Kuraklık yok ediyor

Kuraklık yok ediyor

Kuraklık, Türkiye'nin dört bir yanında canlıların doğal yaşam alanlarını yok ediyor. Koruma alanlarında bile canlılar ölüyor ya da göç ediyor

Kuraklık yok ediyorMustafa KaraTürkiye'nin dört bir yanından gelen haberler aynı; kuraklık ve su kaynaklarının tükenmesi. Göllerde su seviyeleri düşüyor, akarsular kuruyor. Kuş cenneti denilen sulak alanlarda bile, kuş sesi duymak artık mümkün değil. Kuşlar suyun var olduğu yerlere göç ederken; kaçma şansı olmayan balıklar, sürüngenler, kurbağalar ölüyor.Yaşanan kuraklığın geçici mi, yoksa küresel ısınmaya bağlı olarak kalıcı mı olduğu bilinmese de, bilinen bir şey var ki, o da Türkiye'de de son 40 yıl içinde 1 milyon 300 bin hektar sulak alanın çeşitli müdahalelerle kurutulduğu. Sadece DSİ, kurulduğu 1953 yılından bu yana 405 bin hektar sulak alan habitatı, kurutma ve ıslah projeleri ile yok edildi. Bu müdahalelerle tahrip edilen sulak alanlar sonucu, doğanın dengesi bozulunca, hem Hatay'da olduğu gibi seller, hem de daha yaygın ve etkili bir kuraklık söz konusu oldu.

Bütün göller kuruyorDoğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) Sulak Alanlar Program Müdürü Hüma Ülgen Söylemez, Türkiye'de genel bir kuraklık yaşandığına dikkat çekerek, bunun dönemsel mi, yoksa kalıcı mı olduğunun bilinmediğini söylüyor. Sulak alanların Türkiye'nin her tarafında çok kötü durumda olduğunu vurgulayan Söylemez, "Çok önemli sulak alanlar çoğu tamamen kurumuş durumda. İçler acısı durumda. Bütün göller kuruyor. Durum çok kötü" diyor ve önlem alınması gerektiğini belirtiyor.

Toprak çoraklaşıyorSu kaynaklarının yetersiz olduğunun kabul edilmesi, suyu eskisi gibi kullanmaktan vazgeçilmesi gerektiğini dile getiren Söylemez, şöyle devam ediyor: "Ülke genelinde bir su yönetim planı hazırlanması lazım. Suyun çoğu, tarıma ve endüstriye gidiyor. Suyu kötü kullandıkça kuraklık artıyor, kuraklığın etkileri daha ağır oluyor."Suyun canlılar için hayat anlamına geldiğini belirten Söylemez, sulak alanların yok olmasının canlı popülüsyonunu da yok ettiğini vurguluyor. Kuşların uçup gittiğini, balıklar, sürüngenler ve sulak alanların çevresinde yaşayan memelilerin ise öldüğünü aktaran Söylemez, "Sulak alanların pek çok değeri var. Biyolojik çeşitlilik bunlardan biri. Ama bunun dışında da, suyu arıtmak gibi bir işlevleri var. Özellikle sazlıklı göller, kirli suyu arıtıyorlar. Sazlıkları kurutunca da bu işlev ortadan kalkıyor, kirlilik başlıyor. Kurutularak tarıma açılan sazlıklar ise, birkaç yıl verimli oluyor, ondan sonra tamamen çorak bir alana dönüşüyor" diyor.

Seller de bu yüzdenSulak alanların seli engelleme işlevi de olduğuna dikkat çeken Hüma Ülgen Söylemez, bunun en açık örneğinin Hatay'da yaşanan sel felaketi olduğunu belirtiyor. Söylemez, sulak alanların suyu topladığını, fazla olduğu zaman yeraltı suyuna kanalize ettiğini, az olduğu zaman ise yeraltı sularını çektiğini, böylelikle muhteşem bir sistem oluşturduğunu vurguluyor. "Siz bunu yok ettiğiniz zaman sele maruz kalırsınız. Hatay'da olduğu gibi büyük zararlar yaşanır" diyen Söylemez, sulak alanların karbon ve karbondioksit tüketimleri nedeniyle küresel ısınmayı kontrol etme işlevi olduğunu da sözlerine ekliyor.

Köyler boşalıyorKısa süre önce Konya'da Ereğli ve Hotamış göllerinde incelemelerde bulunduğunu aktaran Söylemez, eskiden bu göllerin çevresindeki köylerin balıkçılık ve sazcılık ile geçindiğini, bugün ise göl kuruduğu için büyükkentlere göç ettiklerini anlatıyor. Su kaynaklarının yok edilmesi nedeniyle, bu durumun yaşandığını dile getiren Söylemez, sulak alanlar yok oldukça, Türkiye'nin önemli bir biyolojik zenginliği olan kuşların da azaldığını söylüyor."Eko-turizm"in geliştiğini, Türkiye'de hızla büyüyen kuş gözlem grupları oluştuğunu anlatan Söylemez, bunun önemli bir turizm potansiyeli oluşturduğunu da ekliyor. Söylemez, şöyle devam ediyor: "Örneğin Ereğli sazlıkları, en önemli sazlıklardan biriydi. Kurumasaydı, oraya akın olurdu. Bu potansiyeli kaybettik. Uluslararası alanda, kuş göç yollarının önemini, Türkiye'nin zenginliğini anlatıyoruz. Kuşlar çoğunlukla sulak alanlarda yaşıyorlar."

Varlığımızı yitiriyoruzSöylemez, su sorununun doğru ve merkezi bir planlama ile çözülebileceğini de belirterek, "Suyla ilgilenen kamu kurumlarının bir araya gelip, anlaşmaları lazım. 'Biz şu kadar suyu tarıma, şu kadarını sanayiye, şu kadarını da doğal hayata ayıracağız' gibi bir planlama yapmaları gerekir" diyor.Sulak alanların kaybının sadece bazı canlı türlerinin kaybı olmadığını, büyük ekonomik, kültürel ve moral kayıpların yaşandığını söyleyen Söylemez, "Bir zenginliğimizi, doğal varlığımızı kaybediyoruz" vurgusu yapıyor. İnsanların yavaş yavaş da olsa, bu tür değerlerin farkına varmasının olumlu olduğunu dile getiren Söylemez, duyarlılık geliştiğini, insanların çaba gösterdiğini belirtiyor.
www.evrensel.net