Fatura çok ağır olacak

Prof. Sinan Sönmez, savaşın krizi daha da derinleştireceğini, bundan sadece ABD'li silah ve petrol tekellerinin kârlı çıkacağını vurguladı.

Fatura çok ağır olacakSultan ÖzerAtılım Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Sönmez, ABD'nin başlatacağı bir saldırının ABD'li silah ve petrol tekellerinin işine yarayacağını ve bu tekellerin savaşı destekleyeceğini söyledi. ABD'nin kendisine yapılan saldırıya vereceği yanıtın kapsamının önemini vurgulayan Sönmez, geniş kapsamlı bir saldırı ya da askeri operasyonun dünya ekonomisi üzerinde derin ve kalıcı etkiler doğuracağına dikkat çekti. Dünyanın hızla bir durgunluk dönemine girdiğini ve saldırının bunu hızlandırdığını söyleyen Sönmez, silah sanayiinin dünya ve ABD ekonomisini, dünya savaşı döneminde olduğu gibi canlandıracağı, sermaye birikimi yaratacağı tezlerine de katılmadığını kaydetti. Türkiye'nin iç ve dış borç stokunu çevirmek için yabancı piyasalardan borçlanmaya çalıştığını, ancak dünyadaki bu belirsizlik ortamında kimsenin Türkiye'ye kredi açmayacağını söyleyen Sönmez, "Onun için tekrar ediyorum, kriz içinde olduğumuzu görmemiz lazım. Korkum şu ki bu hükümet bir çatışma ortamına sürükleyecek. Bu sefer de küresel düzende yer almak ve AB'ye girmek için, NATO'ya girmek için nasıl yaptılarsa, böyle bir maceraya girecek olurlarsa bu sefer fatura çok ağır olur" dedi.Prof. Dr. Sinan Sönmez, ABD'ye yapılan saldırının ve ABD'nin olası tepkilerinin dünya ve Türkiye ekonomisine etkilerini gazetemize değerlendirdi. Sönmez'e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle: Saldırı hem borsayı hem de reel ekonomiyi nasıl etkileyebilir?- 11 Eylül olayından sonra, piyasalar uluslararası düzeyde olumsuz yanıt verdiler. Zaten işlerin çok kötü gittiği Türkiye'de düşüş ciddi boyutlara ulaştı. Son verilere baktığımız zaman, ocak ayından itibaren borsadaki kayıp, aşağı yukarı 118 milyar dolar tutarındadır. Yani müthiş bir erozyon var ve son olaydan sonra hızla arttı. 7,5 milyar dolarlık bir erime oldu. Dünyada tepki var. Ama Türkiye çok ciddi resessiyon içinde olan, aynı zamanda enflasyon yaşayan bir ülke olarak olumsuz tepkiler aldı. Faiz hadlerinin düşürülmesinden bahsederken, faiz hadleri yüzde 92'lere tırmanıverdi. Çok ilginç bir şey daha yaşadık, dünyada dolar değer yitirirken Türkiye'de fırladı. Bunun temel nedeni Türkiye ekonomisinin çok kırılgan yapısı ve spekülatif ataklardır. Boyutlarını bilmiyorum henüz, ama spekülatif ataklar var. Ne olacak tahmini üzerine doları yükselttiler. Bu da genellikle gelişmiş ülkelerde olan eğilimin tersi bir durum ortaya çıkardı. Bu olaydan sonra, yani şok yaşanır yaşanmaz baktığımızda petrol fiyatlarında hemen bir kıpırdanma oldu. Fakat ilk şok atlatıldıktan sonra bu göreli yükselmenin biraz stabilize olduğunu, biraz aşağı çekildiğini görüyorsunuz. Amerika gerçekten dişlerini gösteriyor, tehdit ediyor. Küresel düzeyde tehdit ediyor çeşitli ülkeleri. Fakat somut kanıt lazım. Nokta operasyonları yapılırsa bunun etkileri daha sınırlı olabilir dünya ekonomisi üzerinde. Ama geniş kapsamlı, geniş alanlara yayılmış, hakikaten oldukça önemli boyutlarda bir savaşa girerse, bunun kalıcı etkileri daha fazla olur. Çünkü ABD Başkanı Bush, "Bu uzun sürecek" diye bir ifade kullandı. Bu bir tehdit midir, yoksa hakikaten bunu karara mı bağladılar bilemiyoruz. Ama bunlar bütün piyasaları etkiler. Sadece finansal piyasaları değil, reel sektörü, enflasyonu, sermaye hareketlerini, bankacılık kesimini, dış doğrudan yatırımlarını hepsini etkileyecektir. Savaşın askeri sanayii geliştireceği ve durgunluktan çıkılmasında motor güç rolü oynayacağı söyleniyor.Çok kanlı, büyük bir savaş olan 2. Dünya Savaşı'nda ne yaptı ABD ekonomisi? 1960'ların sonuna kadar çok ciddi bir genişleme sürecine girdi. Nasıl başladı bu süreç, sermaye birikimi? Askeri donanımlara, araç gereçlere, silahlara olan talep yüzünden bir sermaye birikimi oldu. Onlar da sivil sektöre yansıdı. Yani bu savaş ABD'ye yaradı. ABD toprakları üzerinde de olmadığı için bir sürü sermaye birikimi oluşturdu. İkisini karşılaştırmak abes, aynı şey değil, ama buradan durgunluğa giren ABD ekonomisini kıpırdatmak için bir etken bulabiliriz. Fakat aynı zamanda bir nokta daha var, bugün 1940'lı dünyanın koşullarından farklı dünya ekonomisi. Bu operasyonlarda çok fazla yakıt ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla petrol fiyatlarında bir kıpırdanma olabilir mi? Soru işareti koyuyoruz. Şimdilik dengede gözüküyor. Ama şimdilik. Operasyonlar başladığında petrol fiyatlarında artış olabilir. Çok önemli bir husus var. Bush'u çokuluslu petrol şirketleri destekliyor. Seçim kampanyasına çok ciddi finansal katkıda bulundular. Petrol şirketleri ve silah sanayii... Bu çok önemli bir nokta. Silah sanayii işvereni hem de petrol üreticileri destekledi Bush'u. Al Gore'un planı farklıydı. Al Gore açıkça eğitim ve sağlık hizmetlerine yöneleceğini, bu tür askeri masrafları indireceğini söyledi. Bush ise tam tersi bir dünyayı temsil ediyor ABD'de. Yani "Şahin" diyebileceğimiz bir tip. Dolayısıyla böyle bir operasyondan gayet tabii ABD kökenli çokuluslu petrol şirketleri ve silah sanayii çok büyük kârlar elde edecektir. Bunu görmek zorundayız. Bir insan olarak ben de çok üzüntülüyüm ve kınıyorum bunu. Teröre, hakikaten klasik bir laf ama nereden gelirse gelsin karşıyız. Bir defa masum insanların öldürülmesine karşıyız. Ama biraz da gerçekçi olmak lazım, bu olay olduktan sonra arkasında kârlarını katlayacak olan birtakım şirketler var. Bu gerçeği görmek zorundayız ve bunlar da sadece vatanseverlik, ABD aşkıyla değil, epeyce de para kazanmak için böyle bir savaşı, operasyonu daha doğrusu destekleyeceklerdir. Böyle bir savaş veya operasyon olduğu zaman, petrol dışındaki temel hammaddelere baktığımız zaman, özellikle madenlere, burada özellikle savaş sanayiinde kullanılacak olanların fiyatlarında artış olabilir. Bunun yanı sıra diğer, doğrudan doğruya etkilenecek olan sektörler, örneğin konstrüksiyon, veyahut inşaat sektörü. İnşaat sektöründe değişikliklerin olacağını düşünüyorum. Nasıl? Farklı bir konstrüksiyon tipine gidilecektir, belki daha farklı bir teknoloji kullanılacaktır. Bizim açımızdan turizm sektörü, hava taşımacılığı sektörü olumsuz yönden etkilenecek. Yalnız hava ulaşımı ne kadar olumsuz etkilense de ikamesi söz konusu değildir, dolayısıyla daha güvenilir tedbirler alınacak. Ülkelerin içe kapanmaları süreci başlayabilir turizm açısından. Medya ve telekomünikasyon sektörüne bakıldığında, reklamların azalması ihtimalinden söz ediliyor. Bu da medyayı etkiler. Bir de ABD'nin Hollywood "sanayiini" etkileyecektir. Son şiddet filmleri, kompakt diskler, oyunlar. En azından bunlar etkilenecek. Ama bunlar dünya ekonomisini etkileyecek sektörler değil. Dünya ekonomisini etkileyecek şeyler askeri harcamalar, petrol fiyatları... Çünkü bir taraftan enflasyonist bir kıpırdanma ortaya çıkarken bir taraftan da iç talebi artırıcı etki yaratabilir ABD'de. Durgunluk dönemine, yani bir resessiyona doğru gidiş var ABD'de. Dünya ekonomisi daralma sürecine giriyor. Hal böyle iken, savaş makinesini çalıştırarak bir durgunluktan çıkış, durgunluğu azaltma veya genişlemeye geçme söz konusu olabilir, ama bir dünya savaşı falan olacağı yok. "Düşman" belli değil. Onun için 2. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi bir birikim yaratması söz konusu değil. Göreli bir etki yaratır diye düşünüyorum. Fazla bir canlandırma sağlayacağı kanısında değilim. Sermaye hareketleri çok önemli. Şu anda küresel dünyada sermaye bir yerden bir yere sınırsız, engelsiz bir şekilde gidiyor. Ama ne kadar liberal olunursa olunsun belli bir ihtiyatlılık ortaya çıkacaktır. Yani geçici de olsa bir süre sermaye hareketlerinin akışkanlığında bir azalma olacaktır. Dış doğrudan yatırımlarda da özellikle ABD kökenli dış doğrudan yatırımlarda bir azalmanın olacağını düşünüyorum. Dolasıyla savaş dediğimiz zaman, savaş ekonomisinin bir mantığı vardır, fakat bu garip bir savaş olacak. Eğer çıkarsa, bu garip savaşta da tipik savaş ekonomisinin özelliklerini bulamayabiliriz. Nedir, ne kadardır, sürekli mi olacaktır hiçbir şey belli değil. Onun için bu hareketlenmenin ABD ve dünya ekonomisine ivme kazandıracak, canlandıracak bir hareket yaratacağı kanısında değilim. Sadece ABD'deki silah tüccarları ve çokuluslu petrol şirketlerinin kârlarını katlaması söz konusu olabilir. -Borsadaki düşüşün çok önemli krizlerin başlangıcı olduğu söylenebilir mi?Gayet tabii uluslararası bağlamda bu doğaldır. Uluslararası borsalarda düşüş yaşandı. Paris'ten Tokyo'ya. Ama bunun ötesinde Türkiye'deki borsaya, sermaye piyasasına baktığınız zaman endeksler çok kötü gelişiyor, Türkiye'nin çok kırılgan ekonomisi yüzünden, güvensizlik ortamından, parasının aşırı değersiz olması yüzünden, devalüasyon nedeniyle... Yeni bir kriz mi? Zaten biz krizi atlatamadık ki. Korkum şu ki bu hükümet bu çatışma ortamını sürükleyecek. Bu sefer de küresel düzende yer almak ve AB'ye girmek için, NATO'ya girmek için nasıl yaptılarsa, böyle bir maceraya girecek olurlarsa bu sefer fatura çok ağır olur. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Kışı bırak yaz geçmediSinan AramanEskiden, pamuk hasadının başlamasıyla göçerlere nefes aldıran Çukurova, artık geçim kapısı olmaktan çıktı. Önceki yıllarda hasat dönemindeki kazançlarıyla kışı zor da olsa geçiren emekçiler, tarımsal faaliyetlerin daralması, tarımda istihdamın ve gündeliklerin düşmesi sonucunda yazı bile zor geçirir duruma geldiler. Bu yıl 5.5 milyon liraya kazma işinde çalışabilen tarım işçilerinin çoğu hâlâ paralarını alamamışken, pamuk toplamaya gelen işçilerden ise işbaşı yapanların gündelikleri hâlâ açıklanmış değil.Urfa'dan, Diyarbakır'dan, Antep'ten, Mardin'den ve Maraş'tan yollara düşen tarım işçileri bu yıl kazma işinde hüsrana uğradılar. Kazma işi için Çukurova'ya gelenlerin çoğu iş bulamayarak eliboş dönerken, kurdukları çadırlarda 3-5 günde bir buldukları işle günde 5 milyon lira alarak yazı zor geçiren 'şanslı' tarım işçilerini de şimdi daha zor bir dönem bekliyor. Pamuk hasadının başlaması işçilikte biraz canlanma sağlarken, pamuk mevsimini bekleyen yeni ailelerin gelişi, hasadın başlanmasına rağmen hâlâ toplama işinin yevmiyelerinin açıklanmayışı, çiftçinin pamuk üretiminden vazgeçişi sonucu pamuktaki düşüş vb. nedenler işçiler için kötü bir durum.

Yazı geçirmek de sorunHer türlü sosyal hak ve güvenceden yoksun, sadece bir kışın geçirilmesine dair bir birikim umuduyla çalıştırılan tarım işçileri artık kazandıkları ile yazı bile zor geçiriyorlar. Sabahın köründen akşamın geç saatlerine kadar tarlalarda karıncalar gibi çalışan tarım işçileri gündüz sıcağa gece çiğe, sivrisineğe, böceğe katlanıyorlar. Harcadıkları yoğun enerjiyi ise memleketlerinden getirdikleri bulgur, makarna, çorba gibi malzemelerden yaptıkları yemeklerle karşılayan tarım emekçilerinin et yüzü gördükleri yok. İçme suyunu tankerlerden karşılayan işçiler, banyo ihtiyaçlarını sulama kanallarında görüyorlar. Bir taraftan işçilik gerektiren ürünlerden vazgeçilmesi, diğer yönden iflas eden küçük üreticilerin de tarım işçilerine eklenmesi, ekmeğini tarımsal faaliyetlerden kazanan tarım işçilerini kara kara düşündürüyor. Tarım nüfusu açısından geçim şartları hepten zorlaşırken, tarım işçileri açısından ise geçim imkânsızlaşıyor.

'Gün yüzü görmüyoruz'Ceyhan'ın Köprülü köyü civarında boş bir arazi üzerine kurdukları baraka ve çadırlarda barınan tarım işçileri, tüm tarım işçilerinin yaşamlarını ve sıkıntılarını Çukurova'nın yakıcı sıcağını hatırlatarak, "Güneş yüzü görsek de, gün yüzü gördüğümüz yok" şeklinde özetliyorlar. 30 ile 60 gün arasında sürecek pamuk hasadı boyunca pamuk toplayıp, kazandıkları ile memleketlerine dönecek tarım işçilerinden Salih Engin, 63 yaşında. 5 çocuk babası olan Salih Engin, Urfa'nın Halfeti ilçesinden geldiklerini söylüyor. Halfeti'de kimi yerlerin baraj altında kalması, GAP'ın kendilerine bir hayrı olmaması nedeni ile hâlâ tarımda çalışarak geçinmeye çalıştığını ifade eden Salih Engin, yaşına rağmen halen çalışıyor olmasını, "Başka gelirimiz yok. Çalışmasam nereden ekmek yiyeceğiz?" şeklinde dile getiriyor.

7'sinden 70'ine...7'sinden 70'ine her yaşta işçinin çalıştığı tarlalarda, çocuklar yaşıtları okula başlarken pamuk tarlasında aileleri ile birlikte güneşin altındalar...Salih Engin'in beraberinde getirdiği oğlu Ramazan ilkokul üçe gidiyor. Ramazan'ın yaşıtları okula başladığı bu ilk günlerde o babası ile pamuk tarlasında pamuk topluyor. Ramazan'ın okul durumu konuşulurken, yine Halfeti'den 7 kişilik ailesi ile pamuk toplamaya gelen aile reisi Şükrü Ekinci giriyor araya. 13-14 yaşlarındaki oğlunu gösterek, "Benim oğlum, ortaokulu 4.53'le bitirdi. Her dönem teşekkür, takdir getirdi. Ama imkânımız olmadığı için liseye veremedik. En azından şimdilik veremiyoruz" diyerek sitem ediyor. Geçim şartlarının çok zorlaştığını, "1 ay çalışıyoruz. Nasıl geçineceğiz 11 ay" diyerek ifade eden Ekinci, ülkeyi yöneten siyasetçilere veryansın ediyor: "Milletvekillerinin hepsi vurgun peşinde. Yeter usandık artık. Nereye kadar gideceğiz böyle."

'Okulumu özledim'Tarım işçileri ile ayaküstü sohbet ederken, çocuklar etrafımızı sarıyor. Sohbetimizi ilgiyle dinleyenlerden biri Özlem. 9 yaşında olduğunu söyleyen Özlem, okula pamuk işinden sonra devam edeceğini belirtiyor. Okula geç yazıldığı için henüz ilkokul ikinci sınıfa giden Özlem, "Okulumu ve arkadaşlarımı çok özledim" diyor.Gençlik çağının başında olan Fidan okulu ilkokul üçten terk etmiş. Yıllardır ailesi ile birlikte pamuk topladığını belirten 17 yaşındaki Fidan'a yaşamını sorduğumuzda, biraz hüzün biraz kızgınlık içeren yüz ifadesiyle, "Yaptığımız iş çok zor. Bir şey anlatmak istemiyorum. Millete söylediklerinin yüzde 10'unu yapsaydılar, millet bu hale düşmezdi" şeklinde yanıtlıyor.Oturduğu yerden mağrur bir şekilde bizi izleyen Ayhan Akay, 16 yaşında. Ayhan'ın durumu işsizliğin pençesindeki gençliğin halini ortaya koyuyor. 8 yaşlarında tarımda çalışmaya başlayan Ayhan, daha sonra, "Bu işte hayır yok" diyerek Avrupa yollarına düşüyor. 3 yıl Almanya'da kalabilen Ayhan'ın ilticası kabul edilmeyince Türkiye'ye geri yollanıyor. 5 kardeşin en büyüğü Ayhan devletin gençliğe değer vermediğini ifade ederek, "Devlet gençliğe sahip çıksaydı buralarda rezil olmazdık. Bir geleceğimiz yok. Aç kalmamak için çalışıyoruz" şeklinde konuşuyor.

'Tek bildiğimiz...'Kazmadan pamuk toplamaya her türlü tarım işinde çalıştıklarını söyleyen Arif, "Konya, Hatay... nerede iş bulsak oraya gidiyoruz. Tek bildiğimiz sadece iş bulup çalıştığımız. Yevmiyemizin ne olacağından haberimiz yok" şeklinde durumu anlatıyor. Etraftaki ufak çocukların, çadırlardaki sağlıksız koşullarda nasıl dayanabildiğini sorduğumuzda, Arif'in yanındaki Şahin yanıtlıyor bizi, "Onları boşver, yine az buçuk büyümüşler. Bak şurada annesinin kucağında 40 günlük çocuk var" diyerek kendi 40 günlük çocuğunu gösteren Şahin, Türkiye'de fakir fukarayı düşünen olmadığını söylüyor. Az ileride sıcak bir gülümsemeyle bizi karşılayan Kadir Şahin ise fıstık tarlasında bekçilik yapıyor. Çadırlarda yaşayanların en yaşlılarından biri olan Kadir Şahin, 20 yıldır tarım işçisi. Yaptığı işi, "Ölmeden önce sürünüyoruz" şeklinde yorumlayan Şahin, devletten 10 dönüm arazisi olduğu gerekçesiyle yaşlılık parası alamadığını belirtiyor.Biraz aralıklarla yan yana kurulan çadırlardan bir diğerinin aile reisi ise Sabri Akgöbek. Akgöbek'in yaşı da hayli ilerlemiş. 52 yaşında olan Akgöbek, kendini bildiğinden beri bu işi yapıyor. "Bir kuru damdan başka hiçbir şeyimiz yok" diyerek tarım işçilerinin öyküsünü özetleyen Akgöbek, Antep Karşıyaka'dan geldiğini belirtiyor. Sabri Akgöbek'in biraz ötesinde çekingen bakışlarla bizi dinleyen 11 yaşındaki kızı Özlem, yokluktan dolayı okula yazılamamış. Yıkadığı elbiseleri asmakla uğraşan Özlem'in annesi sohbetimize kulak misafiri olarak giriyor söze. "Kızım okumak istedi ama nerde!.." diyerek iç geçiriyor.
www.evrensel.net