'Ne güzeldir yollarda olmak'

Hapisanede geçen bir iki mevsimi anlattıktan sonradır bu yollarda olmak isteği. Ben zor olacağını bildiğim bir yolculuğa hazırlanırken, kendimi hep bu dizeyle avutmaya, kandırmaya çalışırım.

'Ne güzeldir yollarda olmak'Sennur SezerKemal Burkay'ın bir şiirinin dizesini çok severim, bir iç çekiş gibi mırıldanır: "Ne güzeldir yollarda olmak şimdi." Hapisanede geçen bir iki mevsimi anlattıktan sonradır bu yollarda olmak isteği. Ben zor olacağını bildiğim bir yolculuğa hazırlanırken, kendimi hep bu dizeyle avutmaya, kandırmaya çalışırım. Şimdi de, yolculuğa çıkamayanları düşünüyorum. Ceza giymeden de yaşadıkları yerden hiç ayrılamayanlar var. Çoğunluğu kadın elbet. Daha çok aş, daha aydınlık bir yaşam düşüyle yola düşenlerle, doğdukları yere tutuklu olanlar arasındaki ortak nokta yoksulluktur kuşkusuz. Ya bütün yaşamı yollarda geçenler. Belki bir dönme dolap gibiler... Ara sıra aynı noktaya yolları uğrayarak, dönüp dolaşıyorlar. Aynı noktaya döndüklerinde, evlerine dönmüş gibi sevinerek... Ben yaşamını yollarda kazanan birinin kızıyım. Babam demiryolcuydu. Küçük öyküler anlatırdı anneme, trenden indiğinde uğradığı çorbacıyı örneğin. Bir tencere mercimek çorbasının 6-7 saat ateşte kalışı ona inanılmaz gelirdi. Annemin bütün yolculukları kitaplarlaydı. Evinin dışında bir yemek yeme olanağı olmamış dar gelirli eşi... Belki benim dönüp dolaşanlarla hep aynı yerde kalanları eşitlemem anamla babamı anımsamaktan geliyor.Bana yazanlar arasında yaşamı yolda geçenler de var, olduğu duraktan yalnızca düş trenleriyle ayrılabilenler de... Kimi zaman bir esnaf kahvesinden, kimi zaman bir nehir kıyısından yola çıkıyor dizeler. Çoğu acemi ama yaşanmışlık kokuyor:"Sıtmalar pay edilirdi/ yaz güneşinde/ sırtlardı aslan payını/ yoksulluğu ırgatların /.../ haymalardan sarkardı salkım salkım üzümler/ çıngılına iç çekerdi koruk mevsiminde/ yok çocukluğumun doymamış nefesi."Şiirin bir taşçı gibi sözcükleri yonta biçe uğraşması gerektiğini, yazdıklarını elemeyi öğrenmesini söylemem gerek pek çok ozan çırağına. Ama bu sözleri söylemek hiç kolay değil. Kimi zaman gönül koyuyorlar. Kimi zaman ben nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Coğrafyamızda şiiri öyle bir değerlendiriş var. Ozan olmak öyle yüce bir değer ki, sanki bir kez şiir yazana biraz yardım edilse iş bitecek. Oysa bir ozana, kendinden başka kimseler yardım edemez. Bunu özellikle kadınlara söylemekte zorlanıyorum. Yazmaya başlayanın aynı hızda okuması da gerekli. Çoğunun, kendi düzenledikleri bir yazarlık okulundan geçmeden yazdıkları yayınlanır gibi değil. Anlatmaya çalıştığımda gocunuyorlar, üstelik beni, eşim yazar ya, onun yardımıyla yazar oldum sanıyorlar. Yardımımı onlardan esirgemekle suçluyorlar. Baştan başlayıp anlatıyorum, "Benim iki kitabım vardı evlendiğimde, adı anılır bir ozandım. Eşimin adıyla ezilmemek için on yıl ayrıca çalıştım çabaladım da üçüncü kitabımı öyle yayımladım." Böyle bir anlatımın sonunda şu soru geliyor ortaya "Neden yazmak istiyorsun?" Biliyorum kimse bu soruyu sevmiyor. Oysa, kitap, dergi okuyan biri ne denli acemi olursa olsun, şunu diyebilir, "Benim anlatacaklarımı anlatan yok ki..."Yazarlık, ozanlık işte bu iddiaya dayanır. Kimi seçkinci yazarların "Edebiyatımızda ne eksik gördünüz de yazmaya başladınız?" sorusu da doğrudur temelde. Eğer "bir emekçinin aşka bakışı eksik", "bir işçinin uykusuzluğu", "bir evsizin gökyüzünü seyredişi" yanıtını verebiliyorsanız yolun yarısındasınız demektir. Yolun öteki yarısı da söyleyişinizle, edebiyatta olmayan tavrı tamamlamaktır. Kendi sesini bulmaktır. Böyle bir ozanı okuyan, "işte falanın şiiri" diye tanır. O ozanın kullandığı sözcüklerin kimisi bir başka ozanın kullanamayacağı bir kimlik kazanır. Ahmed Arif' i anımsayın. Enver Gökçe'yi..'Bir de ozan olursun da ne olur?' sorusu var. Bence hiçbir şey olmaz. Rahatın kaçar. Bir dizenin peşinde uykunu kaçırırsın. Ün, para başka düzenin işidir. Dağlarca, kaç para kazandı sanki şiirden. Oysa sözcüklerin peşinde bütün günleri. Sevildiğini, okunduğunu sezmek mutlu eder ozanı. Ama ona bunu kim sezdirecek ki? Okunmak için iyi ozan olmaya da gerek yok. Şov yapmak yeterli...Siz bakmayın benim yazdıklarıma. Yazmaya niyetiniz varsa, okumayı artırın. Sonra okuduklarınızı didiklemeye başlayın. Bir yandan da yazın. Sonra yazdıklarınızı yargılayın. Ama "Aferin bana, neler de yazarmışım" diye değil...Ben yollara düşeceğim, o yüzden tedirginim. Okuyup yazmam zorlaşacak. Ama bir yandan da bir umudum var, belki bir dut ağacı görürüm. Öyküsünü anlatır bana.
www.evrensel.net