İki arada bir derede kalınca

İki arada bir derede kalınca

Kod Adı Kılıçbalığı, bir aksiyon-polisiye mi mi, yoksa politik-drama mı olacağına tam karar verilememiş bir yapım. Tam bir şey söyleyecek diye beklerden ibre başka yöne dönüyor.

İki arada bir derede kalıncaŞenay Aydemir'Bilgi çağı' olanakları, Hollywood için yalnızca filmlerin yeni kahramanları değil, aynı zamanda bizzat konunun kendisi olma özelliğine de sahip oldu. Hız, zamanlama, internet, bilgi, görüntü, gösteren, gösterilen vs. şeklinde uzayıp giden bu yeni argüman demeti son yıllarda seçilen konuların başında geliyor. Bu hafta da benzer özellikler taşıyan bir film vizyona girdi: "Kod Adı Kılıçbalığı" (Swordfish)

Biraz Matrix..."Matrix"in, dünyayı algılama biçimlerini tartışan temasıyla, "60. Saniye"nin postmodern zamanların 'hız'la ilişkisinin anlatan senaryosunu harmanlayan "Kod Adı Kılıçbalığı", ne yazık ki, ikisini de aşmaktan uzak. Yapımcısının "Matrix"in yapımcısı, yönetmenin de "60 Saniye"nin yönetmeni Dominic Sena olduğu dikkate alınırsa böyle bir doğumun kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Ancak bu yeni çocuk 'ne olacağını' bilmemekle baştan sakat doğuyor. Drama mı yoksa bir aksiyon filmi mi olacağına, zamane modasına uyup kimi felsefi tartışmalara girip girmeyeceğine karar veremeyen film, iki arada bir derede başlıyor ve sona eriyor.

İddialı başlangıçAslında film beylik Hollywood kalıplarını zorlayacağını anlatma derdiyle açılıyor. Nerede olduğunu kestiremediğimiz bir adam (Travolta), kim olduğunu göremediğimiz birilerine sinema üzerine söylev veriyor. Hollywood'un iyi film yapmadığını ve bunu yapımcıların da bildiğini söylüyor. Kahramanımıza göre, kötü adamların ölmek zorunda kalması, bildik bir klişe ve bunun sıkça tekrarlanması insanları mutlu etse de filmi iyi bir film yapmaya yetmiyor. Bu söylevin ardından kamera açılıyor, kahramanımız yerinden kalkıyor ve anlıyoruz ki o bir kötü adam. Bir bankayı soyuyor ve elinde rehineler var. Görülen o ki, bildik kötü adamlardan birisi olmak istemiyor. Ve bombalar patlıyor...Film bundan sonra dört gün öncesinden hikâyeyi anlatmaya başlıyor. ABD çapında uyuşturucuyla mücadeleden sorumlu DEA, "Kılıçbalığı" kod adlı operasyonunu 1986 yılında iptal edince, 400 milyon dolar gibi yüksek miktarda kara para, kimsenin kullanamayacağı bir biçimde açıkta kalmıştır. Aradan geçen 15 yıllık süre içinde faizlerle 9.5 milyara çıkan bu birikimde gözü olan biri vardır şimdi: Gabriel Shear. (John Travolta)Shear, gizli bir anti-terör örgütünün lideridir ve bu parayı uluslararası terörizme karşı kendince vermekte olduğu mücadeleye kaynak olarak aktarmak istemektedir. Fakat paraya ulaşmak için, özel bir güvenlik kodunu kırmak gerekir önce. Shear'ın bu iş için anlaştığı hacker havaalanında FBI'a yakalanınca, yeni birisini bulmak gerekir. Usta bir hacker olan Stanley Jobson ise bir süre hapiste kaldıktan sonra karısına, kızına ve bilgisayarlara yaklaşmamak koşuluyla serbest bırakılmıştır. Tek arzusu kızı Holly'e kavuşabilmek olan Jabson, kızını geri alabilmek için kendisine yapılan teklife boyun eğmek zorunda kalır.

Aralarda gezinti"Kod Adı Kılıçbalığı", aslında birçok önemli konuya el atmasına rağmen, belli ki yapımcıların ve çokça da Pentagon'un dikkatlerini çekmemek için aralarda gezinmeyi yeğliyor. Bir yanıyla Matrix'in kendine özgü kamera çekimleri, diğer yandan 'politik' bir ağırlık verilmek istenen senaryo. Hal böyle olunca da iki gerilim noktası arasında savrulup giden bir hikâye çıkıyor ortaya. Yönetmen Sena, bir taraftan takip ve çatışma sahneleriyle, polisiye kurgularla filmi 'eli yüzü düzgün' bir aksiyon filmine yaklaştırırken; diğer taraftan yeraltı örgütlenmeleri, uyuşturucu, kara para, terörizm ve Amerikan halkının mutluluğu gibi 'politik' alanlarda gezinmeyi deniyor. Sonuçta ikisi de yarım kalıyor. Filmin kötü adamı Shear'ın 'Amerikan halkının mutluluğu için' dünyanın her yerinde terörizmin peşinde olduğunu, 'onlar bir yapınca, on mislini yapacaklarını' söylemesi aslında 'Amerika ve terörizm' başlığının altında antiamerikancı gibi dursa da, bunu Hollywood'un son yıllarda biraz esneyen 'kapsama alanı'na vermek gerekiyor. Nasıl yaratıldığı belli olmayan bir kötü kahraman, onun politik bağlantılarını temsilen havada asılı kalan bir senatör karakteri, birkaç 'vatansever' FBI ajanı hepsi o kadar. Zorlama bir yorumla çıkartılabilecek en iyi sonuç, "Amerikan Rüyası'nın hangi terör yöntemleriyle ayakta tutulduğunu anlatmayı deniyor" denebilir. Ama bu durumun meşrulaştırılması için final sahnesini beklemek gerek. Tabii filmin ağırlığını taşıyan John Travolta'nın canlandırdığı Shear'ın ilk bölümde yaptığı Hollywood eleştirilerinin ne kadar dışına çıkıldığını görmek için de!..
www.evrensel.net