Mayınlı dağlarda çalışacak

Mayınlı dağlarda çalışacak

Haydar Gül, Tunceli'deki sayıları her geçen gün artan işsizlerden biri. 8 yıl önce köyleri boşaltıldığında, "inat edip" terk etmemiş memleketini. Çoğunu işsiz geçirdiği yazın son günlerinde "her tarafı mayın döşeli dağlarda" ağaç kesim işine gitmeyi bekliyor, "Her an ölebiliriz" diyerek.

Mayınlı dağlarda çalışacakSerpil İlgünAşırı sıcağın etkisini biraz olsun kıran her gölgelikte ayakta ya da çömelerek çevrelerini donuk bakışlarla süzen yüzler, tıkış tıkış kahvelerde aynılaşıyor. Birbiri ardına yakılan ucuz sigaranın dumanlarını açık hava bile dağıtmayı başaramıyor.Günlerden pazar değil. Bayram ya da resmi tatil de değil. Genç yüzlerin çoğunluğunu oluşturduğu Palavra Meydanı'ndaki Munzur Nehri manzaralı parkların ya da Dar Sokak'taki kahvelerin müdavimlerini buluşturan neden aynı: İşsizlik!Onlardan biriyle, 36 yaşındaki Haydar Gül'le konuşuyoruz. Yaşının üstünde yıpranmış bedenini, hem vakit geçirmek, hem de belki bir iş çıkar umuduyla "sabahtan beridir" oturduğunu söylediği kürsüden kaldırıyor. Birlikte Dersim'in heybetli tepelerinden Zeytintepe'ye bakan evine doğru yol alıyoruz. Daha çok "96 Evler" adıyla bilinen ve genellikle işsizlerin oturduğu, her biri 48 metrekare olan küçük beyaz badanalı evlerden birinin önünde duruyoruz.Haydar Gül'ün röportaj heyecanına, kısa bir süre de olsa kapıda kalma telaşı ekleniyor. Neyseki komşuya giden eşi Sabriye, biraz şaşkın, koşar adımlarla gelip kapıyı açıyor. "Çay koy" komutuyla birlikte, dış kapıdan iki adım sonra ulaşılan evin tek odasına buyur ediliyoruz. Karşılıklı hal-hatır sorularının ardından, 50 milyon lira kirasının da ödenemediği, yoksul evin tek odasında OHAL'in sefalete ittiği milyonlarca aileden birinin öyküsünü dinlemeye başlıyoruz.Haydar Gül, 8 yıl önce merkeze bağlı köyleri Çıralı boşaltılınca, yönünü çoğu akrabasının tersine büyük şehirlere değil, "inadına" Tunceli'ye, şehir merkezine çevirmiş. "Onlar bizi sürmek, memleketimizden göndermek istiyorlar. Ben gitmek istemiyorum. İnat meselesi var. Memleketimi bırakmak istemiyorum" diyen Gül, 8 yıl önce başka bir boyut kazanan sıkıntılara direnmeye ve doğduğu toprakları terk etmemeye kararlı. "Köyümüz boşaltılmasaydı, geçimimiz yeterdi. Her şeyimiz vardı. Ama bırakmadılar, kendimize göre tarlamız, sığırımız, davarımız vardı. Yok pahasına satıp Tunceli'ye geldik." Yine de o yok pahasına satılanlardan elde edilen para birkaç yıl, Haydar Gül'ün inşaat işçiliğinden, hamallıktan ya da kesim işinden aldığı üç-beş kuruşa destek olur.

Her yer mayın"İşsizlik çok zordur. Hele kışın 4-5 ay kesinlikle iş yok. İş olursa yazın çalışırız. O da 5 gün çalışırsak, 20 gün boşuz. Asgari ücretlinin eline geçen, bizim elimize geçmez. O derece. Bu yaz, daha bugüne kadar elimize 300 milyon geçmemiştir" diyen Gül, büyük bölümünü işsiz geçirdiği yazın şu son günlerinde ağaç kesim işinin çıkmasını bekliyor.Ağaç kesimi zor. Hele Munzur'un mayın döşeli dağlarında yapılıyorsa. Hele "yanlışlıkla" atılan kurşunların adres sormadığını biliyorsan. Gül, ağaç kesimi için daha çok dağ köylerine gidildiğini söylüyor: "Her yer mayın, patlamamış top mermileri... Öyle bir şey ki, askerler mayın döşedikleri yerleri unuttuklarını bile söylüyorlar. Mesela Pülümür tarafında, eskiden yerleştirilen mayınların nerede olduğunu bilmiyorlar. Gidiyoruz ama can güvenliğimiz yok. Her an ölebiliriz."Sabriye Gül derin bir iç çekerek çay servisi için mutfağa yöneliyor. 14 yaşındaki Serdar'la kardeşi 12 yaşındaki Can biraz sıkılgan içeri girerek babalarının yanına sokuluyor. Haydar Gül, işsizliğe eklenen krizin, yaşamlarını kâbusa çevirdiğini anlatıyor. "Zaten kısıtlı yaşıyorduk. Krizle, zamlarla iyice perişan olduk. Ekmeğimizi kendimiz yapıyoruz. Etmiş, giysiymiş, şuymuş yok. Yazın çocuklar boyacılık yapıyorlar. Hiç olmazsa kendi harçlıklarını çıkarıyorlar." Peki, Haydar Gül krizi nasıl yorumluyor? Gül, "Kriz demeyelim buna, büyük hırsızlar diyelim" diyor ve ekliyor: "IMF'ye teslim olmuşlar. Yahya Demirel mesela 10 milyon dolar yedi. IMF'den alıp Yahya'nın borcunu ödüyorlar. IMF'den alınan para karşılığında ülkeyi satıyorlar. Derviş Türkiye ile IMF arasındaki köprüdür. Piyondur. Halkı kurtaracak biri olamaz. ABD'ye çalışıyor. Halka bir şey veremez".

Köye dönüşe izin yokSabriye Gül'ün en büyük isteği, eşinin devlet kapısında sabit bir işi olması. 32 yaşındaki Gül, "Biz iyi bir gün göremeyecek miyiz" diye soruyor ve sözlerini güçlükle tamamlıyor: "Bazı zamanlar oluyor, 2 gün yemek yapsam 3 gün yapamıyorum. Çocuklarıma bir şey alamıyorum. Çocuklarımın sabahtan akşama kadar, güneşin altında 1-2 milyona boyacılık yapmasını istemem. Ama mecburuz."Söz, sürekli bir işten açılınca Haydar Gül, Tunceli'de bunun mümkün olmadığını söylüyor: "Bir yere girmek için torpil gerekiyor. Mesela Kamer Genç, bütün yakınlarını bir yere soktu. Torpil gerekiyor. Tunceli'nin tek kötü tarafıdır adamcılık-aşiretçilik. Halen de devam eder."Haydar Gül, başka illere değil ama köyüne geri dönmeyi talep ediyor. Devletin, "Köylere geri dönülebilir" söyleminin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Gül, "Yalan. Yok öyle bir şey. Karakolu olan, merkeze çok yakın olan birkaç köy olabilir, ama diğerlerine dönüşe izin yoktur" diyor.Gül, "Önümüzdeki günleri, yarınları nasıl görüyorsunuz''' sorusunu düşünmeden yanıtlıyor: "Biz Dersim topraklarında yaşayanlar için yarın yoktur. Benim gibi pek çok arkadaşım için söylüyorum. Köyler boşaltıldı, tarım-hayvancılık yok oldu. En arzuladığımız şey, çocuklarımıza bir şey vermek. Şartlar böyle sürerse onu da yapamayız. Dayanabildiğimiz kadar dayanacağız. Çünkü bırakmak mümkün değil."
www.evrensel.net