Dengeleri sarsan ejder

Ekonomik durgunluk Çin sermayesini semirtiyor 1997-98 Güneydoğu Asya krizinden etkilenmeyen Çin, rekor büyümesiyle, yeni küresel durgunluğa da meydan okuyor.

Dengeleri sarsan ejderÇin sermayesi, 1997-98 Güneydoğu Asya krizinden olduğu gibi, son küresel resesyondan da kârlı çıkıyor. Gözlemciler, Doğu Asya'nın büyük bir bölümünün ekonomik krizin pençesinde kıvrandığını, buna karşılık Çin'i, "tek yükselen ekonomik güç" olarak etkinliğini giderek artırdığını belirtiyorlar.

Kriz Çin'e yaradıSermayeye yönelik devlet teşviki ve korumasının en üst düzeyde gerçekleşmesi nedeniyle giderek hız kazanan bu yükseliş, sadece ekonomik sonuçlar doğurmayacak. Kimi stratejistlere göre, birkaç yıl arayla yaşanan bu iki büyük kriz, Çin için Asya'nın önemli bir bölümünde etkinliğini pekiştirecek bir "levye" işlevi gördü. Asya-Pasifik devi Japonya'nın neredeyse 10 yıldır ekonomik durgunluk ve kriz içinde olması, ekonomik güç olarak Çin'i neredeyse rakipsiz kılıyor. Bu rakipsizlik, beraberinde siyasal sonuçları da getiriyor elbette.

Tehlikeli paradoksHerald Tribune'de yer alan bir değerlendirmeye göre, Çin'in yükselişi Batı için "tehlikeli bir paradoks" durumunda. Çin, Batı için çok önemli bir pazar. Ama aynı zamanda, Doğu Asya ekonomilerinin 1997-98 krizinden çıkmalarında bir etken olan Çin sermayesi, bugün bütün bu ekonomilerin karşısına dikilmiş bulunuyor. Her sektörde faaliyet yürüten dev Çin tekelleri, rakiplerinin zayıflığından da yararlanarak, bölgesel ve uluslararası pazarlarda atak üzerine atak geliştiriyorlar.Bu durum, Çin'i bir süredir "stratejik rakip" olarak tanımlayan ABD yönetimi için özellikle rahatsızlık verici. Çünkü kendisi de resesyonda olan Amerikan ekonomisi, Asya'da Çin'e karşı bir "ağırlık" oluşturmakta zorlanıyor. Japonya krizi de eklendiğinde, Asya'ya yönelik yatırımların ana hedefi Çin oluyor. Diğer yandan, Çinli şirketler de Asya pazarında rakiplerini ezerek yeni mevziler kazanıyorlar.

DTÖ üyeliğinin etkisiJapon egemen çevreleri de, durumdan en az ABD kadar rahatsız, Ohmae Associates isimli danışmanlık şirketinin yöneticisi Kenichi Ohmae, Çin'in yükselişinin, diğer Asya ülkeleri için "ilkinden daha ciddi yeni bir krizi tetiklediğini" dile getiriyor ve ekliyor: "Ama 1997 krizini tetikleyen spekülatörlerin aksine, Çin bir yere gitmeyecek."Bu da yetmezmiş gibi, Çin devleti, önümüzdeki kasım ayında Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) tam üye olacak. Büyümenin 10 yıldır yüzde 7'nin altına düşmediği bir ekonominin, iç pazar avantajları da eklendiğinde, DTÖ üyeliğinden çıkar sağlayacağı ortada. Uluslararası pazara daha hızlı açılacak olan Çin ürünleri, başta Güney Kore ve Malezya gibi "eski kaplanlar" olmak üzere, bütün Asya'yı kara kara düşündürüyor.

Halk da olmasa!..DTÖ üyeliğinin getireceği "tek sorun", Çin halkının yaşam seviyesinin daha da düşmesi olacak. Son on yılda sokağa atılan yüzbinlerce işçiye yeni milyonlar eklenecek, özelleştirmeler hızlandırılacak ve "rekabet edemeyen" şirketler, giderek hükmünü pekiştiren "serbest piyasa" ekonomi kuralları uyarınca, kapatılacak. Tarımsal teşviklerin tedrici olarak kaldırılması, yoksul köylülere hiçbir seçenek bırakmayarak, tarihin en büyük kırdan şehire göçünü tetikleyecek.

Patronlar partiye!Ancak Çin hükümeti, bütün bu "yan etkileri" göze almış durumda ve devlet içinde sürtüşmeleri önlemek için çeşitli önlemler alıyor. Devlet Başkanı Jiang Zemin, bir süre önce, Çin "Komünist" Partisi'ne sermayedarların alınması yönünde bir karar aldırmıştı. Bu karar, parti içindeki muhalif kanada karşı bir ağırlık oluşturmak amacını taşıyordu.DTÖ üyeliğinden büyük kârlar elde edeceklerini gören yabancı tekeller, kriz falan dinlemiyor ve Çin pazarındaki yatırımlarını artırıyorlar. Son resmi verilere göre planlanan doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), temmuz ayında bir önceki aya oranla tam iki kat arttı. Önümüzdeki ayların harcamasına dair bir gösterge olan yoğunlaşmış yabancı yatırımlar ise, geçen yıl temmuz ayına oranla yüzde 98.6'lık bir artış gösterdi. Tayvan, Hong Kong, Japonya, Singapur, ABD ve Avrupalı tekellerin Çin'deki kümülatif doğrudan yabancı yatırım toplamı, 350 milyar doların üzerinde.

Kaplanlar tedirginBütün bu veriler ışığında, Ohmae, "Çin'deki üretim ekonomisinin giderek hızlanan bir canlılıkla patlamak üzere" olduğunu ve dünyanın buna "hazırlıksız yakalanacağını" söylüyor.Elverişli şartlardan faydalanan Çinli şirketler; aralarında elektroniğin de bulunduğu birçok sektörde, ihracatlarını hızla artırıyorlar. Bu durum, geçmişte bu sektörlerin öncülüğünü yapmış olan Singapur, Tayvan ve Güney Kore'nin tahtının sarsılmakta olduğunun da göstergesi.Çin'in yüksek derecede kalifiye işgücü gerektiren bu sektörlerdeki hızı, uzmanları şaşırtıyor. "Asya kaplanları"nın, korkunç bir artıdeğer sömürüsü üzerinde 15 yılda inşa ettiği -ve '97 krizinde birkaç ayda yok olan- yüksek teknoloji gerektiren sektörler, Çin sermayesi tarafından birkaç yıl içinde inşa ediliyor. Ohmae'ye göre, bu başdöndürücü yükselişin Japonya, Singapur ve Tayvan gibi ekonomiler üzerindeki etkisi, "1997 krizinden daha ağır".

Rakamlar terse döndüABD-ASEAN İş Konseyi Başkanı Ernest Bower'a göre, Asya'daki birçok sektör, 1990'ların başındaki durumun tam tersini yaşıyor. Bu dönemde, Doğu Asya'ya giden DYY'nin yüzde 70'i "kaplan ekonomilere", yüzde 30'u Çin'e gidiyordu. Bugün ise Çin yüzde 70, "kaplanlar" yüzde 30 alabiliyor.Çin karşısında pazarlarını yitiren önemli bir ülke, 1980'lerden bu yana birçok ABD'li tekelin imalat üssü olarak kullandığı Malezya. Son olarak, Astec adlı elektronik tekeli, Malezya'daki fabrikalarını kapatıp 1000 işçiyi atarak, üretimi Çin ve Filipinler'e kaydırma kararı aldı.

'Maliyetler çok düşük'Bir diğer dev tekel olan ON Yarıiletken, Malezya'daki üç imalat fabrikasını önümüzdeki yıl içinde Çin'e taşıyacak. Şirket yöneticilerinden Steve Hanson, 1995'te Çin'de açılan fabrikalarının, "rekor ölçüde düşük maliyetle dünya kalitesinde ürün çıkarabileceğini gösterdiğini" belirtiyor. Diğer tekellerin de Çin'e "kaçma" gerekçesi aynı: Ucuz işgücü.

Tayvan eziliyorÇin fırtınasından kurtulamayan bir diğer ülke, ABD ile Çin arasında bir koz olarak sık sık masaya sürülen Tayvan. Son yirmi yılda, Tayvan'ın bilgisayar donanım sektörü, yılda yüzde 20 büyüyerek dünyanın üç numaralı üreticisi olmuştu. Ancak geçen yıl Çin'in sektördeki yıllık üretimi 25.5 milyar dolarken, Tayvan'ınki ancak 23 milyar dolardı. Dünyanın en büyük üçüncü kişisel bilgisayar şirketi olan Tayvanlı Acer'in patronları, "Kısa sürede önlem almadıkları takdirde Çin tarafından ezileceklerini" söylüyor.

Yine acı reçetelerSingapur hükümeti de, benzer bir "alarm" durumu içinde. Başbakan Yardımcısı Lee Hsien Loong, "Kısa vadede, pazara büyük bir oyuncunun girmesi, sektörlerin yeniden yapılanması, yer değiştirmesi ve ticaret döngülerinin değişmesi anlamına gelir" diyor. "Çin ile aynı piyasada, onunla rekabet eden ülkeler, acı verici düzenlemelere zorunlu kalabilir." Bu acı verici düzenlemeler, elbette, sektörlerin yeniden yapılandırılması ve maliyetlerin düşürülmesi amacıyla ücretlerin daha da aşağı çekilip, yüzbinlerce işçinin kapı önüne konulması demek.

ASEAN cephesiÇin'in ekonomik ağırlığı, siyasi ve diplomatik alanda da yeni sürtüşmeler ve kutuplaşmalar getirecek. Diğer Asya ülkeleri, ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) çatısı altında, "Çin ejderi"ne karşı ortak bir mücadele planı hazırlığı içindeler. Söz konusu planın fikir babası ise, Amerika'dan başkası değil.Asya üzerindeki etkisini yitirmekten korkan ABD, bir yandan ASEAN ülkelerini Çin'e karşı "birleşmeye" yönlendirirken, diğer yandan da Çin'in Rusya gibi diğer bölge güçleriyle daha fazla yakınlaşmasını önlemeye çalışıyor. Rusya ile diğer konularda yapılan pazarlıklarda bile, Çin unsuru devreye giriyor.ABD'nin, önümüzdeki 20-30 yıllık dönemin "temel çatışma ve çekişme alanı" olarak Asya-Pasifik'i belirlemesi ve Çin'i "baş rakip" ilan etmesi, bu ekonomik çerçeve içinde daha net bir anlam kazanıyor.
www.evrensel.net