Dehşetten fırsat çıkarmak

ABD yönetimi, New York ve Washington'a yönelik saldırıları bir "fırsat" olarak değerlendireceğinin sinyallerini veriyor.

Dehşetten fırsat çıkarmakHaber Analiz - Taylan BilgiçABD yönetimi, New York ve başkent Washington'da düzenlenen büyük saldırıların ardından yaşanan ilk paniğin ardından, kendini toparlama sürecine girmiş görünüyor. ABD yönetimi ve ona yakın çevrelerden yapılan yorumlar, resmi ve gayri resmi kaynakların demeçleri, yüzyılımızın bu en büyük saldırılarından birinin nelere "vesile olacağı" hakkında bir fikir veriyor. Amerikan emperyalizminin, pek de alışık olmadığı bu "mağdur" pozisyonunu, dünya siyasetinde yeni bir manivela yapmaya başlaması, emperyalist politikanın ikiyüzlülüğünü gösteriyor kuşkusuz. Saldırılardan bir gün sonra başlayan politik manevra ve yönelimlere yakından bakmak, belki, bu saldırıların kimlerin işine geldiğini gösterecek, hatta saldırganı teşhis edebilecektir.

Kimin vurulacağı önemli değilDünkü Amerikan gazetelerinde ilk dikkat çeken, derin bir nefret duygusuydu. Halkın "intikam istediği"ne dair "haber" ve yorumlar, Bush'un "Terörist ile ona yataklık eden arasında ayrım gütmeyeceğiz" sözleriyle birlikte gazete manşetlerini kaplamıştı. Bu intikam havası, birkaç gün içinde bir misilleme gerçekleştirileceği endişesini doğuruyor. Peki misilleme kime karşı olacak? Bunu bilen yok. Ama eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in düşünceleri, "vurulacak hedef"in o kadar da önemli olmadığını göstermekte: "Yanıtımız, bu saldırıyı üreten sisteme yönelmelidir." Bu söz, daha başka olgulara işaret etse de, öncelikle, ABD'nin dünyaya karşı "körlemesine bir terör eylemi" düzenleyebileceğinin göstergesi sayılmalı. Elde saldırganların kimliğine dair hiçbir delil olmadan gerçekleşecek rastgele terörist saldırılar (hedef Afganistan, Irak, Sudan veya bunların hepsi birden olabilir), bir "gövde gösterisi" anlamı taşımakta. Vurulacak ülkelerin ve öldürülecek insanların, New York-Washington saldırılarından haberdar bile olmayışı önemli değil; önemli olan, tüm dünyaya meydan okumak ve "Amerikan gücünün yerli yerinde" olduğunu göstermek. Bir Amerikan saldırısına kurban gidebilecek masum insanlar, Amerikan gücünün kanıtı olarak sergilenecek.

Hem tehdit, hem fırsat!Ancak daha da önemlisi, emperyalist merkezin, saldırıyı, Amerikan gücünü pekiştirmenin bir vesilesi yapmaya başlamasıdır. New York Times gazetesinde yer alan bir yorumda, Bush için bu saldırıların "hem bir tehdit, hem de bir fırsat" olduğu vurgulanıyordu. Yaratılan dehşet ortamı, fırsatın kullanılmaya başlandığını gösteriyor:"Düşman, modern çağda ABD topraklarındaki savunma noktalarının içine girebildiğini kanıtladı." (Washington Post) "Bu seferki düşman diğerlerinden çok daha akıl almaz ve kurnaz, ancak önünde sonunda yakalanacak." (Arizona Republic)"Ulus tespit etmesi güç bir düşmanla savaşa giriyor" (New York Times)Bunlar ve benzerlerinin sadece "ulusal birliği sağlamak" amacını taşıyan "uyarılar" olmadığı açık.

İçeriye çekidüzen11 Eylül taarruzlarının "Amerika içine çekidüzen vermek" için kullanılacağına dair bir dizi belirti var: "Saldırılar, Amerikan kamuoyunu, bedeli ne olursa olsun, ülkeyi korumak için mümkün olan her şeyin yapılması gerektiği konusunda ikna edebilir. Bush iyi bir iş çıkarırsa, Demokrat Parti'nin onun planına saldırması daha güç olacaktır... Kuşkusuz, ABD'de günlük yaşam daha karmaşık olacak. Özel ve federal binalarda güvenlik sıkılaştırılacak. Havayolu kontrolleri daha sık olacak. Genel olarak yaşam zorlaşacak." (New York Times)"ABD halkı, bundan böyle halka açık yerlerde tedirgin olabilir." (Washington Post)Bu yorumlar, 1995'teki Oklahoma bombalaması sonrasını anımsatıyor. Oklahoma olayının hemen ardından, ABD Kongresi, hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan "antiterör" yasaları geçirmişti. Bu yasaların hedefi "kör terör eylemleri" değil, kitlelerin örgütlenme özgürlüğü oldu. Daha sert yasaların gündeme getirileceğini tahmin etmek güç değil.

Azınlıklar tedirgin"Amerika evi"nin düzenlenmesinin diğer ayağı, etnik ve dinsel azınlıklara, göçmenlere karşı devletin aldığı tutumun sertleştirilmesi. California'dan bir Evrensel okuyucusu, gazetemize gönderdiği bilgi notunda şunları iletiyor: "Burada garip bir tansiyon oluştu. Bu şehir, bir sürü ayrı toplumun çok büyük oranda birbirleriyle aralarına sınırlar çekerek, ayrı yaşadığı bir yer. Özellikle son dönemde Ortadoğu'da yaşanan olaylar, zaten epey bir gerginlik yaratmıştı. Sabahtan beri yerel haberlerde farklı toplumları soğukkanlı ve hoşgörülü olmaya çağırıyorlar. Televizyonlarda konuşan neredeyse herkes, bunun Ortadoğu kaynaklı bir saldırı olduğunda birleşiyor. İnanılmaz agresif bir dil kullanıyorlar. Böyle bir eyalette bu durum, Müslüman toplulukların yaşadığı bölgelere yönelik saldırılara yol açabilir. Bu yüzden her yer polis dolu. Bu işin sonunda bir Ortadoğu bağlantısı kurmayı başarırlarsa, buradaki Müslüman nüfusun işi çok zor."İçinde bulunulan ekonomik resesyonun patlama noktasına getirdiği yoksul Amerikalıları "terör" bahanesiyle ezmek, ABD yönetimi için iyi bir yöntem olsa gerek.

Uluslararası baskıAncak daha da önemli bir "fırsat", dış politikada beliriyor. Önceki günden itibaren, NATO başta olmak üzere dünyanın önde gelen örgüt ve devletlerine yapılan çağrıların ortak bir noktası var: "Terör belasına karşı ortaklaşa mücadele etmeliyiz. Bugün bana, yarın size." Henry Kissinger şöyle yazıyor: "Tepkimiz, uluslararası uzlaşmaya tabi olamaz, çünkü tehdit altında olan bizim güvenliğimiz. Ancak yine de bu, müttefiklerimizle ortak bir direniş aracı bulmamız gereken bir sorundur." Bu satırların tercümesi, ABD'nin hiçbir kaygı duymadan "istediğini yapması", ama bu arada dünya devletlerini de kendisiyle işbirliğine zorlamasıdır. ABD'nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Sandy Berger de aynı yolu gösteriyor: "Bu mücadele uzun süreli, koordineli bir ekonomik, askeri ve siyasi çabayı gerektiriyor. Bu çaba, mümkünse müttefiklerimizle yürütülmeli." (Washington Post)

Uzman senaryolarıAnadolu Ajansı'nın haberinde ise, "uluslararası uzmanlar"ın, devletleri "terörle mücadele alanında işbirliği yapmaya" çağırdığını görüyoruz. Dış Politika Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan'ın görüşleri de dikkate değer: "Acilen bir dünya konferansı düzenlenebilir. ABD, saldırılarla ilgili araştırmanın tamamlanmasının ardından suçlu görülen ülkeye ani bir saldırı düzenleyebilir. Her ülke toplum içinde teröre karşı uyması gereken normları belirlerken, bunların uygulanmasını denetleyecek bir uluslararası kuruluş oluşturulabilir."

Yeni bir hayalet!ABD'nin tüm dünyaya yönelik bir tehdidi olan "Ulusal Füze Savunma Sistemi"nin, kurulması için yeni bir gerekçeye kavuştuğu da düşünülmeli. Bütün bunlar, Amerikan emperyalizminin, "müttefik" olarak tanımladığı devletlerin, kendi kanatları altından çıkmasını önlemek için elinden geleni yapacağını gösteriyor. Amerika, "Sovyetler hayaleti" sayesinde, onyıllar boyunca önemli dünya güçlerini o kanatları altında tuttu ve "isyankâr" tutumlara izin vermedi. Şimdi o hayalet artık yok ve "müttefik"ler, kendi ordularını oluşturarak, bağımsız ticari-siyasi-askeri ilişkilere girerek, kendi yollarını çizmeye başladılar. ABD, Washington ve New York'a yönelik saldırıları, bu yolların önünü kesmek için kullanacak. Uluslararası kapitalizme yönelik yeni tehdidin "terörizm" olduğunu, bununla mücadele etmek için ise eskisi gibi yeniden Amerikan kartalının kanatları altına girmek gerektiğini kabul etmeyenler, "farklı" yollarla hizaya getirilmeye çalışılacaklar.Avrupa Birliği ve Çin'in yükselişi, Rusya'nın kendini toparlaması ile, uluslararası egemenliği tehdit altına giren ABD'nin yakaladığı "fırsat" işte budur. Tek başına bu bile, 11 Eylül saldırılarının arkasında hangi güçlerin aranması gerektiğini gösteriyor.
www.evrensel.net