Kapalı devre Avrupa TV!

Kapalı devre Avrupa TV!

Avrupa'da yoğun bir izleme faaliyetidir sürüyor. Kamuya yönelik casusluk, en gelişmiş teknolojilerden yararlanıyor. Küçük kameralar, polis karakoluna resminizi gönderiyor.

Kapalı devre Avrupa TV!Ercan KoçSabahtan akşama kadar izleniyoruz. Sokakta yürürken, fabrikada çalışırken, havuzda yüzerken, tren istasyonunda, bankada kuyrukta beklerken, devlet dairelerinde işlemlerimizi yaparken ve alışveriş yaptığımız marketlerde izleniyoruz. Başımızı yukarı kaldırdığımızda bizi izleyen kameraları görüyoruz. Birçok yerde izlendiğimizi biliyoruz, fark etmiyoruz. İşte bir örnek; "İngiltere'de şehirde yaşayan bir kişi haftada ortalama olarak 500 defa çekim yapan kameralara takılıyor." (Sonntgaszeitung-12.08.01)Yanımızda taşıdığımız cep telefonu, işyerimizde ya da evimizdeki bilgisayar, çek defterleri ve kredi kartları aracılığıyla nerede bulunduğumuzu, ne kadar süre kaldığımızı tespit etmek, bugünkü elektronik araçlarla oldukça kolaylaştı.

Kamera her yerdeKapalı devre televizyon sistemi (CCTV) Avrupa ülkelerinde mantar gibi yaygınlaşmakta. Ülkenin değişik yerlerine 2 milyondan fazla kamera yerleştirerek vatandaşlarını izleyen İngiliz hükümetinin gerekçesi de, diğer Avrupa Birliği üyesi ülke hükümetleri gibi yurttaşlarını terörizme, hırsızlığa karşı korumak. CCTV kameralarının bağlı olduğu merkezi bilgisayar ile işyerinde iş arkadaşı ile sendikalaşma ya da işçi hakları üzerine ateşli bir tartışma yürütenler, kayıtlar değerlendirilerek işten atılabilir. "Çok akıllı" denilen bu kameralarla bir kilometre uzaklıktaki bir topluluk içinde bulunan bir kişinin yüzünü yakınlaştırarak bu kişinin kimliği belirlenebilir.

Yerinde durma!Yine Londra, Milano ve Paris tren istasyonlarında ve metrolarında şu anda "Chromatica" projesi adı altında deneme çalışmaları yapılmakta. "Smart vision" denilen akılı görme tekniğine sahip kameralar, tren istasyonlarında bulunan insanları sürekli kayda alıyor. Eğer bir yolcu ya da herhangi bir kişi bir dakikadan fazla bir süre hareketsiz durursa bu kişinin yüzü merkeze bağlı bilgisayar ekranında yeşil renk olarak görünüyor. Aynı kişi iki dakikadan fazla hareketsiz kalınca yüzü kırmızı renk alıyor. Bundan sonra ise polis devreye giriyor. Bu kameralardan en çok zarar gören, gelişmiş kapitalist devletlerin yersiz yurtsuz vatandaşları oluyor. Yani evsizler. Kışın soğuk gecelerinde biraz ısınmak için metro ve tren istasyonlarına sığınan bu insanlar sabahı karakolda sorgulanarak edebilirler. Yorgunlukta bir bankta uyuyakalan yolcu da her an karşısında polisi bulabilir.Fransa'nın Lyon kentinde 2001 yılının Mart ayında yapılan seçimlerde belediye başkanlığı koltuğuna oturan "solcu" Jean-François Mermet şehrin işlek yerlerine, 360 derece dönen ve 300 metreye kadar uzaklıktaki bir kişinin kimliğini rahatlıkla belirleyen 52 dijital kamera yerleştirerek "yurttaşların güvenliğini" sağlıyor. Biometrik denilen kameralarla çekilen resimler anında polis merkezindeki bilgisayar merkezine gönderilerek polis tarafından aranan kişilerin fotoğrafları ile kıyaslanıyor. Lyon başı çekiyor ve bu izleme yöntemi Avrupa'nın çok sayıdaki şehrinde yayılıyor.

Kimin cebi doluyor?Lyon'u İngiltere'nin başkenti Londra'nın yakınında bulunan Newham bölgesi yöneticileri izliyor. İsveç'in Ericsson'u, Fransa'nın Telekom'u, İsveç'in Cellpoint'i ve Almanya'nın Siemens'i arasındaki rekabet de giderek kızışıyor. Bu tekeller yeni buluşlar yaparak Avrupa devletlerinin vatandaşlarını nasıl daha iyi izleyebilecekleri konusunda proje yarışı içindeler. Pasta büyük, devletlerin vatandaşlarını izlemesi ise giderek yasallaşıyor.Yanımızda taşıdığımız cep telefonu sayesinde nerede olduğumuz rahatlıkla belirlenebilmekte. MPS (Mobile Positioning System) sistemi sayesinde bir bölgenin tümü küçük alanlara ayrılıyor. Siz bir alandan diğerine geçtiğinizde cep telefonunuz sizin hissetmeyeceğiniz bir sinyali en yakın antene göndererek hangi alan içinde olduğunuzu bildiriyor. Artık sizi elleriyle koymuş gibi bulabilirler.Bu sistemden güvenlik güçlerinin yanı sıra satış mağazaları da yararlanmakta. Diyelim siz belirli bir alanda dolaşıyorsunuz ve bir market kullanım tarihi geçmek üzere olan etlerini akşam saatlerine kadar satmak zorunda. Cep telefonunuzdan sözkonusu markette ete indirim uygulandığı mesajı alırsanız şaşmayın. Ya da yakınında bulunduğunuz sinemanın akşam seansında koltuklar dolmamışsa yine ekranınızda yüzde 50 indirimli sinema bileti reklamı çıkabilir.

Küreselleşme karşıtlarına karşıFakat elbette birincil çaba güvenlik. Bunun en son örnekleri, küreselleşme karşıtı gösterilerde görüldü. Polis Prag, Milano ve Nizza'da küreselleşme karşıtlarını öndersiz bırakmak için önder konumundaki kişilerin kullandıkları cep telefonları ile onların yerini tespit ederek bu kişileri izole etmeye çalıştı. İzole edilemeyenler de tutuklandı. (Le Monde Diplomatique-WOZ-Ağustos 2001)İsviçre'de 1998 yılında yapılan halk oylaması sonucu siyasi polisin insanları izleme faaliyeti sürdürmesi yasaklandı. Fakat devlet pratik olarak bu faaliyetlerden hiçbir zaman vazgeçmedi. İtalya Gladio'sunun açığa çıktığı günlerde İsviçre'de de P-27 adlı kontrgerilla örgütü ortaya çıktı. Bu örgütün başta İtalya Gladio'su ve onun da bağlı olduğu ileri sürülen NATO ile ilişkileri günlerce tartışılmıştı. P-27 ögütünün de binlerce işçi önderi sendikacı, İsviçre'de yaşayan siyasi sığınmacılar, emekten yana yazar ve aydınlar hakkında onlarca dosya tuttuğu ortaya çıkmıştı. Bunun yanında polisin de insanları sürekli izlediği biliniyordu. İsviçre'de halka açık alanların video kameraları ile donatıldığı artık gözden kaçmıyor.

İsviçre tecrübeliDevletler böylece bireylerin özel yaşamına tecavüz ettikleri gibi toplumsal hareketleri kontrol altına almaya, muhalif güçleri korkutmaya ve onları mücadeleden alıkoymaya da çalışıyor. Bugünlerde Bern'de bu alanda görevli yöneticilerden Mario Etüekiger ülkenin değişik yerlerine yerleştirilen kamera sayısının artırılacağını duyurdu. Devletin bu konuda yeterince deneyimi var! 1849 yılının Haziran ayında Baden bölgesinde Prusya hükümetine karşı savaşan ayaklanmacılar içinde yer alan F. Engels, ayaklanma bastırılınca yaklaşık olarak 11 bin ilticacıyla birlikte İsviçre'ye sığınmıştı. İsviçre devleti Engels'in mektuplarını kontrol ettiği için Engels de yazışmalarını Komünistler Birliği üyeleri ve Basel'de yaşayan Schabelitz'in adresi üzerine sürdürüyordu. (F. Engels-Dokumente seines Lebens-Verlag Philipp Reclam-Leipzig sf: 278)Yine 1895 yılının Mayıs ayında İsviçre'ye gelen Lenin de sürekli gözetim altında tutuldu. Her ne kadar İsviçre hükümeti Lenin'in "yasalar çerçevesinde davranan biri" olarak tanımlasa da onun faaliyetlerini sürekli izledi. 8 Ekim 1896 tarihinde Paris'i ziyaret eden Rus Çarı'nın "İsviçre'de kalan anarşistlerin" faaliyetlerinin izlenmesini istemesinden sonra İsviçre devleti özellikle bolşevikleri izlemeyi artırdı. Lenin Rusya'daki işçi ve parti önderleri ile yaptıkları yazışmalarında 94 takma isim kullanmak zorunda kalmıştı. (Lenin als Emigrant in der Shweiz-Willi Gautschi-Benziger Verlag sf: 32) İsviçre devleti şimdi de insanları kameralar, bilgisayarlar ve cep telefonları ile izlemeye alarak sistemin devamı için her türlü tedbiri almakta. Bu arada bu ülkede yaşayan kalburüstü zenginlerin evleri, villaları, arabaları, garajları ve yüzme havuzları yoğun bir gözetim altında. Yanlış anlaşılmasın, bunlar devlet için tehlike oluşturduğu için değil, bilakis halkın emeğine el koyarak yaptıkları lüks döşemeli büyük golf sahalı ve havuzlu villalarına kimse yaklaşmasın diye.
www.evrensel.net