Uzakta bir kasabada

Uzakta bir kasabada

İstanbul'dan gelen heyetin "yaşanmamış bir deprem"in yıkıntıları sandığı, uzun yılların unutulmuşluğu, yok sayılmışlığı, yoksulluğu aslında...

Uzakta bir kasabadaMustafa Kara"Orada bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de..." derler ya; "Sarıpınar" da öyle bir kasaba işte; adını sanını duyuracak hiçbir özelliği olmayan, sıradan... Yıl 1914, büyük bir imparatorluğun çöküşten önceki son birkaç yılından biri. Dünya koca bir savaşın eşiğinde; Osmanlı kim için kurşun atacağının tereddüdünde. Sarıpınar'ın mülki erkânı ise unutulmuşluğun rahatlığıyla oturak aleminde. Sarıpınarlıları da, payitahtı da bu derin uykudan uyandıran bir Bulgar kızı Nadya'nın göbeğinin sarsıntısı.Reşat Nuri Güntekin'in 1944 yılında yazdığı ve 1914 yılında geçen bir olayı anlattığı "Değirmen" adlı romanı, Turgut Özakman'ın uyarlaması ve Hakan Altıner'in yönetiminde "Sarıpınar 1914" adıyla yeniden tiyatro sahnesine taşındı. Turgut Özakman'ın tiyatroya uyarladığı oyun, ilk defa 1967 yılında sahnelenmişti. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın uzun bir aradan sonra yeniden başlattığı "yaz oyunları" kapsamında Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnelenen oyun, bu kez müzikal olarak izleyici ile buluşmaya başladı.

Payitahta yakın...Olayın geçtiği 1914 yılı ile 2001 arasında 87 yıl var; önemli değişimlerin de yaşandığı koca 87 yıl. "Sarıpınar 1914" ise değişmeyen bir olguyu; o dönemin deyişiyle payitahtın, yani başkentin Anadolu'ya bakışını irdeliyor. "Payitahta çok daha yakın, dünyaya uzak" bir kasaba eşrafının oturak alemi ile başlayan, ayıp gizlemek için uydurulan deprem söylentisi ile süren ve her adımda daha da geri dönülmez olan bir sahte deprem öyküsü bu.Hiyararşinin katları arasında yukarı doğru ilerledikçe büyüyen, dünya emperyalistlerinin savaş oyunlarının malzemesi olmaya kadar giden sahte deprem, halkın her gün her gün, ağır ağır yaşadığı depremlerin simgesi. "Bizim evler öyle birdenbire çökmez. Yavaş yavaş çürür, sonra yıkılır" diyor Sarıpınarlılar. İster Osmanlı, ister Cumhuriyet, ister tek parti, ister bilmem kaç parti olsun; bu 1914'te de, 1944'te de, 1967'de de, 2001'de böyle.

'Vah vah'lar arasındaHani adı lazım değil "bir büyük gazete"nin yazarlarının bugünlerde çıktığı Anadolu turnesine o kadar benziyor ki, Sarıpınar'a deprem sonrası gelen heyettekiler. "Vah vah"larla sefalete ve yıkılmışlığa ağlıyorlar; ne çok yoksulluk, ne çok acı, ne çok yıkılmışlık varmış, diye... Oysa en güzel giysilerini giymiş hepsi. Aslında yaşanmamış depremin yıkıntıları sandıkları, uzun yılların unutulmuşluğu, yok sayılmışlığı, yoksulluğu.Sarıpınar'dan İstanbul'a yansıyanlar, o günün Babıâli'si ile bugünün İkitelli'sinin tiraj ve reyting için yaptıkları da gözler önünde. Yardım kampanyaları, politik hesaplar, bürokrasi, halkına tepeden bakan devlet, koyun sürüsüne çobanlık eder gibi davranan asker, çıkar peşindeki emperyalist... Tümü, kısacası bozuk bir toplumsal sistem var; "Sarıpınar 1914" depreminin olmayan enkazı içinde...

Zengin kadroBaşrollerinde Zihni Göktay, Hikmet Körmükçü, Toron Karacoğlu, Doğan Bavli, Dinçer Çekmez gibi isimlerin yer aldığı oyunda, Şehir Tiyatroları'nın toplam 73 oyuncusu sahnede yerini alıyor.Oyuncu kadrosunun zenginliğine bir de, Önder Bali yönetimindeki 67 kişilik Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ile İstanbul Şehir Tiyatroları Orkestrası da eklenince, iyi bir görsel ve işitsel ziyafet izlemek mümkün. "Sarıpınar 1914"ün bir başarısı da dekoru. Barış Dinçel'e ait bu dekorun ana özelliği, kasabanın yıkık dökük evleri arasında "koltuk değnekleri" üzerinde kademe kademe devlet bürokrasisi. Aynı özen Nihal Kaplangı Kaya'ya ait kostüm tasarımlarında da gözleniyor."Sarıpınar 1914"te, anlatılanlar 1914'ten 2001'e taşınırken, güncel esprilerle tez güçlendirilmeye, ilgi çekici kılınmaya çalışılmış. Pek çok başarılı oyuncunun rol aldığı oyunda, doğaçlama yerini buluyor ve anlaşılır oluyor. Ancak, espriler, çoğu kez "bugüne gönderme" özelliğinden çok, "zorlama" hissi uyandırıyor. Üstelik, oyunu ana temasınından uzaklaştırma gibi bir handikapı beraberinde getiriyor.
www.evrensel.net