Ekmek pazarından işçi yüzleri

Ekmek pazarından işçi yüzleri

Evlerine bir parça da olsa ekmek götürmek umuduyla her sabah Sultanbeyli işçi pazarında toplanıyorlar. Amaçları her gün aynı: "Bir iş bulup akşama çocuklarına ekmek götürmek."

Ekmek pazarından işçi yüzleriBülent KılıçSultanbeyli işçi pazarı her sabah onlarca işçinin "belki bugün iş çıkar da karnımız doyar" umuduyla beklediği mekânlardan biridir. Fotoğraflara ve filmlere konu olan işçi pazarları, ülkenin neredeyse en yoksul insanlarının sığınağıdır. Kimisi göçtüğü köyüne dönüp çiftçilik yapmayı planlıyor, ancak çiftçiliğin bitirilmesi ve aslında orada da yapacakları bir işin kalmaması onlara engel oluyor. Bazıları da yurtdışına çıkmayı planlıyor, fakat vize alamıyor. "Devlet bizi hırsızlığa mı zorluyor" diye soran bu pazarın işçileri, en büyük korkularının, "hastanelerin kapısından bile geçemezken hastalanmak" olduğunu anlatıyorlar.

Kaza ölmekle birHasan Yayla her sabah saat altı gibi pazara geliyor. Bu insan pazarında her gün aynı hayal kırıklığını yaşamaktan bıkmış olan Yayla'nın iki çocuğu var. İkisinin de okula gittiğini belirten Yayla, çocuklardan herbirinin masrafının yüz milyonu bulduğunu belirtiyor. Ayda yalnızca bir-iki gün iş bulduğunu söyleyen Yayla, bu parayı ödemesinin imkânsız olduğunu anlatıyor. Bir ara memleketine gitmeyi düşünmüş, ancak çiftçinin düştüğü durumu göz önünde bulundurunca bu fikri de pek mantıklı gelmemiş. Altı yedi aydır işsiz olduğunu belirten Yayla, bir ara düzenli iş bulduğunu, ancak hastalandığı için patronun kendisini kapı önüne koyduğunu ifade ediyor. Yıllardır bir kez bile sigortalı işte çalışamadığını söyleyen Yayla, "Bizim meslekte kaza geçirmek, hasta düşmek ölmekle birdir" diyor.

Tek istediğim ekmekEve ekmek götüremediği için üzülen Yayla, "Yarın öbürgün çoluğumuza çocuğumuza ekmek götüremediğimiz zaman evimizde huzursuzluk olacak, ailemiz bölünecek, ailemiz bölününce çoluk çocuğum aç kalacak, kötü yola düşecekler" diye konuşuyor.Evini geçindirerek ailesinin dağılmaması için çaba sarf ettiğini vurgulayan Yayla, bir gün hırsızlık yapmak zorunda kalmaktan korktuğunu anlatıyor."Devlet benden illa da hortumcuların yaptığı gibi hırsızlık yapmamı mı istiyor'' diye soran Yayla, şunları söylüyor: "Belediyeye girdim, orada çalıştırmadılar, farklı yerlere girdim çıkardılar. Kriz var diyorlar, iş yok diyorlar. Ben buradan bağırarak söylüyorum, benim tek istediğim ekmek, ben şerefli bir şekilde çalışarak ekmeğimi çıkartmak istiyorum, ancak gördüğünüz gibi izin vermiyorlar."

Burada ekmek, orada altın...Mustafa Karadağ'ın beş çocuğu var. Yıllar önce Kars'tan göçen Karadağ, geçenlerde memleketine gittiğini, ancak oradaki durumun daha kötü olması nedeniyle İstanbul'da aç kalmayı tercih ettiğini belirtiyor. Türkiye'nin Amerika'nın kölesi olduğundan bahseden Karadağ, "Kendi topraklarımızdaki kaynaklar bize yetiyor. Ancak Amerika bunların değerlendirilmesine izin vermiyor" diye konuşuyor. O da diğerleri gibi açlığın ve yoksulluğun kendileri üzerinde yarattığı kötü psikolojiden bahsederek konuşmasını şöyle sürdürüyor: "Gördüğünüz şu dükkânda ekmek var, yanındaki dükkânda altın var, şimdi ben bunları zorla almaya çalışsam iyi mi olur?" Bakan Kemal Derviş'i 'Amerikan uşağı' olarak değerlendiren Karadağ, siyasileri bir daha kesinlikle mahallelerinde görmek istemediklerini söylüyor.
www.evrensel.net