Al gözüm seyreyle bitti

Al gözüm seyreyle bitti

Vefat eden eşinin mirası bu iş ona. Dile kolay, tam 15 yıldır günleri Sarayburnu'nda geçiyor. Dürbünüyle İstanbul'u seyrettiriyor; izinli askere, işsiz garibana, el ele dolaşan aşıklara...

Al gözüm seyreyle bittiKoray Karaermiş- 5 dakika bakın. Hadi ne çıkar. - Kaç para teyze.- 100 bin canım.- ...- Bi ekmek parası işte, yardımcı olun be güzelim.15 sene önce başlamış bu işe Fatma Ertürk. O zaman 5 liraymış dürbün. Sarayburnu'ndan palamut akınına olta sallandığı yıllar... "Beş liraya verdiğim zaman, ha bu taş doluydu" diyor Fatma Teyze. Taş yükseltinin üzerinde sıralanan millet, "Teyze bana ver, teyze bana ver" dermiş o zamanlar. 5 lira, 10 lira derken şimdi dürbün 100 bin lira oldu. "Bak, şimdi isteyen yok. Şimdi kriz var diyor. 100 bin liranın krizi olur mu? Oluyor işte!" diyen Fatma Teyze'nin dürbünü artık iş yapamıyor; 100 bin lirayı verirken "düşünüyor" insanlar.Değişen ne?Yoksa, dürbünün yuvarlağından Kız Kulesi'nin üzerindeki martıları, asma köprüden karınca gibi akan araçları, boğazın hiç durmayan dalgalarında kayan beyaz vapurları, takırdayan tekneleriyle geçen balıkçıları seyredecek sevinç mi kalmadı insanlarda? Ya da cepte metelik mi yok? Belki bir yere yetişmek zorundalar. Belki de hepsi birden! Yoksa İstanbul, gökdelenleri, plansız kentleşmesi ve siluetiyle eski İstanbul değil mi artık?Kışın iş olmuyor. Her gün de gelmiyor Fatma Teyze. Geçen pazardan beri daha bugün gelmiş. "Çok sıcak be. Ağacın altında oturuyorum, buraya inemiyorum. Öğlen biraz indim baktım, beynime dokundu. Hemen ağacın altına dar yetiştim. İnmiyorum canım, inmiyorum. Aşağılara insem, aman denizden su alayım başıma diyorum. Cumartesi, pazar günleri kalabalık oluyor" diyor.Eşinden mirasÜç çocuk sahibi Fatma Ertürk. Hiçbirini okutamadı. İkisi evli. Bir de torunu var. "Beyiniz ne iş yapar?" diye soracak oluyoruz; "Beyim sizlere ömür" diyor, içi burkularak... "Bu işi benim beyim yapıyordu. Bir gün -yine işsizdi- bir arkadaşının yanına gelmiş. O da dürbüncülük yapıyormuş. İşte böyle tek dürbün aldı. Çift dürbün, derken..." Kocası vefat edince ondan kalan dürbünlerle devam ettirmiş işi. "İşte gide gele buralarda alıştık. Böyle geldi, böyle gitti işte ne yapalım, başka bir şey yapamadık. Bir ev alamazsın, bir yer alamazsın, bir yurt alamazsın, geçim derdi" diye o kadar kolay söylüyor ki Fatma Teyze. Sanki tüm bu zaman hiç yaşamamış, hayatında bunca yıl hiçbir değişiklik olmamış, dürbüncülüğe başladığında 'film kopmuş' gibi sözler dökülüveriyor ağzından...Bir dürbününü çaldılar Şu anda üç dürbünü var. Hepsi Rus malı. Birini geçen yıl çaldırmış. Kötü niyetli kurdun, çobanın bir anlık dalgınlığından yararlanıp sürünün kenarındaki kuzuyu kapması misali; "Dürbünü burada çaldılar. Arıyordum, o yandan o yana koşuyordum. Gazeteci bir çocuk geldi, dedi ki "teyze ne yapıyorsun", dedim "valla dürbünümü çaldılar".56 yaşından sonra dürbün peşinde koşmak kolay iş değil. Kınalı elleriyle yüzünü ovuşturuyor, sıkıntılı ve yaşamındaki temel kaygı sözlerine yansıyor; "Bir ekmek parası; Ben şimdi bir bakkala gittiğim zaman borç ile ekmek almayayım, başka bir şey istemiyorum".
www.evrensel.net