Kârlar savaşa endekslendi

Kârlar savaşa endekslendi

1974 yılından beri ilk defa durgunluk içine giren küresel ekonomi için ABD'nin savaş konsepti bir çıkış olarak görülüyor.

Kârlar savaşa endekslendiABD'nin "savaş konsepti" açıklaması, dünya ekonomisinde de yeni beklentilere neden oldu. Büyük bir bunalımın adım adım yaklaştığı günlerde uluslararası sermaye de Amerika'nın savaş ilanını bir fırsat penceresi olarak değerlendirme çabasında. Liberal analizciler; geçmiş on yıllık büyümenin ve finansal piyasalardaki büyük hareketliliğin Körfez Savaşı ile başladığını hatırlatarak, "Bir kez daha neden olmasın?" diyorlar. Hatta yeni bir Marshall Planı'nın yaşama geçeceği koşulların oluşabileceği öngörüsünde bulunanlar bile var. Bush'un düğmeye basması ile birlikte başlayacak Amerikan terörü, bir kez daha durgunluğa mahkûm olan küresel ekonomi için "umut" olacak. Ancak henüz savaş sanayiinin motor güç olacağı ekonomik gelişmelerin dünya krizine bir çözüm olup olamayacağı tartışma konusu. Çünkü bu kez durgunluk, daha önce karşılaşılan 1974 krizinden oldukça farklı.

Kükreyen küreselleşme20 Ağustos tarihli New York Times'ın yorumuna göre, "Daha geçen yıl kükreyen bir hızla büyüyen dünya ekonomisi sürünmeye" başladı. ABD, Avrupa, Japonya ve önemli bazı gelişmekte olan ülkeler, nadir görülen bir eşzamanlı durgunluk içindeler. Dünyanın dört bir yanından son istatistikler, birçok bölgesel ekonomik gücün (İtalya ve Almanya, Meksika ve Brezilya, Japonya ve Singapur), durgunlaştığını gösteriyor; yani diğer ülkelerdeki büyümenin, ABD'deki yavaşlamayı telafi edeceği yönündeki beklentiler de uzun süre önce boşa çıktı. Birçok uzman, büyüme oranlarının, 1974'ün şokundan bu yana ilk kez bu kadar hızlı, aynı zamanda önde gelen ekonomilerin önemli bir bölümünde gerilemekte olduğunu belirtiyorlar. Bu kez ortada, yaygın zayıflığın tek bir sorumlusu da yok ve bu nedenle iktisatçılar, toparlanmanın yavaş olabileceği görüşünde.Aynı duyguları Dünya Ticaret Merkezi ile birçok çalışanının ve bürolarını kaybeden Morgan Stanley'in başekonomisti de paylaşıyor: "Petrol şokundan bu yana ilk kez, büyüme patlamasından çöküşe bu kadar hızlı bir geçiş oldu. Böyle bir fren yaptığınızda, kendinizi ön camdan fırlamış gibi hissediyorsunuz." Benzer yorumları birçok ülkenin iktisatçısından ve analistinden duymak mümkün. Son altı aylık verilere bakıldığı zaman üretim ve ticarette büyük bir kaybın yaşandığı göze çarpıyor. Nitekim dünya ekonomisinin toplam üretimi, 2000 yılında yüzde 12.8 oranında büyümüştü. Bu yıl büyüme hızının 1975'ten bu yana büyük bir hızla gerileyerek yüzde 4.3 olması bekleniyor.

Büyük daralma2001'in birinci üç aylık döneminde, Avrupa Birliği ülkelerinin Avrupa dışına topIam dış satımları yüzde 12.5 geriledi. Almanya'da yıllık ekonomik büyümenin yüzde 1'in altına düşme olasılığı güçlendi.Avrupa'da tüketici talebinde de hissedilir bir gerileme dikkati çekiyor. Artık, Avrupa'nın bu yıl yavaşlamasına rağmen, ABD'den daha güçlü bir büyüme gerçekleştirerek dengeleyici bir etki yapma umudu da kalmadı. Japonya ise geçen on yılın dördüncü durgunluğa girdi ve GSMH'sinin yüzde 130'una ulaşan bir kamu borcu ve yüzlerce milyar doları aşan batık banka alacakları var.Üretim ve ticaretteki gerileme büyük şirketlerin kârlarını da etkilemiş durumda. Standard and Poors 500 indeksine göre, 2000 yılında ilk üç ayIık döneminde Amerikan şirketlerinin kârları, bir önceki yılın aynı döneminden belirgin olarak yüksekti. Şirket kârlarını ölçen bu indeks 2001'in ilk dört aylık döneminde yüzde 6'dan fazla geriledi. İkinci üç aylık dönemde de gerilemenin yüzde 16-17 düzeyine ulaşması bekleniyor. Aynı dönemde, teknoloji sektöründe gerileme yıllık yüzde 40-yüzde 60 arasında değişti. Benzer bir durum Avrupa'daki şirketlerde de görülüyor. Kârları düşen şirketler ise hızla harcamalarını kısıyor, işçi çıkartmaya başlıyorlar; bankalar da şirketIerin kredi reytinglerini düşürmüş durumda.

Bush'un elindeİşte uluslararası sermayenin Bush'un yeni konseptini bir çıkış olarak görmesini sağlayan tablo böyle. Ne gidilecek ve yatırım yapılacak bir "yeni pazar" kaldı ne de spekülasyonlarla kısa vadeli kâr elde edilecek bir "yükselen piyasa." Oysa savaşlar her zaman tıkanan sermaye birikiminin önünü açan bir işlev görmüştü. Aşırı sermaye birikimini emecek yeni alanlar açmıştı. Şimdi umulan şey tam da bu.Times'ın analistlerinden Frank Pellegrini, uluslararası sermaye için bu umudun ufukta göründüğünü 14 Eylül günü yazdığı analizinde müjdeliyordu: "Amerikan ekonomik tarzının sağlam egemenliğine uzun vadeli güveni yeniden sağlamak, George Bush'un elinde. İşin başı, dünyanın beklediği askeri yanıt. Sona eren bu on yıllık ekonomik gelişme dönemi, tankların Kuveyt topraklarına girmesiyle start almıştı. Bunu yeniden başlatmak; ABD'nin düşmanlarını gördüğünü ve siyasi iradesinin canlandığını göstererek psikolojik bir etki yapacaktır.Ardından; ABD'nin salı sabahı kaba bir biçimde sokulduğu uzun soluklu jeopolitik mücadelenin sorumluluğu gelecek. Kamu harcamaları (savunma, havaalanı güvenliği, yurt savunması, hatta İslam Dünyası için bir tür yeni Marshall Planı) var... Liderlik ve ciddi bir strateji gösterisi, bu kanlı mücadeleden daha güçlü ve güvenlikli bir biçimde çıkabileceğimiz izlenimini bile verebilir."Pellegrini'nin cümlelerinde aslında bütün dünyanın ve özellikle de bağımlı ülkelerin hatırlarında olan kilit bir cümle yatıyor: Marshall Planı! 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD'nin askeri hegemonyası üzerinden yükselen ekonomik güçte kilit bir rol oynayan Marshall Planı, aşırı biriken sermaye için yeni değerlenecek alanlar yaratmak amacıyla işe koyulmuştu. Hesap yine aynı. Buna karşın Marshall Planı'nın bağımlı ülkelere maliyeti ise 50 yıldır ödeniyor.
www.evrensel.net