Savaşın globalizasyonu

Savaşın globalizasyonu

Emperyalizmin yaşadığı periyodik ekonomik krizlerin seyrine bakıldığında, ekonomik krizin 1990'lı yıllara tekabül edeceğini görürsünüz.

Savaşın globalizasyonuDoç. Dr. Uğur Selçuk AkalınSermayenin önündeki engellerin kaldırılması ve özgürce hareket edebilmesi globalizasyon sürecinin yegane hareket noktasıdır. 1990'ların sonu itibariyle ulusal paranın alım ve satımlarının (döviz ticaret hacmi) günlük yaklaşık olarak 1.5 trilyon dolara ulaşarak 1986 yılı itibariyle gerçekleşen hacmin 8 katına varması, özellikle finans sermayesinin (finans kapital) 1980 yılı sonrası hareketlenen ve 1990 yılından sonra da SSCB'de meydana gelen gelişmeler karşısında daha da hızlanarak dolaşımının ve dünya ekonomisini etkileyerek hakimiyeti altına alma yolunda atılan adımlarının ne boyuta geldiğinin bir göstergesi olarak ele alınması ve dikkal edilmesi gerekir. Sermayenin önündeki engellerin kaldırılması ölçüsünde, globalizasyon (emperyalizm) dünyanın hakimiyetini sağlamadaki birincil amacına o derece yaklaşmış olacaktır. Sermayenin hareket serbestisinin önündeki engeller oluşmaya başladığı ve bu engellerin globalizasyon sürecinin işlemesinde ciddi boyutlara çıkma eğilimi ortaya çıkmaya başladığı andan itibaren, sermayenin bu karşı eğilimleri durdurmak için yapamayacağı hiç bir şey yoktur. Daha açıkçası, sermaye engellerin ortadan kaldırılması noktasında sınır tanımayacak bir şekilde her türlü aracı kullanmaya başlayacaktır. Engellerin tasfiyesi için kullanacağı araçları, ekonomik alandan tutun da siyasi platformun en akla gelmez unsurlarının içinden seçerek müdahale etmeye başlar. Ancak, seçtiği ve kullanacağı araçlar içinde öylesine bir araç vardır ki, hem çaresizliğin, hem de acımasızlığın bir göstergesi olan ve hem de kendi iç çözülmesinin önlenmesi için ve özellikle ekonomik kriz dönemlerinde kullandığı savaşlardır.

Savaş kaçınılmazBöylece, dünya hakimiyetini devam ettirmek için savaş dışı unsurlarla yeterli mesafeleri almadığında, dünya ölçeğindeki maliyeti ne olursa olsun savaş unsuruna başvurarak, bu unsuru değişik dozlarda uygulamaya sokar. El'an, tam da bu şartları yaşayacak gibi görünüyoruz. Olası bir savaşın boyutları ve dozu yine dünya imparatoru! (ABD) ve dünya imparatorluğuna ortak olma yolunda gelişmelerini sürdüren ülkeler tarafından belirlenecektir. Bir başka deyişle, savaş hamlesi en azından şu an için kiracıların ev sahipleriyle yapacakları, ancak ev sahibinin isteklerinin ağırlıklı olarak yazılacağı kontrat çerçevesinde kendini gösterecek ve imzalanacaktır. Dozunu şimdiden, hatta başladıktan sonra da pek öngöremeyeceğimiz, ama olacağı konusunda hiç kuşku taşınmaması gereken savaş çerçevesinde, savaşa konu olan ya da olmuş gibi görünen olgunun (olguların) ne olduğunun da pek önemi yoktur. Az öncede belirttiğim gibi, sermayenin hareketinin önüne geçildiği sürece savaş zaten kaçınılmaz bir son olarak ortaya çıkacaktır. Bu kaçınılmazlık ortaya çıktığında kiracılar için hem yapılabilecek fazla bir şey yoktur ve hem savaşın tüm sonuçları aleyhlerine işleyecek olsa da buna katlanmak zorunda kalacaklardır.Emperyalizmin amaçları açısından 1946 yılı sonrası ortaya çıkan genişleme dinamikleri ele alındığında 2001 yılını hesaba katarak değerlendirme yaparsanız 55 yılın ve yine 1946 yılı sonrası yayılma sürecinin önündeki engellerden biri olarak ele alınabilecek ve emperyalizmin önünde, ne ölçüde tartışmaya açık olsa dahi, bir set oluşturan sosyalist gelişmelerin hesabı da yapıldığında ve sosyalizmin kalesi olarak nitelendirilen SSCB'nin 1990 yılı sonrası durumu göz önüne alındığında geçen ve tek kutupluluğun yaşanmaya başlandığı 11 yılla birlikte oldukça zaman kaybettiği duygusunu ortaya çıkaran ve hiç de azımsanmayacak bir sürenin geçtiğini söyleyebiliriz. Sermaye ürkektir, tahammülsüzdür, acımasızdır ve bu temel nitelikleridir ki hakimiyetinin kaçınılmaz yıkılışının temellerini oluşturur.

Periyodik krizlerEmperyalizmin yaşadığı periyodik ekonomik krizlerin seyrine bakıldığında, ekonomik krizin 1990'lı yıllara tekabül edeceğini görürsünüz. Ve yine gözlemlendiğinde, emperyalist ülkelerde resesyon belirtileri 1990'ların ikinci yarısından itibaren ipuçlarını vermeye başlamış ve 2000 yılı sonundan itibaren de başta ABD olmak üzere diğer emperyalist ülke ekonomileri için ve dolayısıyla dünya ekonomisinde resesyona girme eğilimleri hızlanmıştır. Dolayısıyla, hangi nedenle olursa olsun (neden olmasa da yaratılırdı) en uç araç olarak öne çıkarılan savaş ve yaratacağı rüzgar kaçınılmaz hale getirilmiştir. Bu durum şu anda tüm dünyada sanki olması oldukça zor olan bir şeyin (savaşın), birden bire ortaya çıkması olarak algılatılmak isteniyor.Halbuki, emperyalizmin işleyiş dinamikleri göz önüne alındığında hiç de sürpriz bir gelişmeyle karşı karşıya değiliz. Zaten yine, dünyanın dört bir yanında düzeneğin işlemesine yardımcı olan nokta savaşlar sürmektedir. ABD için yapılan stratejik çalışmaların hangisine bakarsanız bakın varılan sonuç, bu ülkenin yeni bin yıldaki konumu konusunda şu ya da bu şekilde hakimiyetinin vurgusu bulunmakla birlikte, ABD ekonomisinin yaklaşık 25-30 yıllık bir resesyon sonucu dünya üzerindeki ekonomik hakimiyetinin 1946 yılı sonrası sahip olduğu düzeyin gerisinde kalacağı şeklindedir. Dolayısıyla, bu ekonomik güç hakimiyetindeki gerilemenin en aza çekilmesi bir savaş gereksinimini her zaman olduğu gibi cepte saklı tutmuştur. Zira emperyalizmin ayakta kalmasını sağlayacak sömürü, yeniden sömürü gerçekleşecek ve doymak bilmez kâr hırsı bu yolla kendini yeniden üretecektir.

Yeni dünya düzeni mi?Bu son ifadeden hareketle, yine bu günlerde uygulanan ve savaşın siyasi ve ekonomik boyutu olarak kabul edebileceğimiz bir söyleme geçebiliriz. Bu söylem ise, yeni bin yılda yeni dünya düzeninin yeniden şekilleneceğinin vurgusudur. Bu ele alış en yalın haliyle, ABD'nin dünya üzerindeki ekonomik ve siyasi hakimiyetinin askeri gücü eşliğinde belirleneceğinin vurgusudur. Emperyalizmin mantığı gereği de zaten olması gereken de budur. Hatta geç bile kalınmıştır. Bundan böyle nokta savaşlar olarak sürgelen eğilimler, doğrudan ABD müdahaleleriyle nihai ve kesin hakimiyet kurma amacına hizmet edecek ara arçalar haline gelecektir. Bunun böyle olmasını gerektiren bir başka unsur ise son yıllarda oldukça yüksek sesle tartışılan, tartışılmasının ötesinde varlıkları sorgulanan ve 1946 yılı sonrası ABD'nin başkanlığında emperyalist ülkelerin finansal hakimiyetinin kurumları olarak kurulan ve işletilen IMF ve IBRD'nin (Dünya Bankası) emperyalizmin finansal hakimiyet amacına yönelik işlevlerinin artık başarıyla tamamlamış olmalarıdır. Dünya ölçeğinde azgelişmiş ülkeler ve bu kurumlar arasındaki ilişkilere bakıldığında, azgelişmiş ülkelerin tümüyle yoksulluk ve sefalet içine itildiği ve mevcut kaynaklarının kurutulmuş olduğu görülmektedir. Bu ülkelerdeki ABD karşıtı gelişmelerin tam ve kesin bir şekilde önüne geçilmesi için, altın vuruşun savaşla birlikte gelmesi gerektiğini görmemek için hiçbir neden yoktur. Tabii ki bu altın vuruşun tek ülke bazında ve o ülkeye yönelik olarak olduğunu düşünmemek gerekir. Zaten ABD de, meydana gelecek gelişmeler çerçevesinde kendine karşı olacak her ülkeyi düşman kabul edeceğinin vurgusunu tüm dünyaya açık açık ilan etmektedir. Savaşla şekillenecek yeni dünya düzeninin gerçekliği hiç de spekülatif bir görüş değildir. Bunun ispatı için geçmişe dönüp, azgelişmiş ülke ekonomileri için IMF politikalarının uygulanabilmesi konusunda zorunlu koşul olarak kendini gösteren ve yıllarca telafisi mümkün olmayan gelişmelere sahne olan askeri darbeler hatırlanmalıdır. Dolayısıyla, emperyalizme karşı durulduğunda, global bir savaş ihtimalinin yüksek olması söz konusu olduğundan, savaşın globalizasyonunun askeri darbelerin ABD tarafından dünya ölçeğinde genişletilmiş bir şekli olduğunu saptayabiliriz.

Afganistan en zayıf halkaZaten savaş çığlıklarının atıldığı ve baltaların çıkarıldığı bu günlerde tek hedef olarak Afganistan gibi bir ülkenin seçilmiş olması da emperyalist ülkelerin olası bir savaş ile ilgili düşüncelerinin saptanmasının ve bu savaşın ne ölçüde yaygınlaştırılabileceğinin denenmesinin bir ifadesi olarak ele alınmalıdır. Zira ABD (İngiltere) ve NATO'nun diğer üye ülkeleri arasındaki mutabakat derecesi savaşın en zayıf ülkeden başlatılarak nasıl globalleştirilebileceğinin bir işaretidir. Emperyalist ülkeler arasındaki güç dengesi ve paylaşım mücadelesindeki çıkar ilişkisinin dozu, yeni dünya düzenini 1946 yılından itibaren istenen gelişmelerin rayına oturtulması anlamında, yeniden şekillenecektir. Bir başka deyişle, ABD ve dünya imparatorluğuna aday ülkeler arasındaki çelişki (çekişme), savaşın globalizasyonu konusunda belirleyici bir niteliğe dönüşmekte ve azgelişmiş ülkeler üzerinden açığa çıkmaktadır.
www.evrensel.net