Daha iyi silahlarla barış!

Alman kartalı, ABD'nin 'himayesi' altına girdiği 50 yıllık soğuk savaş molasından sonra, askeri olarak yeniden kanatlarını açıyor.

Daha iyi silahlarla barış!Heiko MoshagenAlman ordusunun gelecekteki durumuyla ilgili ciddi bir öneri yapmak isteyenlerin, bu ordunun müdahale ordusu olacağını kabul etmesi gerekli. Savunma ihtiyacı kalmadığı için, orduyla ilgili bütün stratejiler, saldırı savaşına hazırlanan birliklerin güçlendirilmesi yönünde olmak zorunda. Krizlere tepki birlikleri adı verilen birliklerdeki asker sayısı 60 binden 140-150 bine çıkarılacak. Buna ilaveten, dış müdahalelerde kullanılmak üzere lojistik düzeyde de 100 bin asker görevlendirilecek.Şu an eski Yugoslavya'da bulunan askerlerin dışında ikinci bir müdahale için yeterli olacak güç oluşturulmak isteniyor. Planlanan yapısal değişikliğe bağlı olarak, istense de istenmese de zorunlu askerlik kalkacak.

Profesyonel orduABD, Vietnam Savaşı sırasında, zorunlu askerleri istediği gibi bir saldırı savaşına sokamayacağını gördü. Burada, askerlik hizmetinin "anavatan emrinde olmak" olarak değerlendirilmesi ve "erkeklik duygularıyla" namusuna saldıranlara karşı vatanın savunulmasının mübah sayıldığının küçümsenmemesi gerekir. Tipik bir nanemolla olan Savunma Bakanı Rudolf Scharping bile, askerliği "erkeklik sembolü" olarak göstermeyi ve bu yolla duyguları sömürmeyi tercih ediyor. Generaller ise, eğitimin kaldırılacak olması nedeniyle, gönüllü askerler ve ihtiyati erleri siyasi kontrolleri altına alamayacaklarını düşünerek zorunlu askerliğin kaldırılmasına karşı.Alman ordusunun bir "saldırı ordusu" olarak biçimlendirilmesine bağlı olarak, silahlanma da artıyor. Yeni hava nakliye araçları, savaş helikopterleri, Eurofighter jetleri ve casus uyduları satın alınıyor.

Ilımlı hava sona eriyor Sosyal Demokrat Parti (SPD)'nin 1990 Berlin Programı'nda, ordunun savunma amacıyla kurulduğu ve saldırıda bulunamayacağı yazılıydı. Bu sırada generaller, en iyi savunmanın saldırı olduğu düşüncesiyle Leopard-2 tankları ve Torpedo bombardıman uçakları satın alıyor, ama yine de bunu bir "ön savunma" olarak nitelendiriyordu. Saldırı, müdahale gibi sözcükler telaffuz bile edilmiyordu. Varşova Paktı'nın yıkılması ve böylece "soğuk savaş"ın sona ermesiyle, ordunun ve NATO'nun varlık nedeni ortadan kalkmış oldu. "Gerçeği göremeyen" barış yanlıları, ordunun tasfiyesini talep edebilirlerdi ve bunu engellemek gerekiyordu. Burjuva basına göre, ordunun savunmayla sınırlandırılması yetersizdi. Politikacılar yeni görev alanları aramaya başladılar. Kısa sürede "Almanya, Avrupa ve Atlantik ülkelerinin çıkarlarının savunulması" görevi bulundu. Bu, tipik egemen olma politikasıydı.

Hukukun rolüOlanlara ve olabileceklere hukuki destek, Anayasa mahkemesinden geldi. Mahkeme, yurtdışı operasyonların anayasaya uygun, NATO ve Avrupa Birliği (AB) ordusunun da "kolektif savunma amacıyla" kurulmuş olduğunu açıkladı. Üyeleri arasında savaş çıkması olanaksız görülen NATO için, dış müdahaledeki ana koşul, üyelerin çıkarlarına aykırı davranış olarak belirlendi. Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS)'nin, NATO'nun savunma birliği olmaktan çıkıp saldırı gücü olduğunun kabul edilmesini sağlayan stratejik değişiklik belgesinin imzalanmasına karşı Anayasa Mahkemesi'nde açtığı davanın, başvurunun reddi ile sonuçlanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Yine de, ret gerekçeleri oldukça eğlenceli olacak. Öte yandan, Yugoslavya tarafından NATO ülkelerine karşı açılan dava da beklemede.

Yeni süper güç olarak ABAnayasa mahkemesinin kararı, Almanya'nın "tek başına" savaşabilmesini engelliyor. Ama Almanya bunu zaten istemiyor. Geçen yüzyılda böylesi iki girişim başarısızlıkla sonuçlandı. O halde süper güç yapılması gereken, Avrupa Birliği. Almanya'ya kalırsa, kendisinin önderliğinde bir AB...AB üyesi ülkelerin askeri entegrasyonu, Avrupa polisi ve ordusu çerçevesinde yavaş yavaş ilerlerken Kosova Savaşı durumu değiştirdi. Üye ülkelerin hükümetleri, ileride ABD'den bağımsız olarak askeri müdahaleler yapılması konusunda görüş birliği içinde. 1999'da Helsinki'de yapılan AB toplantısında, en kısa zamanda acil müdahale tugaylarının kurulması kararlaştırıldı. İngiltere, tugayların NATO'nun bir parçası olmasını ve ayrıca, ABD'nin NATO aracılığıyla veto hakkına sahip olmasını istiyor. Almanya ve NATO'nun askeri yapısında yer almayan Fransa ise, NATO ve ABD'den bağımsız bir askeri yapı geliştirmek arzusunda. Ama ABD'nin izni olmadan AB ordusuyla savaşılması, kısa vadede mümkün değil.Geçtiğimiz aralık ayında Fransa'nın Nice kentinde yapılan AB zirvesinde, Fransa ve Almanya'nın ağırlıklarını koymalarıyla, NATO'yu ve ABD'yi dikkate almadan, 2003 yılına kadar bir AB Acil Müdahale Gücü kurulması kararlaştırıldı. Bu güç; 60 gün içinde 60 bin kişilik orduyu, 4000 km uzaklıktaki bir kriz bölgesinde bir yıl kalabilecek kapasitede olacaktı. Normalde olduğu gibi askerler sık sık değiştirilirse, 200 bin kişilik bir ordunun kurulması gerekiyor. Aylardır inşa edilmekte olan emir-komuta yapısı da resmen onaylandı. Politik ve güvenlik politikası konseyinde üye ülkelerin temsilcileri, askeri konseyde de genelkurmay başkanları yer alıyor. Askeri planlamayı, Alman General Rainer Schuwirt üstlendi.

Bari barış bakanlığı olsun!Yapılmak istenen şeylerin yapılabilmesi; halk içinde kabul görmesine ve meşrulaşmasına bağlı. Bunda da dili kullanmak çok önemli. Almanya'da en geniş kamuoyunun desteğini alabilmek için geçmişte yapılanların; faşizmin, soykırımın, Hitler'in bir kenara itilip "Artık bir değerimiz var, kötü imajımızı aştık; tam tersi, iyiyiz. Halklara yardım etmek istiyoruz. Ezilen halklara yardım etmek klasik antiemperyalist bir tavırdır" propagandası yapılıyor. Bu arada, Kosova Savaşı'nda olduğu gibi savaş hilelerine de başvuruluyor. Atnalı operasyonu ve Racak katliamı yalanlarıyla, NATO bombardımanlarına halkın desteği sağlanmıştı. Kavramlar da oldukça değişti. Eski ordu savunmayla sınırlandırılarak savaşa hazırlanırken, şimdiki ordu "önleyici güvenlik politikası" izliyor, "insani müdahaleler" yapıyor ve "barış götürmek için işgal ediyor". Aslında Rudolf Scharping'in bakanlığının adını "barış bakanlığı" şeklinde değiştirmek en iyisi!

Medya hazır olda bekliyorAskeri politikadaki hareketlenme, iç politikada da etkisini gösteriyor. Kosova Savaşı'nda basın "milli sorumluluğunu" üstlenerek hükümetin borazanlığını yaptı. Savaş sırasında askerlerin moralinin bozulmaması için her türlü eleştiriye otosansür getirildi. Daha sonra aynı basın, savaşta ilk kurban edilenin gerçekler olduğunu yazdı, ama iş işten geçmişti.Kosova Savaşı, hükümet içindeki krizler açısından da oldukça yararlıydı. SPD ile Yeşiller arasındaki ilk kriz, Sırplara karşı otoritelerini sergileyen Rudolf Scharping, Başbakan Gerhard Schröder ve Dışişleri Bakanı Joshcka Fischer sayesinde atlatıldı.Yıllardır ABD'nin yaptığı gibi, Almanya da, iç sorunları ikinci planda tutmak için askeri müdahaleleri kullanıyor. Saldırılan yerlerde durumun iyileşip iyileşmemesi kimseyi ilgilendirmiyor. Çok şükür yiğitlerimiz savaşı kazandı, sağ salim geriye döndü ve göğüslerini gere gere dolaşabiliyorlar!..

(Hukuk Forumu dergisinden çeviren Semra Çelik)

www.evrensel.net