Emek kültürü şenliklerinin tam zamanı

Emek kültürü şenliklerinin tam zamanı

"Gelin" de "Düğün" de, filmlerdeki olumlu tiplerin işçileşmesiyle sonuçlanır, "Diyet", büyük şehirde emekçi olmanın sorunlarını işler.

Emek kültürü şenliklerinin tam zamanıSennur SezerŞehrazat'ı tanırsınız elbet. Hani canını kurtarmak için her gece bir masala başlayıp bu masalı sabaha kadar en meraklı yerinde kalmak üzere anlatan genç kadın. Bu anlatımı üç yıl sürdürmeyi başaran Şehrazat Binbir Gece Masalları'nın yaratıcısı olmayı sonsuz kültürü ile başarmış biri. Üç yıl sonunda artık "masallar bitti" dediğinde üç çocuk anasıydı. Masalları bitirmesi, belki de bir anlatımın değişim ve dönüşümü yaratıp yaratmadığını görmek içindir. Anlattığı onca öykü, bir hükümdarı, ya da bir erkeği, yaşadıklarının öcünü almak için her gün bir kadını, ya da bir insanı, öldürmekten caydırmamışsa, ölmekten korkmayacaktır. Bunca çabanın değiştiremediği bir insanın yaşadığı dünyada yaşamanın anlamı var mı? Ama bu anlatılanlar, bir değişimi yaratmışsa.. Ne güzel.

Sürükleyici ve ders vericiBence Binbir Gece Masalları, güdümlü edebiyatın ilk örnekleridir. Anlattığı serüvenler hem sürükleyici hem de ders vericidir. Bir yanıyla anlatıcısının yaşamasını, bir yanıyla dinleyicisinin yeni şeyler öğrenmesini sağlarlar. Şehrazat son günlerde çağdaş bir anlatıda çıktı karşıma. Scala Yayıncılık'ın yayımladığı iki ciltlik bir romanda: "Haydar Bey ve Masallar Anlatıcısı Şehrazat." Kitabın yazarları da, kitabın adının uzunluğunca kalabalık: Şehrazat, Haydar Bey, Nejat Elibol. Nejat Elibol adı, sendikal yaşamla ilgilenenlerin de, emek edebiyatıyla ilgilenenlerin de bildiği bir ad. Elibol, hem emekçi olarak hem sendikacı olarak yaşadıklarını kitaplaştırmış bir arkadaşımız. "Direnen Haliç", onun yaşadığı bir direnişi anlatır. 12 Eylül dönemi de iki romanında anlatılmıştır. Bu kez Petrol-İş yönetimindeyken yaşadığı bir direnişi 'Tıpset' direnişini anlatıyor. Roman gerçeğiyle olay gerçeği ustaca sınırlansın diye değişik bir anlatım yöntemi kullanmış, romandaki sendikacı "Haydar Bey", bilgisayar öğelerinden biri olan "masallar anlatıcısı Şehrazat" olayları yan ayrıntılarıyla, değişik bakış açılarıyla anlatıyor.

Bir grev Bir sendikalılaşma çalışmasının, psikolojik, toplumsal, örgütsel özellikleri neler olabilir; bir hak isteme grevinde hangi feodal öğelerle hangi yoz yargılarla karşılaşabilir, bunlarla nasıl başa çıkabilirsiniz sorularınınyanıtı da sayılabilir bu roman. Günümüz okurunun düz ve yalın anlatımdan pek hoşlanmadığını bilen Elibol, değişik bir anlatımla toplumsal bir olguyu irdeliyor. Onun bu kitaptaki anlatımının gizi şu bölüm başlığından da anlaşılabilir: "Gerçekle hayal nehrinin birleştiği yer, YAZIN'ın kendisidir."Nejat Elibol'un romanını dikkatle okumak gerekiyor. Benim romanı okuduğum günlerde ilginç bir rastlantı oldu, Ömer Lütfü Akad'ın önemli üçlemesi "Gelin", "Düğün" ve "Diyet" televizyonun gündüz saatlerinde oynandı. "Gelin" (1973), "Düğün" (1974), "Diyet" (1975) köyden ve kasabadan büyük şehre göçün çeşitli sorunlarını tartışır. "Gelin", Yozgat'ın küçük çarşı esnafından bir ailenin İstanbul'a gelişi, burada bakkallık ve marketçilikle kısa sürede zengin olma tutkusu anlatılır. Bu tutkuda kullanılan daha doğrusu sömürülen kadın emeği, Akad'ın usta sinema diliyle yansır, hem de karşıtlarıyla. Markette modern makinelerin kızarttığı ekmekler, sıktığı meyveler, evde, elle yıkanan çamaşır, fırçalanan kilim, toptancılara satılmak üzere hazırlanan turşu, bu turşu için saatlerce ellekesilen, parçalanan lahanalar, bu lahanaların turşuya basılacağı teneke yığını..

İşçileşme süreçleri Ticaretin ikiyüzlü ahlak anlayışı da gösterilir filmde, dindar baba şehrin kıyı semtlerinden birinde küçük bir bakkal dükkanı işletmektedir. Oğullar ise seçkin bir semtte market. Bakkal dükkanındaki işler akşam ezanından sonra oğullardan birine kalmakta, o da o saaatten sonra bakkalı açık şarap satılan bir tür kaçak meyhaneye dönüştürmektedir. Bu içki satma işinin bıraktığı para, bakkallıktan daha çoktur ama baba nedense bu aşırı kârdan hiç kuşkulanmamaktadır. "Düğün", de Güneydoğu'dan göçen topraksız bir köylü ailesinin delikanlılarının kız kardeşlerinin başlık parasıyla sermaye sağlama ve ticarete başlama çabaları anlatılır. İçli köfte, lahmacun satışıyla köşe dönmeyi düşünen delikanlıların malzemesini de bir kız kardeşleri hazırlamaktadır. Başlığıyla triportör aldıkları kız kardeşleri de, kocası tarafından bir eve yatılı hizmetçi olarak verilir. Eşi bunca başlığı tek başına ödemeyi göze alamamıştır. "Gelin" de "Düğün" de filmlerdeki olumlu tiplerin işçileşme süreciyle sonuçlanır, "Gelin" de küçük gelin ile eşi, bir fabrikada çalışmaya başlar. "Düğün" de büyük kızın yavuklusu yapı işçisi olur. "Diyet", büyük şehirde emekçi olmanın sorunlarını işleyen bir filmdir. Kırsal kökenli emekçilerin örgütlenme, grev direniş karşısındaki ikircikli tutumlarını irdeleyen bu film önemini hâlâ koruyor. Keşke, bu tür filmler için bir "emek filmleri" haftası düzenlenebilse ve bu filmlerin anlattığı dönemden günümüze değişen ve değişmeyenleri tartışacağımız toplantılar yapılsa. Örneğin o dönemin sendikacılığıyla bunca yıl sonrasının sendikacılığını karşılaştırsa uzmanlar ve yazarlar. Elbet bunlardan biri Nejat Elibol olmalı..Ne dersiniz, "emek kültürü şenlikleri" düzenlenemez mi? Çok mu erken, çok mu geç? Bence tam zamanıdır.
www.evrensel.net