Binbir çeşit Cerciş Usta

Binbir çeşit Cerciş Usta

Onu tanıyan herkes, "Binbir çeşit Cerciş Usta" diye bilir. Mahallesinde onu tanımayan yok. Yaşadığı 88 yılın 49'unu Diyarbakır'a vermiş. Farklı kişiliği, zekâsı ve hamaratlığı herkesin dilinde.

Binbir çeşit Cerciş UstaAli Rıza KılınçOnu tanıyan herkes, "Binbir çeşit Cerciş Usta" diye bilir. Mahallesinde onu tanımayan yok. Yaşadığı 88 yılın 49'unu Diyarbakır'a vermiş. Farklı kişiliği, zekâsı ve hamaratlığı herkesin dilinde. Acılar çekmiştir, kötü günler yaşamıştır. Yine de elinin altında ne varsa yaratmaya, ona biçim vermeye çalışmıştır Cerciş Usta.Evine gittiğimizde kendimizi tanıtmamıza fırsat bile vermeden coşkuyla "Hoş geldiniz, hoş geldiniz" diye söze giriyor ve biraz gerisinde duran eşini işaret ederek devam ediyor: "Bakın ben bu kadını Çukurova'da Sabancı'nın fabrikasından kaçırdım, 1944 yılıydı. Sabancı o zaman küçüktü, ben otuz yaşındaydım. Gelin gelin, bir de balkona doğru gelin, size yaptıklarımı göstereyim".

Edison'dan Cerciş'eSoluklanmamıza da izin vermiyor Cerciş Usta, "Hayır kalkın. Size işçiliğimi gezdireceğim. Dünyada hiç kimse benim kadar bilmez. Ben her şeyi biliyorum" diyerek ağaçlara yaptığı nakışları tarif ediyor. Oyularak işlenmiş ağaçlar evin dört bir köşesinde anlamlı figürlerle yerini buluyor. Kapılardan başlayarak pencerelerden, duvarlardan, tabana kadar her şey el emeği göz nuruyla işlenmiş. Cercis Usta sözü Edison'a getiriyor: "Şimdi Edison aletlerle icat yapıyor. Ben bunların hepsini kafamla icat ediyorum. Doğramacıyım, elektrikçiyim, mobilyacıyım, tamirciyim, sıvacıyım, duvarcıyım. Anlıyor musun? Bunlar yukardan bana verilmiş. Bendeki kabiliyet yukardan veriliyor. Ben tarihten bir mahlukum, ben başkayım. Ben tarihten bir yaprağım, çiçekler de benim tabiatımdır".

Her meslek var!Cerciş Usta'nın mesleklerine akıl sır erdirmek olanaksız. "Benim mesleğim berberliktir" demesine karşın, yaşamının bütün evrelerinde değişik mesleklerde kendi yeteneğini göstermiş. Öyle ki, Diyarbakır'da bir bankanın kasasında sorun çıktığında Cerciş Usta'yı çağırırlarmış. Ateşli silah yapımına kadar varmış bu ustalık. Gürgen ve ceviz ağaçları şimdiki uğraşının temel malzemeleri. "Ben geceleyin çiziyorum kafamla, sabahleyin kalkıyorum kaleme alıyorum. Sonra da işlemeye başlıyorum. Kâğıdı elime alıyorum, makasla oraya işliyorum, oraya dekorunu yapıyorum" diyor. Bundan birkaç ay öncesine kadar evini atölye olarak kullanıyormuş, ama hanımı temizlik yapamadığı için bir süre ara vermiş. Şimdi de evinde koca koca çiçekler yetiştirmeye başlamış.Asıl mesleği tamircilik Cerciş Usta'nın. Eski Diyarbakır olarak bilinen yerde tamirci dükkânını çalıştırırmış. 15 yıl önce Xlo Dayı'nın kendisiyle çalışmayı bırakmasına kadar. "Ben icatçıyım. İcat ediyorum Edison gibi. Edison bir tek ampul icat etti. Ben her şeyi yapıyorum. Cümbüş yapıyorum, gitar yapıyorum, keman yapıyorum, kanun yapıyorum, bütün çalgıları yapıyorum" der o.

Mühendis olamadı ama...Mardin'de Ermeni bir aileden gelmedir Cerciş Salkım. Annesi Süryani'dir. Çocukluğunun bir kısmı orada geçmiş. Beş yaşındayken babası Rusya'ya gitmiş ve bir daha da haber alınamamış. Şimdi Diyarbakır Bağlar Körhat Mahallesi'nde. Üç çocuğu var Cerciş Usta'nın. Eşi Fatma Salkım ile yaşıyor. "Babamın 1916-17 yıllarında Rusya'da savaşta öldüğünü bilirim. Babamdan sonra annemin de beni terk ettiğini..". Annesinin de kendisini terk etmesinde sonra "Okuyup mühendis olacağım" hayalleri de çocukluğundan bu yana içinde hâlâ kendisiyle birlikte yol olmuş. Yaşamın büyük sıkıntıları kendisiyle yarış eder olmuş. Birçok alanda birçok şeye şekil verme hevesi de çocukluğundan kalma.. Beş dil bildiğini, ancak şu anda Arapça ve Kürtçe, biraz da Fransızcayı hatırlayabildiğini anlatıyor. Arapça ilahiler, gazeller okuyor.

Koyun keser gibi!Birçok şeyi unuttuğunu söylüyor Cerciş Usta. Yaşadıklarından bazıları hariç. Çocukken gördüklerini anlatan Cerciş, anlatılanları bir bir gözlerinden akarcasına belli ediyor: "Mardin'in dışarısında kuyular vardı. Bir minare yüksekliğinde derindi, üç tane kesici vardı. Koyun gibi yere yatırıyorlardı, başını uçuruyorlardı. Zordur onları anlatmak. Eski insanlar işte budalaydılar. Hep zulüm gördük. Fani dünyada hayatımız cefa ile geçti. Bir yardım yok. Zülum vardı. Merhamet yoktu. İşte ben yaptıklarımla uğraşıyorum, onlar karşısında gençleşiyorum. Dışarı da çıkmıyorum. Millet hepsi mahvolmuş, eskideki zulüm yine var. Millet daha kötü. Hak hukuk kalmadı. İman yok, dolar inancı var, mark inancı var".
www.evrensel.net