'Savaşa çekilmemize

    izin vermeyeceğiz'

'Savaşa çekilmemize izin vermeyeceğiz'EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, Türkiye'nin ABD çıkarları uğruna bir savaştan hiçbir kazancı olmayacağını belirterek, "Böyle bir savaştan bizim payımıza kan ve gözyaşı düşer. Bu, bizim savaşımız değildir" dedi. Tüzel ve beraberindeki heyet Urfa, Tunceli, Elazığ, Malatya ve Diyarbakır'ı kapsayan bölge gezisini tamamlayarak, EMEP Diyarbakır İl Örgütü'nde basın toplantısı düzenledi. Yalnız ülkede değil tüm dünyada bir kaos yaşandığına vurgu yapan Tüzel, Türkiye'de olduğu gibi Amerika ve diğer ülkelerin ekonomilerinde de bir durgunluk yaşandığını belirtti. Tüzel, şunları kaydetti: "Bolluk sorun olmaktadır. Sermaye bolluğu büyük devletlerin başına dert olduğu gibi, mal bolluğu da dert olmaktadır. Yeni yatırım ve pazar alanları arayışı, hammadde kaynakları üzerinde denetim sağlama çabaları, dünyanın birbirine düşmesine götürmektedir. Bin Ladin'i eğitip besleyen ABD, şimdi onu sözde hedefe koyarak gücünü dünyaya yeniden kanıtlamak için fırsat olarak kullanmaktadır. Terör eken terör biçmekte ve kendi ülkesi içinden kaynaklanması muhtemel 'ikiz kuleler' ve Pentagon'a uçak çakılmalarını yeni terör eylemlerinin gerekçesi yapmaktadır. Sermayesine yeni talan alanları arayan ABD emperyalizminin İngiltere ve İsrail'le birlikte yanında gönüllü olarak Türkiye'yi bulması acıdır. Ama bir savaşın yol açacağı yıkım kadar gerçektir."

'Alet olmayacağız'Şimdiden Diyarbakır üzerinde Amerikan uçaklarının cirit attığını söyleyen Tüzel, İncirlik'in yanı sıra Erhaç ve Pirinçlik'in de Amerikan saldırganlığına sunulmasının Türkiye'yi savaşın eşiğine getirdiğini belirtti. Tüzel, ülkemizin ve emekçilerin ABD çıkarları uğruna bir savaştan hiçbir kazancı olmadığını kaydederek, "Böyle bir savaştan bizim payımıza kan ve gözyaşı düşebilir. Kore'den bu yana, Afrika ve Balkanlar'da ABD'nin ardından yürüyen egemenler, halkımıza yeni kitlesel ölümler hediye etmenin peşindeler" dedi. Levent Tüzel, "dış düşmanlar"la halkı bir süre oyalayıp, dikkatleri işsizlik ve sefaletten, borç batağından, Kürt sorunundan, bağımsızlık ve demokrasi kavgasından uzaklaştırmanın yönetenlerin işine geldiğini; 15 yıllık bir çatışma ortamından sonra, emekçileri daha büyük bir savaşın içine atmakta sakınca görmediklerini belirtti. Emperyalist savaşa karşı, komşu halklarla düşmanlaştırılmaya ve birbirine kırdırılmasına karşı olduklarını vurgulayan Tüzel, böyle bir savaşa alet olmayacaklarını, ülkenin emperyalistler tarafından böyle bir savaşa sürülmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.

Sorunlar daha derinDiyarbakır'da Demokrasi Platformu bileşenleri, Büyükşehir Belediyesi ile GÖÇ-DER yetkilileriyle görüşmelerde bulunduklarını belirten Tüzel, IMF ve DB'nin Kemal Derviş eliyle Türkiye'de uyguladığı programın açtığı yıkıma, yoksulluk ve işsizliğe karşı işçi ve emekçilerin iş ekmek, özgürlük talepleri etrafında birleşmesi gerektiğini vurguladı. Tüzel, Doğu ve Güneydoğu'da sorunların daha ağır, sefaletin daha derin, yoksulluğun da kahredici bir biçimde yaşandığını söyledi. Başta Diyarbakır olmak üzere bölge illerinin işsiz kitleleriyle dolduğunu, yakılıp yıkılan köylerden göç etmek zorunda kalan yoksulların şişirdiği illerin nüfusunun bölge sorunlarını daha da derinleştirdiğine değinen Tüzel, şöyle konuştu: "Özelleştirmelerle işsizlik artarken bölgede tarım ve hayvancılık tükenişin eşiğine getirilmiştir. Üretici-köylü ürettiğini geçen yılın fiyatının altında elinden çıkarmaya zorlanmaktadır. Pamuğu, buğdayı, pancarı, kayısısı para etmemekte, elinde kalmakta, tüccarın-tefecinin insafına terk edilmektedir. Urfa'da sarımsağını tarlada bırakan köylü, yemden daha ucuza geldiği için buğdayını ise hayvanlarına yem yapmaktadır. Bir şişe su, bir litre sütten bir misli pahalıdır. Köylü, göç ettirilmenin ötesinde, ekonomik bakımdan da yok oluşa itilmektedir" dedi.

Emekçiler el koymalıSon iki yıldır bölgede ve ülkede tek bir yatırım yapılmadığına, kamu harcamalarının azaltılmasının durgunluğu artırdığına dikkat çeken Tüzel, bu durgunluk içerisinde döviz ve enflasyonun sürekli yükseliş içerisinde olduğunu ifade etti. Tüzel, "IMF'den dilenilen parayla büyüyen dış borcun yanında, eski borçları kapatmak için açılan iç borç ihaleleriyle doğmamış bebeler şimdiden dev bir borç yükünün altına sokulmuştur. Sanayi ve tarımda üretim durma noktasına gelmişken, müflis tüccar misali birinden aldığıyla diğerinin borcunu kapatmak marifet sayılır olmuştur" dedi. Onyıllardır izlenen bu emperyalist güdümlü politikaların duvara tosladığını, ülkeyi ve sorunları daha da içinden çıkılmaz kılarak batağa sapladığını belirten Tüzel, artık tek alternatifin Türk'üyle, Kürt'üyle emekçilerin kendilerinin ve ülkelerinin kaderine el koyması olduğunu vurguladı.EMEP Genel Başkanı Tüzel, ülkede işlerin artık eskisi gibi gitmediğini egemenlerin de bildiğini belirterek, ülkeyi ve siyasal alanı emperyalistlerin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmaya giriştiklerini söyledi. Tüzel şöyle devam etti: "Demokrasi ve barış gibi sözcükleri dillerine doladılar. Milyonlarca Kürt köylerinden sürülmüş, yokluklar içinde yaşarken, krizden bu yana 1 milyon işçi işten atılmışken, grevler 'ulusal güvenlik' gerekçesiyle peşpeşe yasaklanır, sendikacılar sürülüp, 'terörist' muamelesi görürken, örneğin TÜSİAD 'demokrasi' ve 'haklar'dan söz ediyor. Demokratikleşme ve Anayasa değişikliği tartışmaları yapılıyor. Halk bu tartışmaların dışında tutulmaktadır. Kimse halkın ne düşündüğünü sormuyor. Kendileri için öngördükleri değişiklikleri halk için yapacaklarını ileri sürüyorlar. 12 Eylül'ün yasakçı mantığı, örneğin köye dönüşün engellenmesi olarak bir ısrarla yürürlükte tutulurken, Avrupa'ya uyum adına yapılacak düzenlemelerin gerçekçiliğine kim inanır? Yasalar ve Anayasa'nın geri kalan birçok maddesiyle düşünce suç sayılmaya devam ederken, bir kalem oynatmasıyla özgürce konuşup yaşayabileceğimize nasıl inanırız?"

Demokratik halkçı çözümLevent Tüzel, Kürt sorununun ülkenin temel sorunlarından biri olarak çözümsüz kaldıkça, kimlik sorunu yaşamsal önemini korudukça, dil ve kültür özgürlüğünün bir aldatmacadan öteye geçemeyeceğinin altını çizdi. OHAL'in ülkenin bir bölümünün ayrı bir rejimi olmayı sürdürdükçe, yasakların yerini özgürlüklerin almasının inandırıcı olmadığnı söyleyen Tüzel, 1 Eylül Dünya Barış kutlamalarına yapılan yasakları ve saldırıları hatırlattı. Tüzel, "1 Eylül Dünya Barış kutlamaları yine yasaklanmış ve saldırıya uğramışken, siyasal özgürlüklerden söz edilemez. Parti kapatmalar bu ülkenin gerçeği oldukça, demokrasi ve özgürlük ancak mücadele konusu olabilir" dedi. Yeni bir Anayasa'ya ihtiyaç olduğunu, ancak bu demokratik Anayasa'nın işçi ve emekçilerin, Kürtlerin mücadelesinin ürünü olabileceğini vurgulayan Tüzel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bağımsız ve demokratik Türkiye mücadelesinin başarısı, demokratik bir Anayasa için de zorunludur. Dil ve kültür özgürlüğü, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü bilelim ki, kendilerinin ve ülkenin kaderine el koyacak emekçilerce elde edilecektir. Bunun için birleşmek ve mücadele etmekten başka yol yoktur. Ve sorun Anayasa sorunundan ibaret değildir. Köyünden sürülmüş, bir dilim ekmeğe muhtaç edilmiş, sağlık ve eğitim hakkına bile sahip olmayan Kürt için kağıt üzerindeki yasal düzenlemenin bir önemi yoktur."EMEP Genel Başkanı, bölgede yaptıkları etkinliklerden sonra büyük sanayi kentlerinde de savaşa, işsizliğe, yoksulluğa, IMF ve DB politikalarına karşı mitingler ve işçi gösterilerini sürdüreceklerini ve bunun ilk ayağının 23 Eylül'de Gebze'de gerçekleştirileceğini söyledi.
www.evrensel.net