Türkiye kendi ipini kendi çekti

Türkiye kendi ipini kendi çekti

Tarımda üretimin devamı için zorunlu olan desteklerin tasfiyesinde sona yaklaşılıyor... Üretimin tamamen bitirilmesi için öne sürülen DGD'nin uygulanması ise üreticiye göçten ya da açlıktan başka alternatif tanımıyor.

Türkiye kendi ipini kendi çektiNur KarabacakAnkara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Oğuz Oyan, desteklerin kaldırılmasının emperyalistlerin kendi stoklarına pazar yaratma senaryosunun parçası olduğunu ifade ederek, desteklerin kaldırılarak Türkiye'nin kendi ipini çektiğini belirtti. "Desteklerin devletin sırtında yük olduğu" söyleminin tamamen çarpıtma olduğunu ifade eden Oyan, tüm destekler yerine getirilen Doğrudan Gelir Desteği (DGD)'nin üreticiye göçten başka şans bırakmayacağını ve bu sistemin kamuya daha fazla yük getireceğinin altını çizdi. Uygulanan tarımsal destekleri ve kaldırılması durumunda olacakları gazetemize aktaran Oğuz Oyan, gelişmiş ülkelerin, ikinci dünya savaşı sonrasında kendi sanayilerini ve tüketicilerini beslemek amacıyla tarım üreticisi olarak görmek istedikleri Türkiye gibi az gelişmiş ülkeleri, bugün kendi ürün fazlaları için cazip pazarlar haline getirmeye çalıştıklarını vurguladı. Tekelleşme sürecini tamamlamak isteyen tohumluk, damızlık, yem, gübre, tarımsal ilaç firmalarının kendi önlerindeki engelleri kaldırmak için ulusalarası finans kurumlarını aracı olarak kullandığının altını çizen Oyan, "İşte bu hedeflerin yavaş yavaş hayata geçirilmesi ile Türkiye tarımı bugün bu noktaya gelmiştir. Bu planın en önemli parçası, üreticinin ayakta durmasını sağlayan desteklerin tasfiye edilmesidir. Niyet mektuplarında tarımda yapılan iç desteklerin tamamiyle sona erdirilmesi hedefi tesadüf değildir. IMF/DB ikilisi az gelişmiş olan ülkelerin tarımsal ürün ithalatından vazgeçmelerini istemektedir" diye konuştu.Oyan, tasfiye sürecine hizmet amacıyla Türkiye'de tarımsal desteklemenin büyüklüğü, yükü, kimin taşıdığı, desteklemenin çiftçiye ulaşıp ulaşmadığı gibi konularda da oldukça çelişki veriler ve yapay tartışmalar çıkartıldığını ifade ederek, şöyle devam etti: "Hazine ve hükümetin desteklemelerin yükünün çok yüksek olduğu ve gerçek hedeflerine ulaşmadığı yönündeki söylemleri tamamen çarpıtmadır. Sermaye çevreleri, bütçe açıklarının kendi üzerlerine vergi zorlaması olarak geri dönmelerini istemedikleri için, bu söylemleri desteklemekte. Desteklemelerin ise hedefe ulaşmadığı söylencesi ise, sağlam kanıtlara dayalı değildir. Hazine uzmanlarının kanı ve tahminleri aslında tamamen siyasilerin, DB/IMF ikizinin ve iç ve dış sermaye kesiminin etkisi ile oluşmaktadır."

Göç ikiye katlanacakTüm dayatmalar sonunda fiyat garantisiyle destekleme alımlarının, girdi, kredi, prim desteğinin 2 yıl içinde tamamen ortadan kaldırılması, buna ilişkin tüm kurumsal mekanizmanın özelleştirme adı altında tasfiye yoluyla sistemden çıkartılması amaçladığını belirten Oyan, ithalatta vergi oranlarının 2002'de yüzde 5 düzeylerine indirilerek anlamsızlaştırılacağını söyledi. Oyan, tüm bu tasfiye sürecinin iki üç yıl gibi çok kısa bir zaman dilimi içinde mevcut kırsal göç hızını ikiye katlayacağına dikkat çekerek, mevcut destekleme uygulamalarını bütünüyle ikame etmesi tasarlanan DGD'nin bu süreci yavaşlatmayacağını vurguladı. DGD'nin tek başına hiçbir ülkede uygulanmadığını, uygulandığı bütün ülkelerde tüm destekler içinde küçük bir paya sahip olduğunu, üretim fazlası olan ürünlerde uygulandığına dikkat çeken Oyan, "DGD uygulaması kamu maliyesine daha fazla yük getirmekte. Hem AB'de yaşanan örnek hem de çok uzun bir hazırlık döneminden sonra sisteme geçen Meksika örneğinde olduğu gibi kamu maliyesine diğer sistemlerden çok daha fazla yük getirmektedir. Eğer iddia edildiği gibi şimdiki desteklerin yükü yüzde 70'i tüketici üzerinde, yüzde 30'u Hazine üzerinde ise, tüketici yerine Hazine'ye yük bindirecek bir DGD sisteminin, kamu harcamalarını kısmayı ayarlanmış bir program ile nasıl uyumlu olacağı açıklanmalıdır" dedi.

Uyum olanaksızOyan, ne Türkiye'de, ne de başka bir ülkede DGD'nin tek başına diğer tarımsal destekleri ikame etmesinin mümkün olmadığını, istihdamın yüzde 40'ının tarımda kümelendiği, kadastro çalışmalarının tamamlanmadığı, ürün alım satımında, girdi ve emek kullanımında kayıt sisteminin büyük oranda geçerli olmadığı bir sektörde başarıyla uygulanma koşullarının bulunmadığını söyledi. DGD sisteminin, tapulu birim arazi başına geri dönüşsüz hibe biçiminde parasal yardım yapılmasını öngördüğünü belirten Oyan sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu kadar kısa bir süre içinde Türkiye tarımının bugünkü koşullarında böyle bir uyum olanaksızdır. 4 milyon aile işletmesinin üstelik çok parçalı bir yapıda tarım yaptığı bir ülkede DGD sistemi olsa olsa diğer destekleme sistemlerine tamamlayıcı unsur olabilir. Pilot bölgelerde uygulamadan çıkarılacak bir diğer gerçek ise, sistemin uygulanmasının önemli bir bürokrasi ve kırtasiyeye gereksinme göstermesidir. Yapılan gözlemlere göre, bazı çiftçilerin sahip olduğu parseller çok fazla sayıdadır. Aynı parsele ortak olarak sahip olan birçok kişi vardır. Hangisinin toprağı işlediğine bakılmaksızın para veriliyor AB ortak bütçesinin yüzde 51'inin tarım kesimine, bunun da yüzde yüzde 46'sını tarımsal desteklemeye ayırılmaktadır. OECD ülkelerinde çiftçiye verilen desteklerin dekar başına ortalama 36 dolar verilirken, bizde dekar başına sadece 10 milyon lira verilecek."
www.evrensel.net