren tutuklulardan sadece 4'ünün vücutlarında mermi çekirdeği bulunabildi. Bu durum, tutuklulara çok yakın mesafeden ateş açıldığını ortaya koydu. Sonuçta, katliamın sorumluları yerine yine mağdur durumdaki tutuklular hakkında dava açıldı.

Öldürmenin cezası yok!Ulucanlar operasyonu ile ilgili jandarma hakkında yürütülen soruşturma sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, isyanda mahkûm öldürmenin ceza gerektirmediğini ve merminin nereye atıldığının önemsiz olduğunu savunarak, öldürmeyi ve yaralamayı "Görev gereği yapılması zorunlu işler" olarak gördü. Operasyonla ilgili 161 jandarma hakkında hazırlanan iddianamede, jandarmalar hakkında ceza istenmedi. Savcılık, MGK üyeleri, Başbakan ve bakanlara da soruşturma açılamayacağını belirtti.Savcılığın bu kararı, 30 tutuklu ve hükümlünün ölümüyle, yüzlercesinin de yaralanmasıyla sonuçlanan ve adına "Hayat Dönüş" denilen operasyonun sorumlularının da aklanmasının yolunu açtı.Ankara Başsavcıcı Mehmet Karakaya, jandarmalar hakkında hazırladığı iddianamede, 5 tutuklunun arkadaşları tarafından, diğer 5 tutuklunun da jandarma tarafından "faili belli olmayacak şekilde" öldürüldüğünü öne sürdü. İddianamede, jandarmanın tutukluların direnişi karşısında, "atışın bir mi iki mi olduğunu ve nereye nasıl ateş edileceğini düşünmesinin beklenemeyeceği" savunuldu.

TBMM raporlarıOysa, operasyon sonrası Ulucanlar katliamı ile ilgili incelemelerde bulunan TBMM İnsan Hakları Komisyonu bile olaylarda amacını aşacak şekilde şiddet kullanarak, ölümlere ve yaralanmalara sebep olanlar hakkında "gerekenin yapılmasını" istemişti. TBMM İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, "Güvenlik güçlerinin müdahalesi amacını aşmıştır. Bu müdahalede gaz ve köpükle tutuklular etkisiz hale getirilebilirdi. Komisyonumuzun günler sonra yaralılarda gördüğü izler ve Adli Tıp raporları amacını aşacak şekilde şiddet kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır" ifadelerine yer verilmişti.

Avukatlara soruşturmaKatliam sonrasında yaşanan hukuk skandalları, tutuklu ve hükümlüleri savunan 28 avukatın sanık sandalyesine oturtulmasıyla inanılmaz boyutlara ulaştı. Jandarma Genel Komutanlığı'nın ihbarı üzerine, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, avukatlar hakkında, "Örgüt üyesi tutuklularla birlikte slogan atmak, izleyicileri jandarmaya karşı kışkırtmak" suçlamalarıyla soruşturma izni verdi.

Savunma engelleniyorUlucanlar davası avukatlarından Filiz Kalaycı, gazetemize yaptığı değerlendirmede, katliamın üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen, davada aşama kaydedilemediğini söyledi. Operasyonun gerçek sorumlularının ortaya çıkartılması konusunda artık bir beklentilerinin kalmadığını ifade eden Kalaycı, davada gayri hukuki bir süreç yaşandığını anlattı. Mağdur durumdaki müvekkillerinin F tipi cezaevlerinde bulunduğunu ve onlara savunma ile ilgili herhangi bir dosya ve evrak dahi iletemediklerini aktaran Kalaycı, "Müvekkillerimiz kendilerini savunabilecek ve delilleri tartışabilecek durumda değiller. Müvekkillerimizin savunmadan mahrum bırakılması, hukuka aykırıdır" dedi.

İşkence gizleniyorHenüz, operasyonla ilgili davada yargılanan tutuklu ve hükümlülerin büyük bölümünün ifadelerinin alınmadığını vurgulayan Avukat Kalaycı, mahkeme heyetinin, sanık jandarmalar hakkında duruşmalara katılma zorunluluğu getirilmemesini de eleştirdi. Kalaycı, operasyon sırasında işkenceye ve cinsel tacize maruz kaldıklarını belirttiği tutukluların duruşmalara getirilmesinin engellenmesini de kabul edilemez bir durum olarak nitenlendirdi. Adli Tıp raporlarıyla işkencenin ve katliamın ortaya çıktığını, ancak devletin kendi görevlilerini yargı önüne çıkarmadığını, bu tür davalarda genellikle sonuç alınamadığını kaydeden Kalaycı, davayı uluslararası kamuoyuna taşıyacaklarını söyledi. Kalaycı, cezaevleri sorununun, demokrasi mücadelesinin bir parçası olduğunu sözlerine ekledi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Karakol komutanına tecavüz davasıSivas merkeze bağlı Kurtlapa Beldesi Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Sezgin Civelek, Ş.Ş. isimli genç kıza tecavüz ettiği gerekçesiyle görevinden alındı. Civelek hakkında Ağır Ceza Mahkemesi'nde 5 yıl ağır hapis istemiyle dava açıldı. Cumhuriyet savcısının, Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunduğu iddianamede, Karakol Komutanı Sezgin Civelek'in, ''Ş.Ş'ye, belirlenemeyen bir sıvıyla uyutarak tecavüz ettiği'' belirtildi. Olayı ailesi ve yakınlarına söylememesi için Karakol Komutanı Sezgin Civelek'in, 20 yaşındaki Ş'yi tehdit ettiğinin ifade edildiği iddianamede, şöyle denildi: "Kurtlapa Beldesi Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Sezgin Civelek, 21 Şubat 2000 tarihinde, köy korucusu olan Ömer Ş.'nin evine gitmiştir. Kapıyı açan Ş.Ş, babasının evde olmadığını söylemiş. Bu arada Civelek, elinde bulunan sıvı bir maddeyi burnuna tutarak Ş'yi bayıltmıştır. Daha sonra da tecavüz etmiştir.'' İddianamede, Ş'nin hamile olduğu, Sezgin Civelek'in evlenme sözü vermesine karşın bugüne kadar evliliğin gerçekleşmediği ifade edildi. Savcılık, Astsubay Civelek'in, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep ediyor.
www.evrensel.net