Diyarbakır evleri

Diyarbakır Suriçi Belediyesi'nin şu an tespit çalışmaları sürdürdüğü 200 civarında tarihi Diyarbakır evi kulanılamaz durumda ve her gün bir parça yitip gidiyor. Tıpkı, tarihi beş bin yılı bulan eski kentteki birçok cami, kilise, hamam, konak, çeşme ve medrese gibi...

Diyarbakır evleriAli Rıza KılınçBirini diğerine bağlayan daracık aralar ve sırtında basık lentolu kapılar açılmış bitişik duvarlar. Karanlığı dışarı sızan, yerden bir boy yükseklikte birbirinin tıpkısı dizilen demir parmaklı pencereler. Binlerce yıl yaşamış bir insanın ağır ve durgun suretinde gezindiğini sanır insan. En az beş bin yıllık geçmişe sahip olan Diyarbakır'da, evler kendi tarihine yüzünü dönmüş, yüzyılların getirdiği kimliğini yitirmekle yüz yüze.Suriçi Belediyesi'nin şu an tespit çalışmaları sürdürdüğü 200 civarında tarihi Diyarbakır evi kulanılamaz durumda ve her gün bir parça yitip gidiyor. Tıpkı, birçok cami, kilise, hamam, konak, çeşme ve medrese gibi... Gören herkesçe bilinir. Surlarla çevrili Diyarbakır'da, bir araba geçemeyecek kadar dardır sokaklar. Buna iklim olduğu kadar, surların içine sıkışma zorunluluğu da neden olmuştur.Küçe'den eve, hep aynı örnek yapılmış benzer bir kapıdan girilir. Evin, çoğu zaman moloz duvar olan sokak cephesi kapıda bir fon oluşturacak şekilde yontma taştan örülmüş. Kapıda bekleyeni yağmurdan korunması için olsa gerek iki taş plakaya oturmuş bir saçaklık yer alıyor. Dışardan kale duvarları gibi görünen bazalt yapılı duvarın sokağa açılan tek giriş kapısı aralıklı. "Fatih Paşa Mahalesi Kurşunlu Sokak" olarak işaret edilen sokağın dördüncü kapısı.Önce küçük bir hole açılıyor dış kapı. Bu holden yine ikinci bir kapı ile avluya giriliyor. Avlunun sokak cepesini yandan gören yerden biraz yüksekçe teras şeklindeki bölümde bekleşen birkaç çocuk. Kimsecikler ortalıkta görülmeyince, avlunun çevresinde yükselen duvarlar ve duvarlara gömülü tipik pencerelerin tarihi dokusu da gözlere öylece takılıyor.

Xale MahmutBazalt taşları, Diyarbakır evlerinin doğal motifi olup, avluların da da yer edinir. Avlular genellikle dişi taş denen siyah bazalt kesme taşlarla biçimli bir tarz döşenir. Avlu evin haremi durumunda olduğundan, ne avludan başka bir yer, ne de başka bir yerden avlu gözükür. Eskiden rengarenk çiçeklerle, şadırvanlar ile süslenen avlularda, bugün artık bunlara rastlamak pek mümkün değil.Bu evlerden biri de, şu an Ankara'ya soğan toplama işine giden Xale Mahmut'un evidir. Evde 25 milyon kira karşılığında oturan Veysi Sakın ve çevredeki çocuklar anlatıyor; "Xale Mahmut yıllar önce köyden gelmiş ve bu evleri satın almış. Bir kaç yıl önce de avluda şadırvan ve havuzu yıkmış".Veysi, avlu çevresinde dizili olan odalarda oturan üç aileden biri. Daha birkaç gün öncesinde fındık toplamaktan gelmiş.

Avludaki serinlikGüneşin uzaklaşmasıyla uzayan gölgelerin avluyu yavaş yavaş sardığı vakit, Veysi'nin yaşadığı iki oda bir mutfaklı eve gidiyoruz. Yerde yumurta, ekmek ve bir de iki yaşındaki Elif için komşudan getirilmiş yoğurt. Veysi Sakın, "Xale Mahmut iyi insandır. 8 ay boyunca kirayı ödeyemedim. Bana ses etmedi. Kocaeli'ne fındık toplamaya gittim. Getirip dolar üzerinden kirayı ödedim. Şimdi de okulların açılmasını bekliyorum. Belki lokantalarda kahvelarde iş bulurum" diyor. Umutlar yitmiş değil. Çünkü hâlâ eski Diyarbakır evlerinin avluları komşuları bir arada kılan serinliği paylaştırıyor. Yazın sıcak günlerinde güneşin çekilmeye başladığı zamanlarda avluya veya eyvana bir kaç teneke su dökülünce bazaltan yapılı çukurluklar sayesinde etrafı çabucak bir serinlik sarıveriyor.

Bir toz için...Ardı arkası kesilmeyen bilmeyen sorunlar bir bir kabarıp duruyor. Sofra kaldırıldı, Veysi'den ve kızı Elif'ten başka kimsecikler kalmadı çevrede. Veysi Sakın'ın en büyük derdi bu yılı çıkarabilmek: "Bu yılın mart ayına kadar Diyarbakır Turkcell servislerinde çalışıyordum, ama patron beni bir toz yüzünden işten attı. Dedeman'dan bir müfetiş gelmişti. Masamda bir toz gördü. Beni uyarmadan İstanbul'u arayarak işten atılmamı istedi. Ben kendisine sordum. Çocuklarım karım ne olacak, diye. Dikkatli olsaydın, dedi. Ben bunları yaşadım. Diyarbakır'da bir sürü insan bunları yaşıyor".Dışarda çocukların sesi evde yankı buluyor. Evde hafif olan loşluk giderek hız kazanıyor. Derinliği artıyor gölgelerin.

Mimari gelenekBinlerce yılık geleneğin bir örneği olan evin, özellikleri kendi başına bir yaşamı temsil ediyor. Evlerin odaları avlu etrafında dizili. Odalar genel olarak yüksek tavanlı ve ferah. Pencereler bir sedir yüksekliğinden sonra açılır. Odalar bol pencereli ve ışıklı. Pencelerin bazısında çeşitli renki camlar kullanılmış. Büyük evlerde harem selamlık kısımları var, bir de bu iki kısım arasında köprü görevi yapan küçük bir kapı. Ara kapı örülüp, her kısım ayrı ayrı bir ev olarak da kullanılıyor şimdi.Diyarbakır evleri çoğunlukla kiler ve odunluk olarak kulanılan bir bodrum katı üzerine kurulmuş tek katlı binalardır. İki veya üç katlıları da vardır, ama çok az rastlanır. Yaz odaları çoğunlukla kuzeye bakar, güneş almaz ve kapıları genelikle avluya açılır. Odaların avluya bakan cepheleri hemen hemen bütün evlerde yontma taştan. Her evde genellikle bir eyvan bulunur. Eyvan'ın üç tarafı kapalı, avluya bakan kuzey yönü tamemen açık. Zemin ve iç duvarlar kesme delikli bazalt taşla yapılır. Eyvanlar büyüklüğüne göre birden başlayıp dört kemerli olana kadar çıkıyor. Kemer taşları çok yerde siyah beyaz renklidir. Avluda eyvan önüne rastlayan yerde bir havuz bulunur. Havuzlar mahali ve orjinaldir.

Soğukluktaki klimaMutfak harem kısmındadır. Tek kemerli bir eyvan şeklindedir. Mutfak bacaları toprak dam üzerinde ahşap çatkılı çamur sıvalıdır. Tuvaletler eve girildiği zaman bulunan küçük holde o civarda müstakil olarak yapılmıştır. Bazı evlerin koltuk denen ve çoğu zaman tepe pencereleriyle aydınlanan ikinci derece odaları vardır. Örtme denillen sokak üzerlerindeki odaları da tipiktir. Dam örtüsü 30-50 santim yüksekleğinde toprak konmak suretiyle temin edilmiştir. Yağmur sularının sızıntısını önlemek için sıkıştırılmış bu toprağın üzeri, her yıl, toprak ve saman karıştırılarak yapılan ve adına püşürük denen çamurla sıvanır.Ender olarak bazı bodrum katlarında soğukluk denilen sardap bulunur. Yazın sıcak günlerinde buralardan faydalanılır. Turşular, salamuralar, peynir, gibi erzaklar burada saklanıyor. Soğukluğun avluya bakan pencerelerinden birinde selsal sersbil denen şelale döşemesi vardır. Su üst kanaldan çıkan deliklerden üzeri mermer ve çini kaplı satıhtan aşağı dökülür ve alt kanat deliklerinde yeniden çıkarak havuza akar. Avluya açılan pencereden hava cereyanı ve onun soğuttuğu su odayı serinletir. Bir tür klima görevi görür kısacası.
www.evrensel.net