Fikir çok ama Meclis

Fikir çok ama Meclis'te dinleyen yok

Sendikacılar, Anayasa değişikliğinin emek örgütlerinin görüşleri dışlanarak gerçekleştirilmesine tepki gösteriyor, emekçilerin lehine Anayasal düzenlemelerin neler olması gerektiğini anlatıyorlar.

Fikir çok ama Meclis'te dinleyen yokŞengül KaradağTBMM, Anayasa'nın 37 maddesinin değiştirilmesi için hafta başında olağanüstü toplandı. Anayasa Komisyonu oluşturuldu ve değişiklik maddeleri, Genelkurmay'ın ve MHP'nin "hassasiyetleri" doğrultusunda rötuşlar yapılarak 3 gün içinde kabul edildi. Komisyonun kabul ettiği değişiklik maddelerinin pazartesi günü Meclis Genel Kurulu'na getirilerek, Avrupa Birliği Türkiye hakkındaki ilerleme raporunu yayımlamadan önce yürürlüğe konması planlanıyor. Yani bir "demokratikleşme" gayretinden daha çok bir "telaş" söz konusu.Medyanın "37 dev adım" gibi popüler ifadelerle sunduğu Anayasa değişikliği, TBMM Uzlaşma Komisyonu'nda yapılan pazarlıkların bir ürünü. Emekçilerin değişiklik tasarıları konusunda bilgisi ve söz hakkı olmadı. Mevcut Anayasa'dan en fazla şikayetçi olan kesimlerden biri olan sendikacılar da bu duruma tepki gösteriyor.

Emek örgütlerine kapalıBir "yasaklar manzumesi" olan 12 Eylül Anayasası'nın, halkın taleplerine ve eleştirilere rağmen 19 yıldır topluma hükmettiğini belirten Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul, şimdi ise "birtakım yerlere verilen sözler" nedeniyle ve "yasak savma" anlayışıyla değiştirildiğini söyledi. Yapılan değişikliklerin halkın ve emek örgütlerinin katılımına kapalı tutulduğunu, fikri alınan tek kesimin patronlar ve onların örgütleri olduğunu ifade eden Yurdakul, "Özünde küçük hesapların ve partiler arası pazarlıkların yattığı bir Anayasa değişikliğinin topluma nasıl bir katkısı olabilir?" diye sordu. Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Hizmet-İş Genel Başkanı Hüseyin Tanrıverdi ise Anayasa değişikliği paketini hem "sevindirici" hem de "tedirgin edici" buldu. Tanrıverdi, bir yandan "Değişiklikler Türkiye'nin önünü açacak" derken, diğer yandan değişikliğin "halk için değil de Avrupa Birliği'ne girmek için yapılmasının üzücü" olduğunu söyledi. Yapılanlar arasında direkt halka yansıyacak, mevcut durumu düzeltecek değişiklikler bulunmadığını kaydeden Tanrıverdi, "Siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran, hak ve özgürlüklerin açılımını sağlaması beklenen değişiklikler olumludur" dedi. Hüseyin Tanrıverdi, Anayasa değişiklikleri konusunda halkın ve kitle örgütlerinin görüşünün alınmamasını ise "katılımcı demokrasi açısından bir ayıp" olarak değerlendirdi. KESK Eğitim Sekreteri İbrahim Kudiş gündeme gelen Anayasa değişikliklerinin toplumun geniş kesimlerinin temsil edilmediği bir Meclis tarafından yapılacağına ve Meclis bileşimindeki dengelere göre şekilleneceğine dikkat çekerek, demokratikleşme sorununun devam ettiğini söyledi. "Hem demokratikleşmenin bir gereği olarak Anayasa değişikliği öne sürülmekte, hem de Tüm Yargı-Sen yönetici ve üyeleri sendikal faaliyetleri nedeniyle ceza alabilmektedir. Yine görülmemiş bir pervasızlıkla bir gece yarısı TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu sendikal çalışmaları nedeniyle kelepçelenerek gözaltına alınabilmiştir" diyen Kudiş, değişikliğin demokratikleşmeye ihtiyacı olan emekçilerin talepleri üzerinden yapılmasıyla anlamlı olabileceğini belirtti.

'82 Anayasası değişmeli1982 Anayasası'nın devleti savunma anlaşıyına dayandığını ifade eden DİSK'e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası Genel Sekreteri Ali Yılmaz, "12 Eylül 1980 ile parlamentonun yeniden faaliyete geçtiği 6 Aralık 1983 arasında 535 yasa çıkarılmıştır. Bu dönemde bütün demokratik örgütlenmeler, özellikle sendikal hak ve özgürlükler, bu antidemokratik anlayış çerçevesinde düzenlenmiştir" dedi. '82 Anayasası'nda parça parça yapılacak değişikliklerin toplumun beklentilerini karşılayamayacağını kaydeden Yılmaz, "Geçerli tek çözüm yeni, demokratik bir anayasadır" diyerek, yeni anayasa hazırlıklarının da "toplumun örgütlü kesimlerinin katılımıyla ve demokratik bir zeminde" yürütülmesi gerektiğini kaydetti. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Yükseköğretim tehlikedeDevlet üniversiteleri kaynak yetersizliği nedeniyle 2001-2002 eğitim-öğretim yılına sancılı başlıyor. Üniversitelerin içinde bulunduğu duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Rektörü Prof. Dr. Sabih Tansal, bütün devlet üniversitelerinin sorununun kaynak yetersizliği ve devletin eğitime ayırdığı payın gün geçtikçe azalması olduğunu söyledi. Prof. Dr. Tansal, üniversitelerinin 2000 yılı bütçesinin 17, 2001 yılı bütçesinin de 20 trilyon lira olduğunu, 2002 için de yüzde 45 artışla bütçe hazırlamalarının istendiğini kaydetti.

'Eğitime ara veririz'Herşeyin yüzde 100 pahalandığı bir dönemde yüzde 45 artışla giderlerini karşılamalarının mümkün olmadığını ve böyle bir bütçeyle üniversiteyi sağlıklı yönetemeyeceklerini ifade eden Prof. Dr. Tansal, şunları söyledi: "Elektrik, doğalgaz paralarını ödeyecek bütçemiz yok. Bunların sene sonuna kadar toplamı yaklaşık 450 milyar lira. Kütüphanenin 500 bin dolarlık borcunu karşılayacak ödeneğimiz yok. Bu borçlar seneye devrederse, kesintisiz eğitim yapmak çok zor olacak. O nedenle bu sene bütçemize yeterli ödenek konmaz, biz de elektriğimizi, gazımızı ödeyemezsek ve TEDAŞ, İGDAŞ elektrik ve gazımızı keserse, biz de tabii ki eğitimimize ara veririz. Bunun başka çıkarı yok. Öğrenciyi buz gibi soğukta oturtup ders veremezsiniz, yurtlarda öğrenciyi barındıramazsınız."

Öğretim üyesi sorunuBir diğer sorunun da öğretim üyelerinin maaşlarının düşüklüğü olduğunu ve bir profesörün maaşının 500 dolara indiğini kaydeden Prof. Dr. Tansal, "Bu paraya bilim üreten, yabancı dil bilen, uluslararası düzeyde yayın yapan kaç kişi bulursunuz? Hocalarımız üniversiteye olan bağlılıkları, görev aşkları gibi büyük fedakârlıkla bunu sürdürüyorlar. Ama bu iş ne kadar sürer bunu bilemiyorum. Üniversiteler öğretim üyesi bulamaz hale gelecekler" diye konuştu.

YÖK sorgulanmalıİstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu da, üniversitenin sıkıntıları konusunda şunları söyledi: "Bütün üniversiteler ekonomik darboğaza bağlı olarak programlarını gerçekleştirememenin sıkıntısı içinde. Birçok üniversitenin kampuslerinde mekân sıkıntıları artık dayanılmaz boyutlarda. Dershanelerde bugünün teknolojileri uygulanamıyor. Özellikle İÜ gibi eski üniversitelerde kontenjanların giderek artmasına dayalı öğrenci sayısı fazlalığından kaynaklanan sorunlar var. Barınma, beslenme, kültür, spor ve mediko-sosyal gibi sağlık hizmetlerinde öğrencilere Avrupa üniversiteleri ayarında imkânlar sunulamıyor." Bu sorunlara kaliteli bilimsel eğitim ve yabancı dil eğitimini katmadıklarını ifade eden Alemdaroğlu, "Öğrenciyi üniversiteye almak önemli değil, onu aldıktan sonra kaliteli bir şekilde eğitmek önemli" dedi. Öğretim üyelerinin maaşlarının da çok düşük olduğunu kaydeden Alemdaroğlu, bir asistanın sadece 200 milyon lira aldığına dikkat çekti.Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Rektörü Prof. Dr. Ayhan Alkış da, "Üniversiteler her yıl sorunlu açılıyor. Ne yazık ki bunun temel nedeni sorunların çözülmemesinden kaynaklanan yığılma" dedi. Üniversitelerin kaynaklarının krizle birlikte azaldığını ve birçok üniversitenin elektrik, su gibi cari harcamalarını karşılamakta sıkıntıya girdiğini dile getiren Prof. Dr. Alkış, "Üniversiteler ciddi kaynak sıkıntısı içinde" diye konuştu.Öğretim elemanlarının ücretlerinin ekonomik kriz döneminde daha da bozulduğunu anlatan Prof. Dr. Alkış, ücret dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini istedi. Prof. Dr. Alkış, üniversitelerin kaynak sorunlarına köklü çözümler getirmek gerektiğini, bunun için de üniversitelerin 20 yılını dolduran YÖK yapısını tartışarak, 21. yüzyılın üniversitesini kuracağı yeni bir sistem oluşturması gerektiğini kaydetti.
www.evrensel.net