Saldırganlığa karşı

Saldırganlığa karşı

   halkların mücadelesi

Saldırganlığa karşı halkların mücadelesiHaber Analiz - A. Cihan SoyluABD'nin New York ve Washington gibi büyük merkezlerinde ve Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi (WTC) gibi uluslararası ekonomik-askeri operasyon merkezlerinin vurulması, kısa olmayacağı bugünden söylenebilecek bir süre için uluslararası ilişkileri ve politikaları olduğu kadar, ülkelerin iç ilişkilerini de etkileyecek bir "dünya olayı"dır. Dünya ölçeğinde olmasının en önemli nedenlerinden biri, olayın dünyanın "tek süper gücü" olarak bilinen, elli yıldan fazla bir zamandan beri dünya kapitalizminin jandarmalığını yapan ve tüm kıtalarda ordular, hava ve deniz saldırı birlikleri bulunduran bir 'dünya gücü'ne karşı yapılmış olmasıdır. Bu "süper güç"ün askeri politikalarının mekansal merkezinin saldırı hedefi olması, CIA, FBI, Pentagon istihbaratlarının -ortada iç çelişki ve çatışmaların yol açtığı bir iç işbirliği ve çeteler, klikler savaşı bağlantısı yoksa-, aşılması; ve belli başlı 'strateji analistleri' tarafından Pearl Harbour imhasından sonra ABD'nin "yediği en büyük darbe" olarak tanımlanan bir saldırının, ABD'nin kendi topraklarında gerçekleştirilmiş olması, olayın "fiziki" boyutlarını genişletmektedir. Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi'nin saldırı hedefi olması, Amerikan emperyalizminin dünya kapitalist sistemi içindeki konumu nedeniyle dünya ölçeğinde yankılar bulmakla kalmayacak, uluslararası alanda politik-askeri, ekonomik ve hatta kültürel etkilere yol açacaktır. Amerikan emperyalizminin zaten oynamakta olduğu bu uluslararası korsanlık rolü, bu olay fırsat sayılarak, bundan sonra, siyasal gericiliğin ve askeri politikaların yoğunlaştırılmasıyla daha etkin tarzda sürdürülecektir.

Vahşet ve emperyalizmAmerikan emperyalizminin askeri-ekonomik "merkezleri"ne yapılan "intihar saldırısı"nı üstlenen herhangi bir örgüt henüz ortada yok. Kapitalist ülkelerin yöneticileriyle politikacıları ve hemen tüm ülkelerin istihbarat örgütleri "başka ihtimaller"le birlikte "Suudi asıllı islami terörist Osama Bin Laden (Ladin)"i, "muhtemel en belirgin fail" olarak ilan ettiler. Buradan, "İslami terör örgütleri"nin "insanlık ve barış için büyük bir tehdit oluşturduğu" propagandasına, güncel ve henüz "soğumamış" bir olayın sıcaklığıyla insani tepkilere yol açan bu olayı kullanarak daha yaygın destek sağlamak ve bu propagandayı inandırıcı kılmak istiyorlar. Bush başta olmak üzere, Amerikan emperyalizminin askeri ve politik; emekli ve işbaşındaki etkili çevreleri, Amerika'nın bir "savaş ilanıyla karşı karşıya olduğunu, buna karşı kendisini en büyük kararlılıkla savunacağı"nı, "terörist ile ona yataklık eden arasında ayrım gütmeyecekleri"ni ilan ettiler. "Ulus"un "tespit edilmesi güç bir düşmanla savaşa girdiği" üzerinden bir "ulusal birlik" vaazı da devam ediyor. Amerikan "kamuoyu"nu, "bedeli ne olursa olsun, ülkeyi korumak için mümkün olan her şeyin yapılması gerektiği"ne ikna etmeye ve "saldırıyı üreten sistem" olarak ilan edilen "İslami terörü besleyen ülkeler"in "ezilmesine"; dahası, kapitalist emperyalizmin azgın baskı ve vahşetine direnmekte olan emekçilerin mücadelesini ezip etkisizleştirmeye yönelik bu vahşet dolu açıklamalar, "savunma merkezi"nin kalbi vurulan ve "onuru kırılan" bir "dünya devi"nin; yanına diğer Batılı emperyalistlerin gücünü de alarak, "terörist" ilan ettiği ülkelere karşı saldırgan politikalarını tırmandıracağına işaret ediyor. Bunu, "vahşete karşı" ve "insanlık için" yapacaklardır! Terör ve vahşet üzerine tartışmaların sıcaklığı ve binlerce, onbinlerce kişinin çalıştığı ticaret merkezinin saldırı hedefi olmasını, olayın yol açtığı insani tepkiyi kullanacaklardır. "Dünya barışının tehlikede olduğu"nu, "dünyanın terörizm belasıyla karşı karşıya bulunduğu"nu, "teröristlerin biyolojik nükleer silahları kullanma olanağının doğduğu"nu, "bütün bunlara karşı dünya ölçeğinde işbirliği yapmanın zorunlu hale geldiği"ni söylüyorlar. Ellerindeki muazzam olanak ve araçları bu propagandayı etkili kılmak üzere harekete geçirdiler. Böylece, saldırıya uğramış "mazlum" ABD'nin, kırılan onurunu tamir ve "ülkesinin güvenliğiyle dost ve müttefiklerinin terör tehditinden uzak tutulması için" girişiceği saldırıları ve geliştireceği gerici politikaları benimsetecekler!

İnsanlığın modern katilleri"Teröre karşı savaş" çığırtkanlığı yapan emperyalist haydutlar, şimdi bu saldırının sözünü ettiğimiz özelliklerini kullanarak, halklara karşı yüz yıla yakın bir süredir izledikleri vahşeti, imha ve yok etme politikalarını, proletarya ve emekçilerin bağımsızlık ve özgürlük mücadelelerine karşı başvurmaktan geri kalmadıkları terörist eylemleri unutturmaya çalışıyorlar. Ama eğer olay tüm bağlantılarıyla birlikte irdelenirse bu gerici ve vahşete çağrı niteliğindeki propaganda da yerli yerine daha iyi oturtulacaktır. Önce somut olaya "yalınlığı" içinde bakalım: Saldırıda binlerce -kimi kaynaklara göre onbinlerce-, kişi öldü ya da yaralandı. Yaşamını yitirenlerin ezici çoğunluğu çalışarak, emek harcayarak yaşamlarını sürdürmeye çalışan ve tekelci burjuvazinin şiddet ve vahşetinden sorumlu olmayan büro emekçileri, memurlar vb. kesimlerdendi. Her zamanki gibi, gericiliğin ve emperyalist tekellerin ürettiği çelişki ve çatışmaların faturası onlara düştü. Bir vahşetin kurbanı oldular. Saldırı sıcak bir savaşın gelişmesi sürecinde taraflardan birinin diğerine darbe vurmak üzere başvurduğu türden bir eylem değildi. Yolcu uçakları kullanılarak gerçekleştirilmişti ve halkların emperyalizme karşı mücadelesinin, bir ayaklanma ve antiemperyalist ulusal kurtuluş savaşı gibi somut gelişmelerin dolaysız uzantısı olarak gerçekleşmemişti. Kimler tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirildiği üzerindeki "sis perdesi"ne karşın, eylemin bu özellikleri bir gerçekti. Çeşitli ülkelerde bu nedenle "insani boyutlu" tepkiler de yaşandı. Bu nedenlerle bu eylem, vahşi bir saldırı eylemi olarak tanımlanmayı hak ediyor. Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin bağlantılarının ya da organizatör yöneticilerinin henüz herhangi bir açıklama yapmamış olmaları bir yana; -saldırıyı gerçekleştirenlerin ABD'nin ve başka ülkelerin istihbarat teşkilatları bağlantılı sağcı ırkçı örgütleri olabileceği yönünde kuşkular da dile getiriliyor-, ve antiemperyalizm adına olası açıklamaların dayandırılacağı muhtemel gerekçenin 'dünya halklarının azılı düşmanı ve ezilen halkların başına bomba yağdırmaktan, imha operasyonları düzünlemekten geri kalmayan bir emperyalist güce karşı savaşma' biçiminde olabileceği söylenebilir. Bu gerekçenin emperyalizme ve politikalarına öfke duyan halkların desteğini alması da olasıdır. Halkların mücadelesi ve emperyalizme karşı ayaklanmalarından soyutlanmış bu tür eylemlerin halkların mücadelesini ve kendi kaderlerini belirleme kavgalarını ilerletmediği açık olmakla birlikte, bu türden olayların halklar arasında esası itibariyle karşıt ve yandaş duygulara yol açtığı da bilinmektedir. Bu da, "vahşetin boyutları"nın ne olduğundan önce, bu türden intihar eylemlerini ve büyük boyutlu olayları nedenleyen politikaların irdelenmesini zorunlu kılıyor.Şimdi, halkların tepesine bomba yağdırmaktan geri kalmayan, Nazi artıklarını işkenceci ve istihbaratçı olarak finanse eden, kontra ordular örgütleyip bağımsızlık mücadelelerini ezmeye çalışanlarla birlikte çeşitli ülkelerin burjuva politikacıları ve propagandacıları da onbinlerce memur ve büro emekçisinin çalıştığı ticaret merkezinin hedef seçilmesinin, yüzlerce ya da binlerce sivilin ölümüne yol açılmasının ve yolcu uçaklarının saldırı aracı olarak kullanılmasının oluşturduğu insani duyarlılığı istismar ediyor ve bugüne kadar sürdürülen vahşi ve insanlık düşmanı emperyalist politikaları unutturmak üzere, bu "vahşi saldırı"yı kullanmayı sürdürüyorlar.Beyaz Saray, CIA ve Pentagon'daki korsan politikacı, asker ve casuslar korosu izledikleri politikalarla dünyayı daha yoğun vahşet, savaş ve terör ortamına sürüklediklerini unutturmak üzere, sorunu, söz konusu saldırı olayının ortaya çıktığı uluslararası koşullardan, saldırı hedefi olan ülkenin dünya politikaları ve ezilen halklara karşı uyguladığı saldırganlıktan, Filistin'de, Irak'ta , Ortadoğu ve Körfez Bölgesi'nde, Balkanlar'da ve Kafkasya'da pratiğe geçirdiği ve bombalama-imha etmeyi de içeren uygulamalarından ve bunun ezilen halklar içinde yarattığı büyük öfke ve nefretten soyutlayarak, olayın sıcaklığıyla oluşan insani öfke ve tepkileri de yedekleme çabasındadırlar.

Emperyalizm ve terörABD emperyalizminin askeri-politik şefleriyle Batı Avrupa emperyalistlerinin sözcüleri "İslami terör tehditi" propagandasına hız verdiler. "İnsanlığı terör belasından kurtarmak için uluslararası işbirliği" üzerine propaganda hemen her ülkenin egemenleri tarafından yoğunlaştırıldı. Devlet yöneticilerinin yönlendirmesinde çeşitli ülkelerde "yas eylemleri" başlatıldı. "Teröre karşı savaş!" ilgi ve dikkat çekici bir slogan haline getirildi. Öyleyse vahşetin en büyük temsilcisi ve en büyük tetöristin kim olduğu yeniden ve yeniden ortaya konmalı! Amerikan emperyalistleri ve onun "batılı müttefikleri"nin, saldırıya uğrayan "mazlum"u oynamalarına izin verilmemeli! ABD emperyalizminin yüz yıldan bu yana dünya hakimiyetine oynadığı; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra uygun uluslararası koşulları hegomonya mücadelesinin dayanağı olarak kullandığı; bu mücadelede rakiplerinin başında saydığı sosyalist Sovyetler Birliği'ne karşı terör örgütleri de dahil her türden organizasyona gittiği; kendisine boyun eğmeyenlere karşı içerde sabotajlar düzenlemekten dolaysız işgal ve kuşatmaya kadar terörist eylemlere başvurduğu bir kez daha anımsatılmalı. Sosyalizme karşı "yeşil kuşak" politikası geliştirip, faşist diktatörlere kol kanat geren ABD ve onun İngiltere başta olmak üzere Batılı müttefitklerinin, Afganistan'da rakip "süper devlet"e karşı "Afgan mücahitleri"ni silahlandırarak, Osama Bin Laden türünden "teröristleri" politikaları doğrultusunda kullandıkları yeniden söylenmeli. Doğu Avrupa'da darbeler için CIA ve Pentagon'un onlarca yıl çaba gösterdiği, Batılı istihbarat örgütlerinin Balkanlar'da cirit attığı; bunların yetmediği yerde dolaysız işgallerin gündeme geldiği; Yugoslavya başta olmak üzere çeşitli ülkelerin bölünüp, parçalar halinde emperyalist hegemonyaya bağlandığı henüz unutulmadı. Irak halkının başına tonlarca bomba yağdıranların, Filistin'i işbirlikçisi siyonistlere kırdıranların; Balkanlar'ı kana bulayıp, sonra da Sırplarla Arnavut ve Boşnakların başına bomba yağrdırma yoluyla "barış sağladıklarını" ilan edenlerin emperyalistler olduğunu, kim nasıl unutturabilir; ya da kim nasıl unutabilir!Emperyalistler uyguladıkları uluslararası politikalarla dünyanın tüm ezilenlerine yaşamı zehir etmişlerdir. Dünyayı bu türden intihar saldırıları değil; yılda 790 milyar dolarlık silahlanma harcamalarıyla savaşa hazırlık yapanlar savaş havasına sokmuşlardır. Daha birkaç gün önce Amerikan emperyalistlerinin biyolojik silah denemesi yaptıkları haberleri dünya basınında yer aldı. Nükleer, biyolojik, kimyasal silahları depolayıp, bütün dünyaya hakim olmak ve ezilen ulusların kurtuluş mücadeleleriyle işçi ve emekçilerin antikapitalist hareketlerini kana boğmak üzere "Ulusal füze savunma sistemi" adı altında askeri politikalarını tüm dünyaya dayatanlar, terörden başka ne yapıyorlar? Bu politika ve uygulamalarla dünyayı terör eylemleri de dahil her türden saldırıya açık hale sokmuşlardır. Bu politika ve uygulamalara öfke duyanlardan bir kısmının çıkış ararken doğru ve kurtuluşa götürecek yolu bulamamanın bunalımını yaşadıklarını, ne yapacaklarını bilemez duruma düşürüldüklerini, bireysel ve toplumsal yaşama terör eylemleri de dahil olmak üzere "sosyal hastalıklar"ın daha fazla girdiğini; daha fazla, hırsızlık, fuhuş ve intihar eylemlerinin yaşandığını; bütün bunların da farklı karakterden terör sayılması gerektiğini söylemek gerçeğe vurgu yapmak olacaktır!Dünyanın en büyük teröristlerinin terör eylemlerine hedef olması, bu nedenle bir bakıma kaçınılmaz olmaktadır.

Saldırgan politikalar yoğunlaşıyorABD emperyalizminin askeri-politik şefleri ve Kissinger dahil emekli politikacıları, "kendini savunma" adına "tüm terör odaklarına ve terörü besleyen ülkelere ders vermek"ten söz ediyor, saldırgan politikaya destek oluşturmaya çalışıyorlar. Batılı "dostları" ve işbirlikçi gericilikleri de harekete geçirerek, yaralanmış imajını daha büyük bir güç gösterisiyle onarmak; dünyanın "karşı çıkılamaz ve dokunulamaz tek gücü olduğu"nu kanıtlamak istiyorlar. Füze savunma sistemine itirazları geçersiz kılmak; "İslami terör" propagandasıyla Irak, Filistin, Suriye, Afganistan gibi ülkelerde operasyonları artırmak, Ortadoğu ve Kafkasya'daki hakimiyet mücadelesinde daha ileri adımlar atmak, Latin Amerika'dan Avrupa ve Asya'ya kadar uzanan alanda ezilen halklara karşı dünya gericiliğinin dayanaklarını sağlamlaştırmak için- Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi'nin saldırıya uğramasını "olanak genişletici bir etken" olarak kullanma çabasındadırlar. Bu olay neden sayılarak, bütün dünyada askeri politikaların yoğunluk kazanacağı; emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin terör karşıtı mücadele gerekçesiyle içerde halk kitlelerine karşı politikalarını sertleştirecekleri; askeri amaçlı harcamalara ağırlık verecekleri; NATO'nun kuruluş gerekçelerinin 5. maddesinin uygulamaya geçirilmesi kararı türünden gerici uygulamalarla hedef ülkelere emperyalist saldırılar için hazırlıkları sürdürecekleri; tehdit, santaj ve açık saldırılarla ABD emperyalizminin ve dünya gericiliğinin politikalarına şu ya da bu biçimde karşı çıkanları hizaya getirmek için, oluşmuş "duyarlılığı" kullanacakları; siyasal gericiliği güçlendirerek halkların muhalefeti ve güncel talepler için mücadelesini etkisiz kılmaya çalışacakları kesindir.Öncekilerin devamı niteliğindeki bu politikalar ve girişimler tam da terör ve vahşet olarak adlandırılacak türdendir. Onlar barışı korumuyor, dünyayı savaşa doğru götürüyorlar; bunalımları ve askeri politikalarıyla, hegemonya dayatmaları ve "terör karşıtı" uygulamalarıyla!

Dünya emekçilerinin mücadelesi Emperyalistlerin bu gerici ve saldırgan politikalarının durdurulması ve püskürtülmesi bugün en önemli sorun haline gelmiştir. Somut ve güncel talepler için mücadeleyi emperyalist provokasyonları ve savaş politikalarını boşa çıkarma çabasıyla birleştirmek ve geniş kitleleri bu doğrultuda eğitme çabasını her ülkede yoğunlaştırmak önem taşıyor. Mücadelenin nasıl yükseltileceği, emperyalist saldırganlığın nasıl durdurulacağı; halkların mücadelesi ve örgütlenmesinin nasıl ilerletileceği emekçilerin esas gündemi olmak durumundadır. Halkların gücü ve olanakları asla küçümsenecek türden değildir.Emperyalist gericiliğin bütün güç gösterilerine karşın, politikalarını sanıldığı kadar kolay uygulama olanağına sahip olmadığı bir gerçektir. Bunun ilk engeli halkların antiemperyalist tutumu ve bazı ülkelerde daha ilerden seyreden mücadeleleridir. Olayın "tazeliği"nin yol açtığı hassasiyetler bir ölçüde olağanlaştıkça, ABD ve diğer emperyalistlerin işi daha zorlaşacaktır. Dünyanın en vahşi saldırılarının ve dünya barışına en önemli darbeleri vuranın bizzat emperyalist politikalar olduğunu, halkların giderek artan önemli bir kesimi daha iyi anlamaya başlamıştır. Olayın "soğuması"na fırsat kalmadan bazı ülkelere saldırı olanaklı olmakla birlikte, bu saldırıyı fırsat bilerek geniş çaplı bir savaşa girişmelerine halkların seyirci kalmayacağını onlar da biliyorlar. Bunun işaretleri hemen her ülkede verilmeye başlandı bile. Dünyanın hemen her tarafından yükselen "aykırı sesler", "savaşçı ve saldırgan politikaların uygulanmasına karşı duyarlı olma zorunluluğu"na dikkat çekiyorlar. ABD'nin de içinde bulunduğu Batılı ülkelerde ilerici çevreler, emperyalist politikaların vahşeti ve terörü doğurduğu, emperyalist burjuvazi ve istihbarat örgütlerinin terör ve saldırı politikası izlediğini dile getirerek, bu olayın gerici hedefler için kullanılmasına karşı mücadele edilmesini istiyorlar. Bu muhalefet eylemi büyüyecektir.Diğer bir etken uluslararası sermeyenin kapitalist rekabet ve emperyalist çekişmeleri ivme kazandırarak yoğunlaştırması ve bunun yol açtığı emperyalistler arası çelişkilerin keskinleşmesidir. Bütün "birlik" çığlıklarına ve "bizden habersiz saldırmayın, operasyonları birlikte gerçekleştirelim" vaazlarına karşın, Fransa ve Almanya'nın "soğukkanlılık ve dikkat" çağrıları, bu yöndeki aykırılıkların işaretidir. İşçi sınıfı ve emekçiler ülkemizde ve diğer ülkelerde, düşmanların zayıflıklarını ve zorluklarını bilerek, ve kendilerinin birlikte mücadelelerinin yaşamsal önem taşıdığını daha iyi kavrayarak, antiemperyalist ve savaş karşıtı politikaları yükseltmek durumundadırlar. Bu, şimdi, bir fırtına halinde yükseltilen toz-duman içinde daha da gerekli hale gelmiştir.
www.evrensel.net