Kendilerini savundukça battılar

Kendilerini savundukça battılar

Ankara Emniyeti Terörle Mücadeleden Sorumlu Müdür Yardımcısı Ülkü Met'in anlattıkları ise, Kenan Bilgin'in de gözaltına alındığı operasyonun ne kadar yasadışı olduğunu gözler önüne seriyor.

Kendilerini savundukça battılarSerpil KurtayHükümetin tanıklarından 2 polisin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) heyetine verdiği ifade, kayıt defterlerinin zamanında tutulmadığı ve Kenan Bilgin'in de gözaltına alındığı operasyonun yasadışılığını gözler önüne seriyor. Polislerden biri dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli Mehmet Karataş. 1994 Eylül ayında nezarethaneye gelenlerin kayıtlarını tuttuğunu söyleyen Karataş, ısrarla gözaltına alınan bir kişinin kayıt defterine isminin yazılmamasının mümkün olmadığını ileri sürüyor. Avukat Kamil Tekin Sürek bu ifadesi karşısında polis Karataş'a, Metin Göktepe'nin kaydı yapılmadan gözaltında tutulduğunun mahkeme kararıyla da tespit edildiğini hatırlatıyor. Karataş ise, "İstanbul'daki çalışma şeklini bilmediğini, kendisinin görev yaptığı Ankara ile ilgili cevap verebileceğini" söyleyerek, soruyu geçiştiriyor.

Haftalık defter!Polis Karataş, sabah 8.00'de göreve başladığını, akşam 18.00'de görevinin bittiğini, bazen bu sürenin saat 24.00'e kadar uzadığını açıklıyor ve kendisi dışında bir kişinin daha kayıt defterlerinden sorumlu olduğunu söylüyor. Ancak Bilgin ailesinin avukatı Kamil Tekin Sürek, kayıt defterinin haftalık tutulmuş izlenimi verdiğini vurguluyarak, önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Sürek'in duruşma sırasında, kayıt defteriyle ilgili Karataş'ın el yazısından yola çıkarak dikkat çektiği durum şöyle: "Burada 12 Eylül 1994 gece saat 1.45'te siz kayıt yapmışsınız. Sabaha kadar kalmışsınız. Sabah 9.45'te gene kayıt yapmışsınız. Sabah 10.15'te yine kayıt yapmışsınız. 11.20'de kayıt yapmışsınız. 11.45'te, akşam üzeri 18.25'te kayıt yapmışsınız. Gece 23.45'te kayıt yapmışsınız. Ertesi güne geçmişsiniz, gece 1.00'de kayıt yapmışsınız. Ertesi gün 2.40'ta kayıt yapmışsınız. Yine gece 4.00'te kayıt yapmışsınız. 13'ünde bu sefer sabah 7.00'de kayıt yapmışsınız. Yani 48 saat falan orada olmuşsunuz. Bu kayıtlar haftalık tutulmuş gibi geldi bana."

10 gün aynı elyazısıAvukat Kamil Tekin Sürek, bu durumla ilgili gazetemize de değerlendirmelerde bulundu. AİHM duruşması sırasında kayıt defterinin fotokopilerinin geldiğini belirten Sürek, kayıt defterini incelediklerinde, yaklaşık 10 gün boyunca aynı kişinin el yazısıyla kayıt yaptığının, daha sonra başka bir kişinin yine yaklaşık 10 gün boyunca kayıda devam ettiğinin ortaya çıktığını kaydetti. Bunun için Karataş'ın 10 gün boyunca hiç uyumayıp emniyetten ayrılmaması gerektiğine dikkat çeken Sürek, "Ancak Emniyet Müdür Yardımcısı Ülkü Met de, Karataş'ın çalışma saatlerinin 8.00-18.00 olduğunu, vardiya usülü çalışıldığını söyledi. Ayrıca Cavit Nacitarhan'ın da günler sonra kayıda geçirildiği ortaya çıkmıştı. Kayıt defterinden gözaltına alınanların günü gününe değil, sonradan toplu olarak yazıldığı anlaşılıyor" dedi.

Bilgin'in kaydı varİfadesinin başında Kenan Bilgin ile ilgili kendilerinde herhangi bir kayıt bulunmadığını söyleyen Karataş, geri hizmetteki bir polis olarak Kenan Bilgin hakkında bir sürü bilgi vermeye başlıyor. Bilgin'le ilgili bilgileri nereden edindiği sorusunu şöyle yanıtlıyor Karataş: "Bu nezarethaneye gelen şahıslar ile ilgili olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gönderildikten sonra, defter kaydına işliyoruz. Ayrıca da bu tahkikatı yapan grup, bizim kendi bünyemizde olan birim olduğu için, bunlarla ilgili mahkeme neticesini bildiren fakslar çekilir: 'Gözaltına alınmıştır. Mahkemeye sevk edilmiştir. Tutuklanarak merkez kapalı cezaevine konulmuştur, şu örgüt mensubu' diye bilgi vardır. Biz o bilgileri de biliriz. Kendi şubemiz bünyesinde olan bir birim bu işi yapıyor."Halbuki operasyondan önceki yıllarda Kenan Bilgin, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne hiç bir zaman getirilmemiş. Ayrıca resmi kayıtlara göre Bilgin'in 12 Eylül 1994 günü gözaltına alındığı kabul edilmiyordu. Hem Emniyet Müdür Yardımcısı Ülkü Met'in hem de Savcı Özden Tönük'ün konuyla ilgili yazdığı raporlarda Bilgin'in Ankara'daki polis kayıtlarında isminin geçmediğine vurgu yapıldığı anımsatıldığında Karataş ifade değiştiriyor. Bilgin'in daha önce gözaltına alındığını "şifahen duyduğunu" ileri süren Karataş, "Kenan Bilgin alınmış mı, alınmamış mı, daha önceki tarihte gelmiş, gelmemiş mi, bu da beni pek bağlamıyor" diyor. Bugüne kadar en üst düzey yetkililerin de kabul etmesine rağmen, gözaltında kesinlikle işkence yapılmadığını ileri süren Karataş, Bilgin'in gözaltında kaybedildiği ile ilgili açıklamaların da "ülkeyi karalamaya yönelik kampanya" olduğunu iddia ediyor. Sorular karışısında Karataş, emniyet mensubu birkaç kişinin suç işlemesinin bir karalama kampanyasının parçası olamayacağını ve polisin de suç işleyebileceğini kabul ediyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Rektörlerin kayıt vurgunuŞebnem TurhanÜniversite kayıtlarıyla birlikte yetkililerce har(a)çlar toplanmaya başladı. YÖK'ün zammını yetersiz bulan rektörler, har(a)çlara yüzde 20 zam yaparken, dosya, zarf parası ile posta masraflarını da öğrencilerden çıkardılar.İlk ve ortaöğretimde de uygulanmaya çalışılan, paralı eğitimin temellerinin atıldığı üniversitelerdeki katkı payı ya da diğer adıyla har(a)çlar, öğrencilerin devlet eliyle soyulması anlamına geliyor.Öğrenciler, bir fakülte ya da yüksekokula kayıt yaptırmaya hak kazanarak nihayet emeklerinin karşılığını aldıklarını düşünürlerken, üniversitelerine kayıt olmaya gittiklerinde hayal kırıklığına uğruyorlar. Bir alanda uzmanlaşarak meslek sahibi olmak isteyen öğrenciler, "Paran varsa oku" ilkesinin cenderesinde sıkışıp kalıyorlar. Kırtasiye giderlerini bile öğrencilerin karşıladığı üniversitelerde eğitimin kalitesini iyileştirme görevlerini unutan rektörler öğrencilerin karşısında adeta muhasebeci kesildiler.

Soygun düzeniAnkara Üniversitesi (AÜ)'nde kazandığı bölüme kayıt yaptırmak isteyen öğrenci, katkı payı adı altındaki har(a)çları ödedikten sonra bir de "sosyal faaliyetler katkı payı" olarak 40 milyon lira daha vermek zorunda bırakılıyor. Bu uygulama eski kayıt öğrenciler için de geçerli. Öğrenci, AÜ Tıp Fakültesi'ni kazandıysa 113 milyon 600 bin lirayı yatırdıktan sonra tıp fakültesinde okumaya hak kazanıyor. Eğer öğrenci kişilerin haklarını savunmak arzusuyla hukuk fakültesine girdiyse üniversitenin banka hesabına yatırdığı 63 milyon 200 bin liranın ardından kendi hakkını niye savunamadığının telaşına düşüyor.İletişim Fakültesi'nde de gerçekleştirilen uygulama ise akıllara durgunluk veriyor. İletişim Fakültesi'nde yeni kayıt her öğrenciden AÜ Sosyal Yardımlaşma Vakfı için 20 milyon lira olmak üzere toplam 60 milyon lira vurgun yapıldı. Bununla da yetinilmedi ve yüzde 20 zammın karşılığı olarak 32 milyon lira daha toplandı.

ODTÜ zammı yetersiz bulduOrta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) rektörü ise har(a)çlara yapılan zammı yetersiz buldu. Üniversite rektörlerine verilen yüzde 20 zam hakkını her yıl kullanmaktan geri kalmayan ODTÜ rektörü, bu yıl da aynı uygulamasını sürdürdü. Harç kredisi alan öğrenciler, fakültesine göre değişiklik gösteren miktarlarda yüzdelik zam vererek, devletin karşılamadığı eğitim masraflarını ödediler. ODTÜ Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi öğrencileri eğer harç kredisi alıyorlarsa 30 milyon lira ödeyerek rektörün keyfini yerine getirecekken, kredi alamayan öğrenciler 178 milyon lira parayı üniversiteye armağan ettiler. Harç kredisi alan öğrenciler yüzde 20 zam uyarınca, fen edebiyat fakültesinde iseler 22 milyon lira, iktisadi idari bilimler fakültesinde iseler 24 milyon lira ve eğitim fakültesinde iseler 11 milyon lira ödediler.Hacettepe Üniversitesi de yüzde 20 zammın uygun olacağını düşünen üniversitelerden. Eğer ÖSYS'de en yüksek puanların arasında gelen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin İngilizce eğitimini kazandıysanız, sadece yüzde 20 fark olarak 92 milyon lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor. Ailesi asgari ücretle geçinmeye çalışan bir öğrenci, ailesinin bir aylık ücretini sadece yüzdelik artışa yatırmak zorunda kalıyor.
www.evrensel.net