Küreselleşmenin parçalı yüzü

Küreselleşmenin parçalı yüzü

Büyük güçler, bölgeselleşme ile ticaretin sınırlarını belirgin biçimde çiziyorlar. İç pazarlarının yetmediği aşırı üretimlerine bloklar yoluyla yeni pazarlar yaratıyorlar.

Küreselleşmenin parçalı yüzüDünya büyük bir hızla ticari kamplaşmalara sahne oluyor. Üstelik bu durum, küreselleşmenin ilanı kabul edilen Washington Konsensusu'nun miladı 1990'dan sonra daha da hızlandı. Küresel dünya eskisine göre daha fazla parçalı. Ve bu bloklaşma, hem emperyalist ülkelerin ticaret hacmini genişletiyor, hem de merkez ülkelerin krizlerini bağımlı ülkelere daha kolay ihraç etmesinin olanaklarını artırıyor. Ekonomik krizlerin son on yılda sayısının artmasına karşın zaman aralığının giderek azalmasında bloklaşmanın, bölgesel ittifakların payı büyük. Hegemonik güç pramidinin tepesinde yer alan ABD, IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla yeryüzünü tek kurala bağlamak amacıyla çok taraflı anlaşmaları yürürlüğe koysa da yerkürenin hemen tüm bölgelerinde paktlar ve entegrasyonlar yaşanıyor. 1990'dan bu yana 82 adet serbest ticaret bölgesi ve gümrük birliği anlaşmasının imzalanması, bu durumun en büyük kanıtı.

Kural koyucularElbette bu "oyunda kural koyucuların" değişmesi anlamına gelmiyor. Tam aksine kuralları koyan güçler, bölgeselleşme üzerinden ticaretin sınırlarını belirgin biçimde çiziyorlar. Daralan iç pazarlarının yeterli gelmediği aşırı üretimlerine bölgeselleşme yoluyla yeni pazarlar yaratıyorlar. Özellikle mali entegrasyon, uluslararası sermaye için yeni değerlenme alanları açıyor. Böylece birçok geri kalmış ülke daha güçlü olan ülkelerin tekellerinin hakimiyeti altına giriyor. Bölgesel alandaki gelişmeler bölge içi ticarete de ivme kazandırdı. Avrupa Birliği'nde ticaretin yüzde 70'i Avrupa içinde gerçekleşiyor. Mevcut trendin devamı halinde, 2005 yılında Kuzey Amerika'da bu oranın yüzde 45 ve Asya blokunda yüzde 60'a yükselmesi bekleniyor. Dünya ticareti içinde, bölge içi ihracat payı 1985'te yüzde 16 iken, 2000 yılının başında yüzde 60'lara kadar çıktı. Ama bu alanda dikkat çekici gelişmeler de var.

Krizler yayılıyorBölgesel ittifaklar en güçlülerin çevresini de içine çektiği bir ekonomik çember oluşturuyor. Ve bir bölgede patlak veren ekonomik kriz, tıpkı domino taşlarının ardı arkasına devrilmesi gibi diğer bütün ülkeleri de girdabın içine çekiyor. 1997 Güneydoğu Asya krizinin peşinden Rusya'nın, onun ardından da Türkiye ekonomisinin bunalıma girmesinde bölgesel ticareti ve mali dinamiklerin payı büyük. Bloklaşma çatışma potansiyelini artıran nedenlerin başında. 1960'lı yıllarda, dünya üretiminin yüzde 40'ını gerçekleştirerek tek hakim güç ve tek merkez durumunda olan ABD yanında şimdi Avrupa Birliği, Japonya ve Kanada'dan oluşan çok kutuplu ama merkez eksenli bir ekonomik yapı bulmuş durumda. Nitekim 21. yüzyılın başında üç ekonomik kutbun her birinin, dünya ekonomisinin 1/3'ünü yaratması, gelişmekte olan ülkelerin "marjinal payı"nı çok iyi anlatıyor.Kuşkusuz bu çok başlılık; hakim ve belirleyici güç anlamına gelmiyor! ABD ekonominin ötesinde, siyasal ve askeri anlamda hala dünyada tek ve belirleyici güç durumunda.

Tesadüf mü?Ancak 1993 yılı sonunda ABD, Kanada ve Meksika'yı kapsayan NATFA'nın kurulması; aynı yıl Maastricht Antlaşması'yla, Avrupa Topluluğu'nun, Avrupa Birliği'ne dönüşmesi; yine aynı yıl içinde Uruguay Round görüşmeleri sonuçlanarak dünya ticaretinin liberalleşmesinde kural koyucu örgüt olarak Dünya Ticaret Örgütü (WTO)'nün oluşturulması; APEC'in ABD Atlantikli Pasifik kıyısına kavuşturması bir tesadüf olmasa gerek. Bu durum küreselleşme ile giderek kuralsızlaşan bölgelerde güç olma hevesinin bir göstergesi. Son yıllarda bloklararası rahatsızlığın artması, özellikle ABD ve Avrupa merkezli tekellerin dünyanın diğer ucundaki bloklarda söz hakkı istemeleri ticaret savaşlarını önümüzdeki yıllarda daha da kızışacağının kanıtı.
www.evrensel.net