Kültürleri tanımaya çalışıyorum

Şair Sennur Sezer'in "Dilsiz Dengbêj" isimli kitabı Evrensel Basım Yayın tarafından yayınlandı. Sezer, Kürt kültürünün içinden gelmese de bir ozan olarak Anadolu'daki bütün kültürleri tanıma zorunluluğunun olduğunu kaydediyor.

Kültürleri tanımaya çalışıyorumŞenay Aydemir Son kitabınız "Dilsiz Dengbêj" Evrensel Basım Yayın'dan çıktı. Dengbêj'lik Kürt kültürüne özgü. Siz de bu kültürden gelen bir şair değilsiniz. Böyle bir ilgi nasıl oluştu? Anadolu halkları sözlü kültüre dayalı halklar. Ben dengbêj dinlemedim. Ama âşık ve ozan dinledim. Onların anlattığı uzun ve şiirli öyküleri dinledim. Özellikle 1960 sonrasında İstanbul'a çok sayıda halk ozanı gelmişti, bunlardan dinledim. Dengbêjleri ilk kez Yaşar Kemal'le tanıdım. Onun "Ortadirek" romanında yer alan bir kel âşık vardır, turnaları anlatır. Sonra Yaşar Kemal'le karşılıklı konuşmalarımızda bu âşığın ünlü Dengbêj Evdale Zeynike olduğunu öğrendim. Kürt kültürüne bütünüyle yabancı değilim bu topraklardaki bütün kültürleri, bütün söylenceleri öğrenmeye çalışıyorum. Bir ozanın görevi bu. Ama ben Kürt söylencelerini Musa Anter yüzünden biliyorum önce. O benim eski bir arkadaşımdır. 1960'larda; onun "Kara Yara"yı, "Kımıl"ı yayınladığı yıllardan uzun söyleşilerimiz olmuştu. Kürt kültürünü bana tanıtan kitaplardan bir başkası da "Mem û Zîn".Bizim kültürümüzle ortak ve karşıt yanlarını karşılaştırmaya çalıştım. Bu iki kültürü anlatıda birleştiren en önemli yazar bence Yaşar Kemal'dir. O dengbêjlerin uzun anlatma geleneğini, bir çiçeği anlatma, betimleme geleneğini olağanüstü bir Türkçeye aktardı. Yaşar Kemal'in anlatımdaki başarısı her iki kültürü de çok iyi birleştirmesindedir. "Dilsiz Dengbêj"in böyle bir hazırlığı var. Arkada Anadolu kültürünü, bu arada ek olarak Kürt kültürünü de tanımanın getirdiği bir yan var. Bir parantez daha açabiliriz buna. Benim yaklaşık yedi ayımı alan Cîgerxwîn çalışmasını da buna ekleyebiliriz. Ben Cîgerxwîn'in iyi bir Türkçeye, Türkçedeki halk şiiri sesine aktarabilmek için Türk halk şiirinin kaynaklarını yeniden okuyorum. Bir yandan onun şiirini tam olarak kavrayabilmek için Kürt kültürü ile ilgi kaynakları yeniden karıştırıyorum. Kitabınızda bir masal anlatılıyor. Bu sizin kurguladığınız bir masal mıydı, yoksa bir söylencenin şiire dökülmüş hali mi?"Dilsiz Dengbêj" benim kurguladığım bir söylence, ama var. Ben ilk kez Muhsin Kızılkaya'nın bir söyleşisinde dinledim. Kürt kültüründe kadın dengbêj olmayışıyla ilgili bir öykü. Onun anlattığı şair olmak isteyen, şiirler, söylenceler, öyküler üreten bir kadının bir çocuğa anlattığı öyküler olduğunu söyledi. Sonra o çocuk dengbêj şahı sayılmış. Ancak yalnızca şiir söylerken konuşabiliyormuş. Ben öyküyü biraz farklı kurguladım. Söyleyeceği şeyler olan bir genç kadın, bir gelin; ama bu genç kadının anlatacaklarının duyulmama isteğinin sonucunda ortaya çıkan bir delikanlı. Bir tür insandan sabırtaşı kurgulandı ve dinlediği dertlerle dile gelen bir dilsiz. Yani benin için ilginç olan hem kadının bu topraklarda konuşmasının, kendini ifade etmesinin geleneğe aykırı oluşu, biz de de ağıtlar dışında kadınlara konuşma hakkı tanınmaz.Dünden bugüne değişin ve değişmeyen kimi dertlerin şiirleri bu kitabı kurgulamada yardımcı oldu. Bi yanıyla göçler, evini kaybetmeler, bir yanıyla öldürülenler...Kitabın ikinci bölümünde ise Sivas katliamı, Metin Göktepe'nin öldürülmesi, ölüm oruçları gibi temalar ağırlıkta. Bunları ilk bölümdeki hikâyelerin devamı olarak ele alabilir miyiz? Kitabın başındaki öyküde dilsiz oğlan diz çöküp gelinin söylediklerini aktarıyor. Her bölümün başında bir dize var. Bu dizelerin bir bölümü masallardan bir bölümü benim kurguladığım dizeler. "Söyle çoban ne gördün" bir masal tekerlemesi içindedir. Hatta o tekerlemenin Girit'te de bir varyantı olduğunu söylemişlerdi. Her anlatığı bölümün içinde bir bütünlük var dikkat edilirse. Bunların hepsi bir kadının anlattıklarıdır. Oğlu öldürülen kadın da bir başka ölümü yaşayan kadın da bunları anlatır. Ozan zaten kendinden çok belki başkalarının sesini de yineleyen biridir. Belki de "Dilsiz Dengbêj" benim. Dinlediğim öyküleri aktarıyorum. Son iki kitabınız "Kirlenmiş Kâğıtlar" ve "Dilsiz Dengbêj"de daha çok olgunluk dönemini yaşayan bir kadın şairin, dünyaya, çocuklara, kızlara ve hayata bakışı hakim. Böyle düşünüyor musunuz?'Olgunluk' sözüne teşekkür ederim. Bu durum benim diğer kitaplarımda da var. Öykülerde ilk kez denediğim bir şey değil. "Direnç Şiirleri"nin içinde tamamen benim kurguladığım üç söylence yer alıyor. Biri Vietnam'ı, biri Filistin'i diğeri de Güney Afrika'yı anlatan masallar onlar. Belki söyleyişim daha olgunlaştı. Ama insanlar olgunlaştıkça, ya da yaşlandıkça biraz daha cesur oluyorlar, önlerinde konuşmak için daha az süre var. O süreyi daha iyi değerlendirmek istiyorlar. Olgunluk dedikleri belki de odur.
www.evrensel.net