Acı çikolata, acı ilaç

Acı çikolata, acı ilaç

"Tarafsız" İsviçre hükümeti, ABD'de düzenlenen saldırıların ardından açıktan savaş kışkırtıcılığı yapıyor. Saldırılar ile aynı günlere denk gelen Bergier raporu da bu ülkenin tarafsızlığını sorguluyor.

Acı çikolata, acı ilaçErcan KoçPentagon ve Dünya Ticaret Merkezi saldırıya uğradıktan sonra, ABD emperyalizmi ve onun sadık dostları, yeni politikaları için "haklılık kılıfı" bulmanın sevincini yaşıyorlar. "Tarafsızlık" kisvesi altında aynı politikaları destekleyen İsviçre devleti de kışkırtıcılık rolü üslenmiş durumda. İsviçre, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman faşizmini nasıl desteklediyse, bugün de ABD'nin başını çektiği NATO denetiminde yapılacak tüm saldırılara açık destek vereceğini açıkladı. Daha şimdiden Federal Cumhuriyet Savcılığı, suçluların aranmasında ABD'yle işbirliğine hazır olduğunu açıkladı. Gerekçe, Dünya Ticaret Merkezi'ne çarpan uçakta bir İsviçreli çiftin ölmesi ve burada o gün iş görüşmeleri yapan 150 civarında bankacı, işadamı ve sigortacının hâlâ kayıp olması.Efendilerinin bütün yardım taleplerini duymazlıktan gelmesi, uşakları tarifsiz acılara boğuyor.Oysa İsviçre devleti, ABD emperyalizminin, düne kadar Irak, Sırp, Arnavut ve Sudan'da bugün de Kolombiya, Filistin'de halka karşı giriştiği katliamlara "tarafsız" kalmıştı. ABD'deki saldırının ardından İsviçre'de üç gün yas ilan edildi. Her gün bir dakikalik saygı duruşu yapılıyor, bayraklar yarıya iniyor, tramvaylar, otübüsler ve diğer toplu taşıma araçları oldukları yerde durarak ABD ile dayanışma duygularını ifade ediyor! Bakan Deiss, kiliselerde ayinlere katılıyor, diğer devlet yetkilileri açıklamalarıyla ile bavaş kışkırtıcılığı yapıyorlar.

Korkunç raporABD'deki saldırı birinci gündem. Saldırıdan önce yayınlanan ve İsviçre devletinin İkinci Dünya Savaşı'ndaki rolünü anlatan Bergier Raporu da hâlâ tartışma konusu. Bir grup tarihçi ve diğer bilimcilerin arşiv çalışmalarının sonucu olan raporda İsviçre'nin savaşta Alman ve İtalyan faşizmine kredi yardımında bulunduğu, elektrik enerjisi sağladığı, tutsakların zorla çalıştırılmasına, el konan sanat ve tarihi eserlerin pazarlanmasına aracı olduğu, faşizmin savaş sanayisini desteklediği belgeleriyle açıklandı.Hitler ve Mussolini'nin dünya halklarına saldırdıkları yıllarda İsviçre, Almanya'ya 1.3 milyar, İtalya'ya ise 215 milyon İsviçre Frankı kredi verdi. Böylece bu iki devletin yeni silahlar almaları için gereken döviz sağlandı.

Değirmenin suyu...Krediler 1943 yılına kadar sürdü. Bu dönemde ayrıca İsviçre kimya ve ilaç firmalarının Nazi Almanyası ile ilişkileri dikkat çekiyor. 1933'te iktidara yürüyen Hitler'in danışmanlarından Werner Deitz ile görüşen Ciba yöneticisi Carl Koechlin, Nazilerle anlaşarak Almanya sınırları içinde bulunan Grenzach'taki fabrikalarındaki savaş esiri tutsakların zorla çalıştırılması konusunda anlaştı. Bunun karşılığında NSDAP ve SS üniformalarının boyanmasının yanı sıra Almanya'ya o dönemde piyasaya çıkan DDT ilacı verilmesi konusunda da işbirliği yapıldığı raporda belgeleniyor.Kimya ve ilaç firmalarından La Roche, CibaGeige (şimdiki Novartis) kamplarda tutulan kadın tutsaklara Cibazol aracılığıyla bakteri bulaştırarak ölmelerine yol açarken Sandoz firması da Hydantal ilacını faşizmin hizmetine sundu. Klinik deneylerde insanlar kobay olarak kullanıldı. Polonya'nın Pabianice gibi yerlerindeki fabrikalarını çalıştıran Ciba, Nazilere işyerlerinde sadece "ari ırktan" insanların çalışacağı güvencesini vererek üretimini sürdürdü.Şimdiki ABB tekelinin önceli olan BBC, Nestlé ve Alusuisse'nin önceli olan AIAG firmaları da Nazilerle ticari ilişkilerini sürdürerek Alman faşizminin ekonomik ve siyasi olarak devamını sağladılar.

Acı çikolata Nestlé Bütün bu firmalar "tarafsız İsviçre'nin tarafsiz şirketleri" olarak faşizmle işbirliği yaptı. İsviçre devleti, ayrıca Alman faşizmine 1940'ta bir milyar kilowatt/saat elektrik vererek karşılığında Almanların işgal ettiği ülkelerdeki yeraltı kaynaklarını kullanma izni aldı. İsviçreli firmalar, savaş yılları boyunca Almanya ve Polonya gibi ülkelerdeki fabrikalarında 11 bin köle-işçiyi çalıştırarak servetlerini artırdı. Bugün de Novartis La Roche, Nestlé gibi tekeller, "kâğıtsızlar" denen kaçak işçileri fabrikalarında, üstelik de benzer koşullarda çalıştırarak "tarafsız" sömürü çemberini çevirmeye devam ediyor.

Altın işlerine kadarİsviçre, bununla da yetinmedi ve Alman müzelerinden kaldırılan ya da el konan Yahudilere ait eserleri de (Bunlar arasında Van Gogh'un kendi portresi de vardır) İsviçre ve ABD'deki galerilere satarak elde edilen 500 milyon frankı Almanya'ya aktardı. Suç üstüne suç işleyen İsviçre devleti, barbarlıktan kaçarak kendisine sığınan binlerce mültecinin para ve servetlerine ağızlarındaki altın dişlere varıncaya kadar el koydu. Bazılarını ise bir süre sonra Almanya'ya geri vererek bu insanların gaz odalarında zehirlenmesine, fırınlarda yakılmasına ortak oldu.İtalya'dan trenlerle İsviçre üzerinden Almanya'ya transfer edilen tutsakların ölüme gönderilmesine göz yuman İsviçre devleti, bugün suçlarını gizlemeye çalışıyor. Hayatta kalan görgü tanıklarının anlatımlarına göre, tıklım tıklım savaş esiri ve sivil dolu trenlerden insanların "Ne olur bizi kurtarın!" çığlıkları attıkları garlarda duyuluyordu. Bu insanların İsviçre'nin onayıyla, bu ülkenin demiryollarıyla Almanya'ya götürülerek katledildikleri belirtiliyor.UBS gibi bankaların kasalarında bulunan ve "hesap sahibi bilinmiyen" paralar da işte bu insanlara aitti. Paranın tutarı, bugün 4 milyar İsviçre Frankı dolayında.Tekellerin temsilcileri, banka yöneticileri ve devlet yöneticileri, yaptıkları açıklamalarda Bergier raporunun "Ne haklı, ne de bilimsel" olduğunu, bu tür raporların saygınlıklarını zedeleyeceğini öne sürdüler. Bu bilgiler ışığında, faşizmin neden İsviçre'ye uğramadığı daha iyi anlaşılırken, İsviçre'nin cephe gerisi görevini sadakatle yerine getirdiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.Bunlar, Bergier raporunun birinci perdesi, ikinci perde kasım ayında açılacak.
www.evrensel.net