Gözaltında kayıp itirafı

Gözaltında kayıp itirafı

Kenan Bilgin'in 1994 yılında gözaltında kaybedilmesiyle ilgili AİHM'de görülen davada tanık olarak ifade veren Savcı Selahattin Kemaloğlu, Bilgin'in gözaltında kaybedildiğini itiraf etti.

Gözaltında kayıp itirafıSerpil KurtayAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nde bizzat hükümet tarafından tanık olarak gösterilen savcı, Kenan Bilgin'in gözaltında kaybedildiğini itiraf etti. Dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı Selahattin Kemaloğlu, ifadesinde, Kenan Bilgin'in gözaltında kaybedildiğinden emin olduğunu belirtiyor. Soruşturmayı yürüttüğü dönemde tüm girişimlerine rağmen emniyetin kendisine bilgi vermediğini kaydeden savcı, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından başka kayıp olaylarının olduğunu da itiraf ediyor.

AİHM'deki dava sonuçlandıTürkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP)'ne yönelik 12 Eylül 1994 tarihinde düzenlenen operasyonlardan sonra Kenan Bilgin'den haber alınamaması üzerine yapılan tüm girişimler sonuçsuz kalmıştı. Bunun üzerine Kenan Bilgin'in ağabeyi İrfan Bilgin'in AİHM'de açtığı dava kısa bir süre önce sonuçlandı. AİHM, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nin yaşama hakkıyla ilgili 2., özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. ve mağduriyetin karşılanmasıyla ilgili 13. maddesini ihlal ettiği görüşüne vararak, Türkiye'yi 270 bin Fransız Frangı (yaklaşık 49 milyar lira) ödemeye mahkûm etti.

Hükümetin tanığıydıKararın ardından elimize geçen AİHM tutanaklarını incelediğimizde, Savcı Selahattin Kemaloğlu'nun Kenan Bilgin'in gözaltında kaybedildiğini itiraf ettiğini görüyoruz. Bilgin'in kaybedilmesiyle ilgili soruşturmayı yürüten dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı Kemaloğlu'nun hükümet tarafından tanık olarak gösterilmesi de olayı daha ilginç kılıyor. Soruşturmanın birinci görevlisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Özden Tönük olduğunu, Kenan Bilgin'in kardeşinin şikâyeti üzerine evrakın kendisine geldiğini söyleyen Kemaloğlu, evrakı alınca Emniyet Müdürlüğü İkinci Şube'ye yazı yazarak, "Kenan Bilgin'in gözaltına alınıp alınmadığını" sorduğunu aktarıyor. Savcı daha sonraki süreci şöyle anlatıyor: "Polisten bana 'Biz Kenan Bilgin'i gözaltına almadık' diye bir yanıt geldi. Ben emniyetten gelen yazı üzerine emniyete bir yazı yazdım ayrıca. O tarihte kimlerin gözaltına alındığını sordum ve bana bir cevap geldi. Bir de Kenan Bilgin'in kardeşinin bazı şahitleri vardı. Onları da cezaevinden celp ettim. Onlara yemin verdim ve dinledim. Israr ettim, 'Doğru söyleyin' dedim. Bana gerçeği söylediler. İfadelerinde Kenan Bilgin ve kendileri de aynı şekilde gözaltındayken bir şahsın 'Beni deftere yazmıyorlar, beni kayda geçirmiyorlar' diye tuvalete giderken gözü bağlı olarak bağırdığını söylediler. Bir iki defa bunu duyduklarını, bilahare Kenan Bilgin'in gözü bağlı olarak daha böyle bitkin bir durumda tuvalete gidip geldiğini söylediler. Ben de bunları zapta geçtim. Kenan Bilgin'in bu şekilde ortadan kaybolduğuna artık ben de inanmıştım. Çünkü, o devirde kayıplar oldu. Bir savcı olarak bunu görüp üzülüyordum."

Emniyet bilgi vermediSavcı Selahattin Kemaloğlu, şahitlerin beyanından emniyetin kendisine bilgi vermediğini anladığını kaydederek, her seferinde "Biz böyle bir şahsı gözaltına almadık" deyip kestiririp attığını ifade ediyor. Kemaloğlu, "Ben de bu sefer doğum yerine yazı yazdım, emniyete yazdım. Dedim ki, bu adamın PKK'ya katılma ihtimali de vardır, bunu da bir araştırın detaylı olarak. Yine yazıya yanıt geldi, bir şey yok. İstanbul'a kaldığı yere yazdım, yanıt alamadım. Tahkikatı sürdürüyordum. Sonra benim tayinim Elmadağ'a çıktı" diyor.

Girişimler sonuçsuzElde ettiği bilgileri Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Özden Tönük'e de gönderdiğini söyleyen Savcı Kemaloğlu, hazırladığı evrakın daha evvelki evrakla birleştirilmesini istediğini aktarıyor. Savcı, girişimlerinin sonuçsuz kaldığını şöyle anlatıyor: "Çünkü, bu evrak aynı konuda, şikâyet aynı, mağdur aynı. Polis ise Ankara Emniyet Müdürlüğü. Geri geldi, kabul etmediler. Başsavcıyla görüştüm. Dedim ki, emniyet müdürü hakimler kanununa tabidir. Bunun hakkında suç duyurusunda bulunalım. Bunlar bildirmiyorlar. Bari hiç olmazsa o soruşturmayı yapan, o ekipte bulunanların isimlerini bildirselerdi. Ben o şahitlerle onları karşılaştıracaktım, yüzleştirecektim. Ben onların adli amiriyim. Ben oraya gitmem, onların fikirlerini sormam, ifadelerini alacaktım. Ondan sonra onları yüzleştirecektim. Fakat hiç yanıt verilmedi. Başsavcı da çok muhterem bir insandı. 'Sen yürüt' dedi. Başsavcı Vekili Mehmet Ali Karaatlı ile konuştum. Dedim ki, 'Emniyet müdürü hakkında bari suç duyurusunda bulunalım, bu hakimler kanununa tabidir.' O da olmadı. Ben o durumda epey üzülmüştüm. Sonra benim kendi özel durumum da olduğu için fazla üzerine gidemedim. O zaman polis de kontrol edilemiyordu, bırakmıyorlardı. Telefonum da dinleniyordu, Doğulu olduğum için, çünkü Türkiye'de Kürt demek suç. Ben Kürt'üm diyemiyorum, ben Doğuluyum. Onun için de bazı kuşkularım oldu. Fazla açılamadım. Bunun gerçeğini söylüyorum, şimdi yemin ettim ben. Bu yaşıma geldim gerçeği söylüyorum, kimseye de bir minnetim yok, zorum da yoktur."

İfade öncesi talimatSavcı Kemaloğlu, ifadesinde AİHM heyetine ifade vermeden önce devletin kendisini şartlandırmak istediğini de açıklıyor. İfade vermeden önce bakanlık avukatlarının gelip kendisiyle konuştuğunu söyleyen savcı, "Devlet avukatının gelip benim fikrimi sorması beni çok üzdü. Ben cumhuriyet savcısıyım. Neler konuştuğumu, neler söyleyeceğimi çok iyi biliyorum. Eğer bu adalet ise böyledir. Yok eğer şartlandırmaysa başkadır" diyor.

'6200 kişi kaybedildi'Savcı, Türkiye'de başka kayıp olayları olduğunu da kabul ederek, ifadesinde şu örnekleri veriyor: "O dönemde bana gelen evrak ve bazı tahkikatlar, bir de okuduğum kadarıyla çok kayıplar vardı. (...) Mesela benim bir arkadaşım vardı, sınıf arkadaşım Yusuf Ekinci. O devirde bazı şahıslar, bazı kişiler, polis kimliğiyle önüne çıkıp 'Biz polisiz' diye dayatıp götürüp 8 kurşun sıkmışlardı. Onun otopsisinde bulundum. Böyle durumlar oluyordu. Ben artık anladım ki Kenan Bilgin kesinlikle kaybedildi. Diğer binlerce kişi gibi. Ben artık o kanıya vardım bir savcı olarak. (...) 12 Eylül'den sonra kesinlikle birçok kayıp oldu. Bunlar gayri resmi olarak kulağıma geliyordu, yakınlarım söylüyorlardı, basında okuyordum. 6200 kişi kaybedildi. Ama bunu diyemiyorsun, diyemediler, kimse diyemedi. Biz o zaman cezaevlerini, polisin bulunduğu yerleri denetleyemiyorduk. Ben bir keresinde emniyete gittim, bir vesileyle bir sesler duydum. Dedim bunlar nedir? Dediler ki 'Yok bu sesler teybe alınmıştır. Bu, sanıkların mukavemetini kırmak için bu figan sesleri, bu feryat sesleri şey ediliyor' diye beni bırakmadılar gireyim içeriye. Başka bir tahkikat nedeniyle Ankara Emniyeti'nde ben buna bizzat şahit oldum. Böyle feryat ve figan sesleri geliyordu. Dedim bu nedir? Yine dediler ki 'Bu banda alınmıştır. Bu odada çalınıyor, yan odadakinin mukavemeti kırılıyor, onun için de doğru söylüyor.' Bir de bu Kenan Bilgin olayı oldu. Ben Türk adaletinin Avrupa'da ve dünyada yerini almasını isteyen bir kişiyim. Ama, benim tek bir dezavantajım vardı, biraz da şüphelenmiştim, ben Kürt kökenliyim. Bu bakımdan biraz da o yönden tahkikatın üzerine fazla gidemediğimi ve acizliğimi kabul ediyorum."
www.evrensel.net