Kültürlerin köprüleri

Kültürlerin köprüleri

Musa Anter (Ben Musa Amca ya da Ape Musa diyemiyorum. Sağlığında hiç öyle seslenmedim ona) benim için kültürlerarası köprülerden biriydi. 1965'ten beri tanırdım. Önce kitabından sonra yüz yüze.

Kültürlerin köprüleriSennur SezerDün Musa Anter'in vurulduğu yere bir yemeni bıraktım. Kırmızı karanfillerin yanıbaşına. Oyasızdı. Kırmızımsı. Çiçekleri yüze gülen bir yemeni. Yitiklerimize döktüğümüz yaşları, kanı, boşa akan alınterimizi hatırlatsın diye. Benimle bütün bir Güneydoğu'yu dolaşmış bir yemeniydi..Musa Anter (Ben Musa Amca ya da Ape Musa diyemiyorum. Sağlığında hiç öyle seslenmedim ona) benim için kültürlerarası köprülerden biriydi. 1965'ten beri tanırdım. Önce kitabından sonra yüz yüze. Kımıl'daki küçük kız gözümün önünde. Çerçiden mal değiş tokuş edeceği buğdayların geri çevrilişine üzülmüş. "Amca, ne yapalım, kımıl geldi" diye yakınıyor. Türkiye'nin batısı buğdayların içini sömürüp kabuğunu bırakan zararlı böceği bu yarısı Türkçe yarısı Kürtçe kitapla mı tanımıştı? "Brina Reş - Kara Yara" yayınlandığında tanışıyorduk. Güneydoğu'ya açılan bir başka pencereydi o kitap. Pek çok şey anlatılıyordu. Tohumluk buğdayın nasıl ekmeklik una dönüştürüldüğünü, bu buğdayın ununu yiyenlerin gövdesinde açılan yaraları. Banka kredilerinin kimlere yaradığını. Bunların yanı sıra oyunun kahramanı yoksul Kürt delikanlısının üniversiteyi bitirebilmesinin koşulları da anlatılıyordu o kitapta. Elbirliğiyle kurulmuş bir yurt: Dicle Talebe Yurdu, dönemin yoksul gençlerinin İstanbul'da kalabilmelerini sağlıyordu. Sonra kapatıldı... Musa Anter'e bana tanıttığı coğrafya yüzünden hep borçluluk duydum. "Gerçeğin Masalı" ondan dinlediğim bir Kürt söylencesine dayanır. Sonraları, Cigerhun'u daha iyi anlamak için başvurduğum kaynaklardan biri onun küçücük "Kürtçe-Türkçe, Türkçe-Kürtçe" sözlüğüydü. O bir öncüydü.Musa Anter'in öldürülüşünün 10. yıldönümünde, Emeğin Partisi'nin de bir kültür etkinliği vardı. Konuşmamda, kültür elçilerinden daha doğrusu köprülerinden söz ettim. Fikret Otyam, Yaşar Kemal... Sonra Diyarbakır'ın elçileri: Namık Tarancı, Cahit Sıtkı, Esma Ocak... "Bir ben bilirim ne afat sevdim / Bir de ağzı var dili yok Diyarbakır kalesi" diyen Ahmet Arif... Diyarbakır Şehir Tiyatrosu'nun kulis kapısında Vasıf Öngören adını gördüğümde öyle heyecanlandım ki... Ne güzel değer bilir olmak. Veysel Öngören'in adını da bir kapıda görürüm herhalde...Bu kez Diyarbakır Çarşısı'nı gezemedim. Sipahi pazarına uğrayamadım. Oysa bir dolma taşı almak istiyordum. Seramikten öyle güzel bir formda yaparlar ki bu tencere iç kapaklarını...Poşu almayı düşünmüyordum. Nasılsa artık dışardan geliyor. Nerde olsa bulurum, Suriye dokumalarını, Çin boyamalarını...Kuçe Kitabevi'ne uğradık bir süre (Kuçe; küçük, çıkmaz sokak demek). Yarı kahve yarı kitapçı. Bu ara sayıları çoğalmış, Diyarbakır'da bu tür yerlerin. İstanbul'da da olsa diyecek oldum, Bülent Habora, İstiklal Caddesi'nde bu türden çok yer olduğunu söyledi. Bilgisizliğime şaştım ama bu kahve-kitapçıların en çok gece üçle beş arasında iş yaptıklarını da ekleyince, ayıldım. Diyarbakırlı şairleri, yazarları gördük Kuçe'de, söyleştik, Hicri İzgören'le, Ahmet Çakmak'la, Suzan Samancı'yla... Arada gençlerden de söze karışan oldu. Ama sonradan duyduk, "tanıdıklarıyla konuşmaya daldılar, yazar yazara konuştular, bize söz düşmedi" diye gönül koymuşlar. Biz, söze karışsınlar diye öyle yaptık oysa, yoksa niye bağıra çağıra konuşalım, aramızda sağır yok ki...Diyarbakır benim için bir kültür köprüleri şehridir. Çin Seddi ile yarışan surlarından daha önemlidir bu özelliği üstelik. Bununla anılmalı.Türkiye bir kültürler mozayiği, bunu yollarda daha iyi kavrıyorsunuz. Ne ki, bu kültürleri birbirine bağlayan köprüler az. Nedeni de açık, yazma ile okuma ile ilgili bunca yasak, bunca yasa, bunca dava...
www.evrensel.net