Veresiye refah ülkesi: Amerika

ABD ekonomisinin on yıllık hızlı koşusu yavaşladı. Bugün durgunluğa dönüşen büyüme, ağırlıklı olarak tüketime dayanıyordu. Tüketim ise, borçlanma yoluyla körüklendi. Özellikle işçi aileleri, şimdi büyük bir borç yükü altında.

Veresiye refah ülkesi: AmerikaAynur ToramanSon zamanlarda ABD'yi etkisi altına alan ve diğer ülkelere de hızla yayılan ekonomik durgunluk belirtileri, gözlerin bir kez daha dünyanın bu en büyük ekonomisine çevrilmesine neden oldu. On yıldır kesintisiz bir ekonomik büyümenin yaşandığı "dünya lideri" bu ülke de hapşırmaya başladıysa eğer, diğer ülkelerin gribe yakalanmasına kesin gözüyle bakmak gerekir. ABD'de yaşanan 1981 ve 1991 resesyonlarından sonra, kapitalizmin aşırı üretimden kaynaklanan bunalımları kuralına uygun olarak bu yıl da ekonomide bir daralma yaşanması olağandışı bir gelişme değil. Daralma belirtileri, belli sektörlerde üretimi azaltma, işçi çıkarma gibi sonuçlarıyla birlikte görülmeye başlandı. Bu aşamanın ne kadar süreceği ve ne zaman krize evrileceği ise ayrı bir konu.

Borç-tüketim-büyümeAncak 1991'den beri devam eden kesintisiz büyüme neye dayanıyordu? ABD'de yayınlanan Monthly Review adlı dergiye göre, son yıllarda enformasyon teknolojisi alanında yapılan devasa yatırımlara rağmen, büyüme yatırımdan çok tüketime dayalı bir büyümeydi. Bu dönemde tüketim harcamalarının GSYİH içindeki payı 1945'ten bu yana alınan ortalamaya göre yüzde 5 artış gösterirken, yatırımların payı da bu ortalamadan yüzde 1.4 düşüş gösterdi.Derginin Mayıs 2000 sayısında "İşçi Aileleri ve Borç Yükü" başlıklı makalede belirtildiğine göre, bu tüketim de borca dayalı bir tüketim. Normal koşullarda tüketim harcamalarının artması için reel ücretlerin de artmış olması gerekirken ABD'de bu dönemde ücretler aynı seviyede kalmaya devam etti, hatta reel ücretler geriledi. Ücretler aynı seviyede kalırken, tüketim harcamalarının artması ise borçlanma yoluyla oldu. Yani emekçi sınıflar hem her zamanki ihtiyaçlarını artık her zamanki gelirleri ile karşılayamadıkları için, yani miktar olarak gelirleri aynı gözükse de enflasyon gibi nedenlerle reel gelirleri düştüğü için, hem de reel gelirleri aynı seviyede kalsa veya artsa dahi bu artış oranı yeni ihtiyaçları karşılamaya yetmediği için borçlandı.

"Görülmemiş borç yükü"Bugün Amerika halkı borçla yaşıyor demek abartı olmaz. Tüketici borçlanmasında korkunç bir artış söz konusu. Borç miktarının kullanılabilir gelire oranı 1980'de yüzde 68 iken, 1999'da bu oran yüzde 97'ye çıkmış. Yani bir ailenin vergi sonrası geliri 100 dolar ise, 97 dolar da borcu var. Ekonomi dergisi Forbes bu durumu "görülmemiş bir borç yükü" olarak adlandırıyor (6 Mart 2000).1998 verilerine göre, ortalama bir ailenin borçlarının yüzde 72'si konut için alınmış ve konut ipotekliğine dayanan borçlar. ABD'deki yaklaşık 72 milyon hanenin yüzde 43'ünün bu tür borcu var. Kredi kartı borçları da en hızlı artan borçlanma biçimlerinden birini oluşturuyor. Özellikle 1990'lardan bu yana bankalar, müşterilerinin kredi limitlerini sürekli yükselterek daha fazla borçlanmaya teşvik ediyor. İşsizlik ve düşük gelirli olmak gibi nedenlerden dolayı borç ödeme garantisi sunamayıp riskli gruba girenler ise ancak fahiş faizlerle kredi bulabiliyor.

Borçlandırmanın işleviKredi ve borçlandırma yöntemi, yarattığı sahte alım gücü hissinden dolayı işçi ve emekçiler açısından tam bir boyunduruk, kapitalistler açısından ise iyi bir kâr kaynağı ve sisteme bağlama aracı olarak işlev görüyor. Emekçi, karşılayamadığı ihtiyaçlarını sistemin kurumlarına borçlanma yoluyla karşılayabildiği için veresiye bir "refah" hissine kapılıyor. Daha fazla ücret mücadelesi verme yerine borçlanmaya gidiliyor ve aldığı borç karşılığında elindeki zor kazanılmış ve yine borçla alınmış bir mal varlığını ipotek eden emekçi, onu kaybetmemek için işini kaybetmeyi göze alamıyor, işverenin hak gasplarına karşı boyun eğebiliyor, kendisinin ve sınıfının uzun vadeli çıkarlarına aykırı davranır hale gelebiliyor. Çoğu zaman piyasanın beynine kazıdığı sahte ihtiyaçlar için dahi borçlanabiliyor. Borç veren kapitalist ise, verdiği paranın hem faiz getireceğini hem de kendisinin pazarladığı mal ya da hizmetin satın alınmasında kullanılacağını, yani bir verip üç alacağını bilmenin rahatlığıyla borç veriyor.

Yine emekçiler zordaBu borç yükünün en fazlasını üzerinde taşıyan kesim elbette işçi sınıfıdır. Monthly Review'a göre bugün ABD'li işçi ve emekçilerin yaşam standardını yükseltmek bir yana birikmiş borçlarını ödeyebilmesinin yolu reel ücretlerinin yükselmesinden geçiyor. Ancak son dönemlerde ABD ekonomisinin girdiği durgunluk nedeniyle ücretlerin aynı seviyede kalması, hatta reel ücretlerin düşmesi beklentisi durumu açmaza sokuyor. Yine durgunluk nedeniyle "tasarruf tedbirleri" alınarak üretimde azaltıma ve işçi çıkarımına gidildiği için yoksullaşan emekçi sayısı her geçen gün artıyor.Yani nüfusun yüzde 80'lik kesiminin toplam zenginlikten aldığı pay bugünkü yüzde 16 seviyesinin de altına düşecek gibi görünüyor. En üstteki yüzde 1'lik kesim ise bu zenginliğin yüzde 40'ına el koymakta. Orta ve alt tabakalarının durumunun da daha kötüleşmesi, 1980'de 330 bin dolayında görülen ve1999'da 1.4 milyona çıkan kişisel iflasların daha da artması bekleniyor.
www.evrensel.net