Barışın da şartı var!

Barışın da şartı var!

1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaştıkça, "Bölge'de barışın sorunları ve tesisi" de sıkça yeniden gündeme gelmeye başladı.

Barışın da şartı var!Çetin Diyar1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaştıkça, "Bölge'de barışın sorunları ve tesisi" de sıkça yeniden gündeme gelmeye başladı.Kuşkusuz birkaç yıl önce "barış" dendiğinde, "Silahlar sussun, akan kan dursun" denilirdi. Bugün ise; artık "barış" tartışmaları bir başka safhaya taşınmış; boşaltılan köylerin yeniden inşası ve isteyenlerin köylerine dönmesi, bölgede koşulların normalleştirilmiş olması, OHAL'in kaldırılması, bölgede sanayi ve ticaretin yeniden organizasyonu, halkın barınma ve yaşama koşullarının iyileştirilmesi gibi, sorunlarla birlikte tartışılmaktadır. Çünkü; iki ülke arasındaki barıştan farklı olarak bir ülke içindeki barış, en azından "barışması gerekenler" arasında bir eşitlik ve kardeşlik fikirlerinin yayılması gereken ortamı oluşturmayı önkoşul sayar.Bu yüzden de barıştan söz edenler; öncelikle bölgedeki koşulların normalleştirilmesini, sorunlara halkların kardeşliğini esas alan bir yaklaşımı, hak eşitliği temelini; bu eşitliğin dil kültür alanını, siyasi özgürlükleri de kapsamak zorunda olduğunu anlamak durumundadır. Yoksa, "Sen bana boyun eğ, barış olsun!", ya da "Sen beni meşru say, barış gelsin!" demekle barışın gelemeyeceği, tarihin bugüne kadar sunduğu en önemli derstir. İşte Balkanlar, işte Kafkasya, işte Ortadoğu, buralarda "boyun eğen" de var; her bölünmeyi "meşru gören" de, ama barış gelmiyor. Tersine sorunun esası; halkların kardeşliği ve eşitliği temeli ortadan kalkmışsa; sorunun çözümü emperyalizmin çıkarlarına bağlanmışsa, her bölünme bir başka bölünmeyi, her hak tanıma bir başka eşitsizliği, dış müdahaleleri, emperyalistlerin etkinliğini artırıcı kışkırtıcı gelişmelerin nedeni haline gelebiliyor.

OHAL'İN KALDIRILMASI BARIŞ İÇİN BİR ÖNKOŞULDUROHAL, adı üstünde "olağanüstü" bir durumda, dolayısıyla da "geçici bir süre" uygulanan "olağanüstü önlemler" demektir. Ama, OHAL bir bölgede; sıkıyönetimi ve cunta dönemlerini katarsak 23 yıldır sürüyor ve üstelik sürmesi için koşullar kalmadığı halde sürdürülüyorsa; ister istemez halk; "Demek ki, OHAL koşulların şöyle ya da böyle olmasına karşı değil, bize karşı bir HAL'dir" diyecektir. Oysa, bölgeye, az çok tarafsız bakan herkes görmektedir ki; bölgede OHAL'i gerektirecek bir "olağanüstülük" yoktur. Olağanüstü olan OHAL'in kendisi ve uygulamalarıdır. Bu yüzden de bölgede koşulların "normalleşmesi" için ilk yapılması gereken şey, "OHAL'in kaldırılması"dır.Dahası OHAL bugün, "bölgede barışın kurulması"nın da ilk koşulu haline gelmiştir. Çünkü; İstanbul'da, Bursa'da, Eskişehir'de geçerli olan yasalar Diyarbakır'da, Hakkâri''de Tunceli'de geçerli olmazsa; "barış" nasıl olabilir? Yasalar karşısında eşit olamayan vatandaşlar olduğu sürece, barıştan, kardeşlikten nasıl söz edilebilir?

BARIŞIN TEMELİ, HALKLARIN KARDEŞLİĞİ VE EŞİT HAKTIRBarış; etnik, dinsel, mezhepsel vb. bakımdan farklı halk topluluklarının bir arada ve kardeşçe yaşaması ise; ortak amaçlar etrafında birleşip ortak düşmana karşı birlikte davranacakları bir topluluk meydana getirmeleri ise (ki öyledir) böyle bir barış içinde yaşamanın temelinde "gönüllülük", böyle bir gönüllülüğün temelinde de "kerdeşlik duygularıyla yoğrulmuş" bir "eşit haklar" temeli vardır. Bu haklar yasal bakımdan tarif edilmiştir ama, kullanıp kullanmamak sadece o haklara sahip olanlara kalmış bir şeydir. Bu nedenledir ki; bölgede barışın hakim olması için çözülmesi gereken bir sorun olarak duran Kürt sorununun çözümünde de bu ilke esas alınmayıp; Kürt sorununu çağrıştıran her etkinlik tehlikeli görülüp yasaklanırsa, Kürtlerin haklarından söz etmek soruşturma konusu yapılırsa, barış lafı sadece demagoji ve aldatmacadan ibaret bir boş lafa dönüşür. Nitekim, Türkiye'yi yöneten güç odakları; HADEP'in Dünya Barış Günü'nde Ankara'da yapacağı miting (yasalara göre HADEP'in böyle bir hakkı vardır) Kürt sorununu gündeme getirici bir etkinlik (tabiki polis böyle demiyordur) olduğu için, bu zihniyet tarafından yasaklanmıştır. Bütün dünyada barış fikrinin öne çıkarılıp barış ve kardeşlik fikirlerinin öne çıktığı bir günde Türkiye'nin başkentinde aynı amaçlı bir mitingin yasaklanması elbette ki barış fikirinin ve çabalarının temeline bir dinamit daha koymaktan başka ne anlama gelir? Türkiye'nin demokratikleşmesinin ve bağımsızlığının en temel sorunlarından birisi olan Kürt sorununun tartışılmasını bile yasaklamakla barış fikri bağdaşabilir mi? Geçen 15 yıl boyunca bölgeye hükmeden yakıp yıkan "ya boyun eğ ya da öl"cü, hegemonyacı, zihniyetle; yasakçı, bölgedeki her tür kitlesel etkinliği emekçilerin hak araması da dahil her muhalefeti yasaklayan zihniyet aynı kaynaklı değil midir?

BARIŞ DA EMEKÇİNİN KOLLARINDATürkiye'nin egemen güçlerinin "barış" anlayışıyla bölgeye gerçek barışın geleceğini artık kimse beklemiyor. Çünkü onlar için "barış", gönüllü değil, karşı tarafın mecburen, artık yenilgiye uğradığı için kabul etmek zorunda olduğu bir savaşamama durumudur. Ama, emekçiler için barış, halkların kardeşliği, gönüllü birliği üstünden yükselen bir refahı, mutluluğu, özgürlüğü paylaşma durumudur. Bu yüzden de Kürt sorununun çözümünün halkçı, demokratik çözüm yoluna girebilmesinin koşullarından birisi, belki de birincisi, Türkiye'nin işçilerinin, emekçilerinin kendi talepleri içine Kürt sorununu da almaları, bu sorunun nasıl çözülmesi gerektiği konusunda kendi çözümlerini ortaya koyup bunu her platformda savunmasıdır. Dünya Barış Günü'nde yeniden gündeme getireceği en önemli şey de bu olmalıdır. Aksi halde içeriksiz barış çağrıları, her anlama gelen barış türküleri, sadece egemenlerin demagoji alanını genişletir.
www.evrensel.net