İran sinemasının bir fenomeni

İran sinemasının bir fenomeni

Yoksul bir ailede büyümesi bir kenara, Mahmelbaf, Houshang Golmakani'nin belgeselinden (Stardust-Stricken Mohsen Makhmalbaf; A Portrait -1996) öğrendiğimiz kadarıyla istenmeyen bir çocuktu.

İran sinemasının bir fenomeniÖzgür YarenOrta sınıf bir aileden gelmesine rağmen "İnsancıklar"ın yazarı Dostoyevski, kendini entelektüel bir emekçi olarak tanımlar. Eserlerinin ana teması, toplumun alt tabakalarının tasviridir. Dostoyevski'nin gelecekteki eserlerini şekillendiren sarsıcı olay, Çar II. Nikola'nın baskıcı saltanatı zamanında düzen karşıtı radikal etkinliklerinden dolayı 27 yaşındayken tutuklanıp idam hükmü giymesidir. Cezası son anda hafifletilir ve Dostoyevski Sibirya'da bir çalışma kampına 4 yıllığına sürgüne yollanır. Sürgün yıllarında her an öldürülebileceğine dair inancı Dostoyevski'nin üslup ve imgeleminde kalıcı izler bırakmıştır...Unuttuğumuz bir ülkeyi ve ülkenin en özgün yönetmenini anlayabilmek için, ana haber bültenleri ve gazete manşetlerinden toplumsal belleğimize kazınan önyargılara bulaşmadan bir yazıya başlayabilmenin en kolay yolu tanıdık referansların kavramlarıyla düşünmektir herhalde… Böylelikle zihnimizde Dostoyevski'ye dair önceden edinilmiş hazır yargıları yedeğimize alarak "Aşk Nöbeti" isimli filmi sinemalarda gösterilen İran'lı yönetmen Muhsin Mahmelbaf'ı anlamaya çalışabiliriz. Çünkü ilk kez karşılaştıklarımızı tanımlamanın en kestirme yolu bildiklerimize benzetmekten geçer.

Önce MarksistBenzer olaylar Mahmelbaf'ın da başından geçmiş, bir proleter devrimci ve Şah rejimine karşı savaşan bir "terorist" olarak 17 yaşında tutuklanıp, işkence görmüştür. Onu da idam edilmekten kurtaran sadece 'fazlasıyla' genç olmasıdır. Hapiste 5 sene geçiren Mahmelbaf, 1979 devrimiyle dışarı çıkar. Yakınlarda yayınlanan yarı otobiyografik yazısından çıkartabildiğimiz kadarıyla Mahmelbaf da hapisteki günlerini Dostoyevski gibi sürekli öldürüleceği korkusuyla geçirir. Tıpkı Dostoyevski gibi o da birçok eserinde çalkantılı yıllarını, yaşadığı tereddütleri ve çelişkileri işler.

Yaşamdan kesitlerYoksul bir ailede büyümesi bir kenara, Mahmelbaf, Houshang Golmakani'nin belgeselinden (Stardust-Stricken Mohsen Makhmalbaf; A Portrait -1996) öğrendiğimiz kadarıyla istenmeyen bir çocuktu. Aslında büyükannesi tarafından yetiştirilmişti. Daha sonra o da büyükannesine bakmak durumunda kalacak; bu deneyimi daha sonra 3 bölümden oluşan Destfuruş (İşportacı-1987) filminin ikinci bölümüne esin kaynağı olacaktır. "Nun ve Güldun" (Ekmek ve Çiçek, 1995) filmi, Mahmelbaf'ın genç bir militanken tutuklanmasına sebep olan olayı (bir polis memurunu bıçaklaması) anlatan bir tür iç hesaplaşmasıdır. Bir başka filminde de yönetmenin hapiste geçirdiği yılları ve geçirdiği düşünsel değişimlerini kendisine benzer konumdaki kurmaca bir idam mahkumu aracılığıyla izleyebiliriz (Boykot-1985). Yönetmenin erken dönem filmlerinde iç hesaplaşma ve kişisel çatışmalar özellikle İtalyan yeni gerçekçi akımdan etkilenerek çektiği filmlerinde görülen toplumsal eleştiriyle beraber filmlerinin baskın temasını oluşturur. "Boykot", "İşportacı", "Bisikletçi", "İyilerin Düğünü"nde sözünü ettiğim ortak tema açıksa seçilir.Burada bir parantez açıp devrim sonrası İran sinemasına bir göz atmakta fayda var. Devrim sonrasında İran'da sinema endüstrisinin bütün kolları lağvedilmiştir. Yapım, dağıtım ve gösterim dallarında faaliyet gösteren bütün işletmelerin dağıtılması sonrasında İran'da sinema durma noktasına gelmiş, ancak (kaçınılmaz olarak) devlete bağlı sinema kurumlarının kurulmasıyla birlikte hedeflenen yeni toplumsal oluşumu destekleyen, en azından devrimin hedefleriyle tezat oluşturmayan filmlerin çekilmesi sağlanmıştır. Bu seçkinci yaklaşım yönetmenleri çektikleri filmlerin içeriğinden ve yapısından dolayı sorumlu tutar. Böyle bir ortamda doğal olarak ilk örnekler her zaman 'öğretici' propaganda filmlerinden oluşur.

Sonra dinciDaha sonra devrim, politikalarına uyumlu yapıtlar sunabilen yönetmenler arasında 'devrimci parametrelere' uyum sağlayıp konulan sınırlar içerisinde kalarak başarılı ve özgün olabilmeyi başaran kendi kahramanlarını yaratır. Ancak herşey kontrol altındayken başarı yakalayabilen kahramanlar aynı kolaylıkla gözden düşebilir, karşı devrimci ya da hain ilan edilebilirler. Yine tanıdık referanslara başvurarak Mahmelbaf'ın yönetmenlik yaşamıyla Ayzenştayn veya Vertov arasında paralellikler kurabiliriz. Mahmelbaf, bütün özellikleriyle "devrimin çocuğu"dur. Başından beri şah karşıtıdır. Önceleri marksist olsa da, devrim sonrasında serbest bırakılan Mahmelbaf'ın koyu bir islamcıya dönüştüğünü görürüz. Devrimin ilk yıllarında Mahmelbaf o kadar radikaldir ki, kurulmasında öncülük ettiği İslami Felsefe ve Sanat Kurumu çatısı altında yazdığı makalelerinde kadınların filmlerde hiç gözükmemesi gerektiğini, kadın rollerinin erkekler tarafından oynanabileceğini savunmaktadır. İki önemsiz propaganda filminden sonra "Boykot", "İşportacı", "Bisikletçi" ve "İyilerin Düğünü" ile devrimin kahramanı haline gelen Mahmelbaf, bu filmlerinden sonra hayatı boyunca sıkça girdiği sert düşünsel virajların birini daha alır.

Sonra yine muhalif1990 yılında, İran'da çekilmesine izin verilmediği için Türkiye'de çektiği "Aşk Zamanı", Mahmelbaf'ın gösterimi yasaklanan ilk filmi olur. Başka bir erkeğe aşık olan evli bir kadını konu alan filmi İran'da çok büyük eleştirilere maruz kalır. Bu filmin yasaklanmasıyla birlikte devrimin çocuğu Mahmelbaf rejime karşı kazandığı güveni yitirir. Önceki filmleri de tekrar mercek altına alınır. Mahmelbaf bir muhaliftir, tüm filmlerini bu gözle tekrar izlemekte fayda vardır! 1991'de çektiği "Zayenderud Geceleri" İran-Irak savaşının geride bıraktığı gazilere adanmıştır ama 1991 yılı Fajr Film Festivali'ndeki ilk gösterimin ardından bir zamanlar İslam devriminin en baş sanatçılarından sayılan yönetmeni neredeyse kara listeye çıkarılmıştır. Daha sonra 1992'de "Bir Zamanlar Sinema", 1993'te "Kaçar Hanedanı'ndan Manzaralar", 1993'te "Aktör" ve 1995'te "Selam Sinema"yı çeker. Bunlar toplumsal sorunlar veya kendi iç çelişkilerinden çok sanat kavramını ya da doğrudan sinema sanatını ele aldığı, yeni gerçekçi akımının etkisindeyken çektiği ilk dönem filmleriyle tamamen tezat oluşturan filmlerdir. Nihayet 1998 yılında ülkesindeki baskılardan bunaldığı için Tacikistan'da çektiği "Sessizlik" filmi, danseden bir kızın yer aldığı sahnesi yüzünden ülkesinde yasaklanır. Mahmelbaf, sansüre karşı üç yıl direnip filmini kısaltmaz ve çekildikten dört yıl sonra ülkenin siyasal atmosferinin biraz daha yumuşamasıyla sinemalarda gösterilmeye başlanır. Yaşadığı değişimleri Mahmelbaf basitçe "politikadan düş kırıklığına uğradım, şimdi sanata döndüm" diye ifade eder. Filmlerini seyredip hakkında yargılara sahip olan seyircileri şaşırtan bir naiflikle açıklar yaşadığı değişimi… İlk bakışta, yeterince açıklamadan, üstünkörü ve olabildiğine basit ifadesini bir takım kısıtlamalarla kaşı karşıya olmasıyla gerekçelendirebiliriz. Ancak, bu kadar keskin dönüşümler geçirmiş yönetmenin önceki açıklamalarına baktığımızda da aynı basitliği görürüz. Hapishane yıllarıyla yönetmenlik yaşamını kıyaslarken yine basitçe; "Her zaman bir gerilla olarak kaldım ama hapishane yıllarından sonra kültüre döndüm" deyiverir.1995 yılında bir gazeteye yeni çekeceği bir film için oyuncu aradığını belirten bir ilan verir. İlana tam beş bin kişi başvurur. 5000 kişi arasından oyuncu seçmelerini filme aldığında kendisi hariç hiç kimsenin rol yapmadığı devasa bir belgesel çıkar ortaya; "Selam Sinema". 13 saatlik, 3 saatlik, 90 dakikalık ve 75 dakikalık olmak üzere dört ayrı versiyonu bulunan bu film birçok festivalde ödül alırken İran'da da tam bir milyon seyirciye ulaşır. Ertesi yıl İran'da halı dokuyarak geçimlerini kazanan bir göçer kabilenin ve halıların öyküsünü anlattığı "Gabbeh" filmi ise yönetmenin ününün tüm dünyaya yayılmasını sağlar. Tabii filmde geçen halıların da… Filmin ünü dünyaya yayıldığında pahalı Gabbeh'ler de batı burjuvazisinin evlerine yayılmaya başlamıştır. Mahmelbaf düşünsel değişimlerinin yanında gerçekçilikten şiirsel gerçekçiliğe, cinema verite'den gerçeküstücülüğe sekerek her defasında izleyicisini şaşırtarak sinemada yoluna devam eder. İran'da Mahmelbaf'ın lehinde ve aleyhinde olanlar kıyasıya bir tartışmaya girmiş, Mahmelbaf üzerinden rejimi ya da muhaliflerini sorgular, Mahmelbaf'a asla kabullenmeyeceği anlamlar, işlevler yüklerlerken, o herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Tuhaf bir hikâye…

KaynakçaAktaş, Cihan, Şarkın Şiiri İran Sineması, Nehir, 1998, İstanbulTotaro, Donato, "Mohsen Makhmalbaf: Retrospective", 1997, Septembre 18 Elif Genco, Yeni İran Sineması'ndan Cafer Panahi ve Filmleri, Yeni İnsan Yeni Sinema, S:5 yaz-sonbahar 98, sayfa 34Sabire Zebil, "Makhmalbaf'ın Gerçeğe "Gabbeh"vari Yaklaşımı", 25. Kare, s.20Rosenbaum, Jonathan, "Mahmelbaf ve Dostoyevski: A Limited Comparison", Şikago Film Merkezi, "10. İran Filmleri Festivali" Bülteni/ 24.10.99Rosenbaum, Jonathan, "Packaged Parables: Gabbe" Chicago Reader Movie Review, 1997Walsh, David, "A Moment of Innocence: (Bread and Flower),Interview with Mohsen Makhmalbaf", Eylül, 1996 Colin, Gönül Dönmez, "Gerillanın Sanatçı Olarak Portresi", Paylaşılan Tutku Sinema, Cumhuriyet, 1998, İstanbul
www.evrensel.net