Tarihin sonunun sonu

Tarihin sonunun sonu

11 Eylül günü yaşanan türden bir barbarlığın Amerikalılara tamamen yabancı olduğu yinelenecek: Ne de olsa biz, yüksek irtifadan bombalamayı veya ambargolarla yavaş yavaş öldürmeyi yeğleriz!

Tarihin sonunun sonuJean BricmontHer şey ne güzel gidiyordu. Dizleri üzerine çökmüş Sırbistan, bir avuç dolar için Miloseviç'i Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne satmıştı. NATO, güçsüz Rusya'ya karşı, doğuya doğru genişliyordu. Saddam Hüseyin, can sıkıntısından bile bombalanabiliyordu. UKO işgalindeki Makedonya, onu silahlandıranların sunduğu sözde silahsızlanmayı kabul etmeye mecbur kaldı. Filistin sıkı denetim altındaydı, Filistinli liderler ise akıllı bombalar tarafından yok ediliyordu. Birkaç yıldır, hisse senedi sahipleri rekor kârlar yaptılar. Siyasi sol solmuş, tüm partiler neoliberalizm ve "insani" müdahaleciliğin ardında toplanmışlardı. Kısacası, bazı yorumcuların deyimiyle, huzur içinde yaşıyorduk.

Felaketi önleyemedilerSonra birden şok, şaşkınlık ve dehşet: Tüm zamanların en büyük gücü, tek gerçek evrensel imparatorluk tam kalbinden, zenginlik ve iktidarının merkezinden vuruldu. Eşsiz bir elektronik casusluk ağı, benzersiz güvenlik önlemleri, afallatıcı bir askeri bütçe, hiçbiri felaketi önleyemedi.Madeleine Albright, ölen yarım milyon Iraklı çocuğun, ambargoya değip değmediği sorulduğunda, "Bu çok zor bir tercih, ama sanırım değer" yanıtını vermişti. Oysa masumların katledilmesi asla kabul edilemez. Ama bu demek değil ki, saldırının altında yatan nedenleri anlamaya çalışmayacağız.

Amerikan politikasıAmerikalı savaş karşıtı A.J. Muste, her savaşın sorununun kazanan taraf olduğunu söylemişti: Zaferi kazanan, şiddetin işe yaradığını öğreniyordu. Savaş sonrası tarihin tümü, bu gözlemin doğruluğunu gösterir. ABD'de, ülkeyi tehdit eden hiçbir doğrudan tehdit yokken, Savaş Bakanlığı'nın adı Savunma Bakanlığı'na çevrildi ve hükümetler, birbiri ardına ve komünizmi bastırmak adına, askeri müdahale ve siyasi istikrarsızlaştırma kampanyaları yürüttü. Bugüne döndüğümüzde, batı ve özellikle Amerikan politikasıyla ilgili birkaç soruna göz atmak gerekli:Kyoto Protokolü: Amerika'nın bu protokole muhalefetinin temelinde bilimsel bir neden yok. Gerekçe, "ekonomi için kötü" olduğu. Günde 12 saat, kölelik ücretleriyle çalışan insanlar bu tutuma nasıl bir tepki duyabilir?Durban Konferansı: Batı, kölelik ve sömürgecilik nedeniyle tazminat ödeme fikrini bile kabul etmedi. Oysa İsrail devletinin, anti-Semitik zulüm nedeniyle bir tür tazminat olduğu açık değil mi? Gerçi Avrupalılar tarafından işlenmiş suçların bedelini Filistinliler ödüyor. Böylesi bir tutumun, sömürgecilik kurbanları tarafından bir tür ırkçılık olarak değerlendirileceği açık değil mi?Makedonya: Batı, Sırbistan'ı zayıflatmak için bu ülkeyi bağımsızlığa itti ve onlar da daima, batının emirlerini yerine getirdiler. Sonuçta, NATO tarafından silahlandırılan çetelerin, NATO denetimi altındaki topraklarından yöneltilen saldırılarına maruz kadılar. Acaba Slav-Ortodoks halklar bu konuda ne düşünüyor? Afganistan: Osama Bin Laden'in, SSCB'yi istikrarsızlaştırmak için Afganistan'ı kullanan Amerikalılar tarafından eğitilip silahlandırıldığı çok çabuk unutuldu. Eski Başkan Carter'ın danışmanı Zbigniew Brezinski'nin "büyük satranç tahtası" olarak adlandırdığı bölgedeki oyunda kaç insan öldü? Asya, Orta Amerika, Balkanlar veya Ortadoğu'da, "hür dünya" tarafından kullanılıp sonra kendi hallerine bırakılan kaç terörist var?Irak: On yıl boyunca Irak halkı, yüzbinlerce ölüme yol açan bir ambargoya tabi tutuldu. Sebebi, İngilizler tarafından kendilerinden fiili olarak gasp edilen petrol kuyularını geri almak istemeleri. Bunu, 1967'den bu yana yasadışı işgalini sürdüren İsrail'e yönelik tutumla karşılaştıralım. Acaba batının "Her şeyin sorumlusu Saddam Hüseyin'dir" tutumu, Arap-İslam dünyasında bir anlam ifade ediyor mu?

İlginç bir tesadüfNe tesadüf ki, 11 Eylül saldırıları, Salvador Allende'nin devrilmesi ve ilk neoliberal hükümet olan General Pinochet rejiminin iktidara gelmesinin yıldönümüne denk geldi. Bu aynı zamanda; Üçüncü Dünya'daki ulusal ve bağımsızlıkçı hareketlere karşı yürütülecek geniş bir kampanyanın başlangıcıydı; o ülkeler daha sonra IMF buyruklarına boyun eğdiler.İşte bu yüzden; Latin Amerika, Endonezya, İran, aşağılanmış Rusya, Çin ve İslam dünyasında, 11 Eylül trajedisinin timsah gözyaşlarından fazlasına yol açacağını sanmıyoruz.

Akıllı analizler!Elbette kızgın haykırışlar ve dayanışma mesajları olacak. "Sert yanıtlar" verildiğinde alkışlayanlar da (Acaba nereyi bombalayacaklar; Sudan'da bir ilaç fabrikasını mı, yoksa Arap sivilleri mi?). Çok sayıda entelektüel, bu saldırıları, karşısında oldukları kişiye bağlayan akıllı analizler yapacak, sahte benzerlikler kuracaklar: Saddam, Kaddafi, batılı savaş karşıtları, antiemperyalistler, Filistin Kurtuluş Hareketi, hatta Çin, Rusya ve Kuzey Kore. Böylesi bir barbarlığın Amerikalılara tamamen yabancı olduğu yinelenecek: Ne de olsa biz, yüksek irtifadan bombalamayı veya ambargolarla yavaş yavaş öldürmeyi tercih ederiz. Ama bunlardan hiçbiri asıl sorunu çözmeyecek. İsyanın kendisine saldırmak işe yaramaz. Saldırılması gereken, isyanı yaratan acıdır. Bu saldırıların en az iki siyasi olumsuz sonucu olacak. Birincisi, zaten rahatsız edici ölçüde milliyetçi olan Amerikan halkı, dedikleri gibi "bayrağın etrafında toplanacak" ve devleti, ne kadar barbarca bir politika izlerse izlesin, destekleyecek. Amerikalılar, gezegenin geri kalanının nasıl bir bedel ödediğine bakmadan "Amerikan yaşam tarzı"nı korumakta daha da kararlı davranacaklar. Seattle'dan bu yana oluşan zayıf muhalif hareketler, marjinalize edilecek, hatta suçlanacaklar.Öte yandan; ABD ve onun egemen olduğu dünya tarafından bozguna uğratılan, aşağılanan ve ezilen insanlar, imparatorluğu vurmak için tek silahın terör olduğunu düşünmeye devam edecekler. Tam da bu nedenle; küçük bir azınlığın, insanlığın çoğunluğu üzerinde kültürel, ekonomik ve askeri egemenliğine karşı gerçek bir siyasi mücadele, her zamankinden daha gerekli.(Antiwar)
www.evrensel.net