YÖK gitse de, zihniyeti kalır

Üniversiteler bu yıl da, Prof. Bülent Tanör'ün "meslekten men" edilmesi haberleriyle açılıyor. Kaynak yetersizliği, baskılar, öğrenci harçları, bilimin teknolojiye indirgenmesi gibi sorunlar yerli yerinde durmuyor, daha da ağırlaşıyor!

YÖK gitse de, zihniyeti kalırSavaş VelioğluAçılış günlerinde üniversiteler bilimle, araştırmayla, öğretimle değil sorunlarla gündemde. Ekonomik krizlerin ardından, zaten yetersiz olan kaynakların kesilmesi, bilim adamları üzerinde uygulanan baskılar, her yıl artan harçlar, üniversiteleri ve öğrencileri olumsuz yönde etkiliyor. Öğretim Elemanları Sendikası (ÖES) Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, üniversiteleri bu duruma YÖK'ün ve daha çok rekörler tarafından üniversitelerde uygulanan YÖK zihniyetinin getirdiğini söylüyor. Üniversiteler açılırken, akla gelen ilk soru, üniversite bütçelerinin ihtiyacı karşılayıp karşılamayacağı. Türkiye'de hiçbir dönem yükseköğretime ayrılan pay Gayrı Safi Milli Hasıla'nın binde biri düzeyine ulaşmış değil. Üniversiteler buna rağmen ayakta kalmaya çalışıyor, araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam ediyordu. Fakat, ekonomik kriz gerekçesiyle, araştırma fonlarının da Maliye Bakanlığı'na devredilmesi, kamu üniversitelerinin kanayan yarasını iyice deşti. ÖES Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, maddi kaynak yetersizliğinin bilimsel çalışmaların önünde büyük engel oluşturduğunu aktarıyor. Kozanoğlu, özellikle uygulamalı branşların, daha çalışmalarının ilk adımında kaynağa ihtiyaçlarının olduğunu dile getiriyor. Gerekli olan kaynağın ayrılmaması halinde bu alanlarda bilimsel çalışma yapılamayacağına dikkat çeken Kozanoğlu, "Çalışma yürütülmediği için bu bilim dallarının gelişmesinin imkanı yoktur. Araştırma fonlarının Maliye Bakanlığı himayesine sokulması yürütülen çalışmaları sekteye uğratacaktır" diyor. Kozanoğlu, üniversiteleri toplumun genelinden farklı düşünmemek gerektiğini belirterek, toplumda genel olarak neo-liberal politikaların hüküm sürdüğüne dikkat çekiyor. Devlet, üniversitenin çözülmesi öncelikli olan sorunlarının başında gelen bütçe sorununu öğrencilerin harçlarına zam yaparak ve üniversiteleri sermaye kuruluşları için yatırım alanlarına çevirme niyetinde. Okulların giderlerini öğrencilerin cebinden çıkartmak, üniversiteleri sermaye kuruluşlarıyla "işbirliği"ne yöneltmek gibi biçimlerde, "liberal üniversite" modeli hayata geçirilmeye çalışılıyor. Hükümet, krizleri de bahane olarak sunup, kamusal hak olan üniversite eğitimini bu özelliğinden çıkartarak özelleştirmeye çalışıyor. Kozanoğlu, kamusal niteliği olmayan üniversitenin, üniversite olamayacağını anlatarak, bu gayretleri "kaynak arayışı" olarak değil, "üniversitelerin işlevsizleştirilmek istenmesi" olarak tanımlıyor.

Liberalizmle gelen baskıSözlerini, "Buna itiraz edenler öğretim üyesi dahi olsalar susturuluyor, konuşmaları engelleniyor. Türkiye'de tüm yaşam alanları paranın ve kârın uzantısı haline gelmiştir. Bu süreç üniversitelerde çok daha sancılı yaşanmaktadır" diye sürdürüyor Kozanoğlu. Sürecin öğretim üyeleri üzerindeki iki etkisini ifade eden Kozanoğlu, "Birincisi vakıf üniversitelerinin öğretim üyelerine sunduğu maddi imkanlar doğrultusunda kamu üniversitelerindeki öğretim üyelerinin azalması" diyor. İkinci bölümün ise YÖK ve onu savunan yöneticilerin, özellikle YÖK'e karşı olan, sistemi eleştiren öğretim üyelerine yönelik baskıları olduğunu söylüyor. Her iki uygulamanın da öğretim üyelerini üniversitelerin dışına ittiğinin altını çizen Kozanoğlu, "Bu uygulamalar kamu üniversitelerinde çalışan öğretim üyelerini sindirmekte ve motivasyonlarını düşürmektedir" diyor.

Farklı düşünceye izin yokBilimde başarıya ulaşabilmek için değişik düşüncelerin çarpışması gerektiğini belirten Kozanoğlu, üniversitelere hakim olan sistemin farklı düşüncelerin ortaya çıkmasına izin vermediğini kaydediyor. Üniversitede mevcut sistemi destekler doğrultudaki akademik çalışmalar ve görüşler olduğundan daha büyük "bilimsel değer" taşır gibi gösteriliyor, farklı düşüncedeki bilim adamları ise cendereye alınıyor: "Sistemin düşüncelerini savunan ve devam ettiren öğretim üyelerine birçok olanak ve imkan sunuluyor. Öğretim üyeleri istedikleri doğrultuda engellenmeden bilimsel çalışmalar yürütebilmelidirler. Bu çalışmaları yürüten bilim insanları maddi sıkıntılardan kurtarılmalıdır. Fakat mevcut sistemde demokrat bilim insanlarına olanak sunulmuyorsa bilimsel özerklikten bahsedilemez. Üniversite yöneticilerini, demokratik bir ortamda üniversite bileşenleri seçmelidir. Katılımcı mekanizmalar hayata geçirilmelidir" diyor Kozanoğlu.

Her yerde YÖK başkanıYÖK'ün 12 Eylül'ün bir kurumu olduğunu belirten Kozanoğlu, "Bir toplum kendi geçmişiyle hesaplaşamadığı taktirde geçmişin tüm olumsuz olayları toplumun bütün kesimlerini etkiler, YÖK'ü de böyle görmek gerekir. 12 Eylül'ün baskıcı tavrını YÖK vasıtasıyla üniversitelerde görüyoruz. Darbeci insanlar üniversitelerde öğretim üyeliği statüsüne getirilirken, sisteme muhalif gerçek öğretim üyeleri cezalandırılıyor" diyor. Kozanoğlu'nun da işaret ettiği gibi, bugünlerde İstanbul Üniversitesi tarafından Prof. Bülent Tanör'e verilen "meslekten men" cezası bunun en yakın örneği. ÖES Genel Başkanı, YÖK'ün geleneksel baskıcılığından öğretim üyesi azlığına, kaynak yetersizliğinden liberalleştirme politikalarına kadar kökü derine giden sorunlar içindeki üniversitenin sorunlarının, çokça söylendiği gibi sadece "YÖK'ün kaldırılmasıyla" çözülemeyeceğine vurgu yapıyor: "YÖK 12 Eylül'ün bir kurumu olduğu için, bugün ortadan kaldırılsa bile YÖK'ün mantığı üniversitelerimize iyice yerleşmiştir. Anti demokratik bir zihniyet artık YÖK dışında üniversite yöneticilerinin çalışma tarzına da etkide bulunmaktadır. YÖK zihniyetinin üniversite yöneticileri tarafından kabullenmesi, her üniversitede bir YÖK başkanı oluşmasına neden olmuştur." Rektörlerin yetkilerinin geniş olmasının üniversitelerde rektör baskısını ortaya çıkarttığına dikkat çeken Kozanoğlu, YÖK'ün kaldırılmasını sembolik olarak birçok kesimin istediğini belirterek, "YÖK kaldırıldığında zihniyetinin hegemonyası devam edeceği için YÖK mantığına karşı bir çalışma yürütmeliyiz" diyor. Düne kadar dilinden Türklüğü ve İslamiyet'i düşürmeyen YÖK'ün içinde olduğumuz dönemde, her uygulamasına dayanak yaptığı şey ise liberal üniversite modeli.
www.evrensel.net