Gazabın maymunları

Bu dizilerle tanışmam sinemaya (Live ve Let Die, filmlerini görmek için -şanslıymışım) ilk gitmeye başladığım ve kendi içerisinde zengin ve sanat kavramını karmaşıklaştıran -sonradan defalarca seyrettiğim- ilk film olan John Ford'un "The Searchers"ını izlediğim zamanlara denk gelmişti.

Gazabın maymunlarıJohn Patterson1973'te küçük bir çocukken, BBC2 bugüne kadar hafızamdan hiç silinmeyen bilimkurgu dizileri yayımlardı. Bu dizilerle tanışmam sinemaya (Live ve Let Die, filmlerini görmek için -şanslıymışım) ilk gitmeye başladığım ve kendi içerisinde zengin ve sanat kavramını karmaşıklaştıran -sonradan defalarca seyrettiğim- ilk film olan John Ford'un "The Searchers"ını izlediğim zamanlara denk gelmişti.10 senedir "The Searchers" filmini izlememe rağmen, jenerikleri dışında Beep'in bilimkurgu filmleriyle beynimdeki hemen hemen aynı noktaları harekete geçirdiğini fark ettim. Kimi bilimkurgu filmleri yapıldığı zamandan 91 yıl öncesini kimileri de yakın veya uzak geleceği konu alırken, hepsi de Jack Kennedy'nin açılış sahnesini yansıtan "Sınır" veya "Yeni Sınır"ından çok, bilimkurgunun üretim çağı olan 1950'lerin izlerini taşıyor. Bu türün filmleri, sanatsal çalışmalar olup olmadıkları bir yana, bizim politikadan arınmış ve yansız zamanımızda böyle şeylerin olmayacağını vurgulayarak, Eisenhower çağının politik ve sosyal hastalıklarını konu ediniyorlar.

Savaş paranoyası Bilimkurgu filmleri soğuk savaş paranoyalarınızı içeriyor. Jack Arnold'un "Incredible Shrinking Man" filmi, özellikle yok edici nükleer silahların varlığında, insanın evrenle alakasızlığı üzerine anlatılamayacak kadar güzel ve hüzünlü meditasyonla başlayıp, dev örümcekler ve pisi pisilerle bizi ürkütüp, depresif bir hale bürünür.Bir hafta sonra da Micheal Rennie'nin galaksiler arası Birleşmiş Milletler'e benzer bir kurum tarafından savurgan insan ırkını kendi korkusuz ırkına karşı uyarmak için gönderilmesini konu alan Robert Wise'ın "The Earth Stood Still" filmi geliyor. (Britanya'da enerji krizi patlak verdiğinde bana benzer çocuklarla Rennie'nin dev robotlarını bilgilindirirken kullandığı "Klaatu, barada nikto" kelimelirini söyleyerek iddialara giriyorduk). Daha sonraki film ise deliler gibi güneybatı eyalatlerine saldıran ve Los Angeles'ı korkutan dev mutant karıncalarıyla "Them". Filmin nihayetinde de karıncalar Los Angeles nehri kıyılarında meşalelerle yakılıyorlar. Bugün 10 dakika yürüyerek filmin bu sahnesinin çekildiği yere ulaşabilirim. Arabayla 20 dakika da beni Don Siegel'in karmaşık ve rahatsız edici 1956 şahaserinde Kevin McCarthy'in 'body snatcher'larla umutsuzca savaştığı "Sierra Marde"nin uykulu sıradağlarına ulaştırır. Bütün bu filmler hidrojen bombaları, radyasyon dağılımları, McCarthy tarzı politikacılığı, soğuk savaş paranoyaları ve boğucu sosyal itaat ile birlikte derin bir sevgisizliği paylaşıyor. Bu filmler benim 20 yıl içerisinde ilk defa seyrettiğim "Maymunlar Cehennemi" filmini hatırlamama neden oluyor. 'Yaz Aşkın'dan sonra İnsanoğlunun zalimliği ve şiddeti üzerindeki umutsuzluğu ifade etmeye cesaret eden bir diğer film. Filmin senaryosu Richard Matheson tarafından filmleştirilen "The Twilight Zone" dizisinin senaryosunu yazan, "The Incredible Shrinking Man", "I Am Legend" (The Omega Man adıyla Charlton Heston tarafından filmleştirilmişti) ayrıca yine Stir of Echoes adıyla filmleştirilen romanların yazarı, bilimkurgunun gerçek şairi Rod Sterling tarafından yazılmıştı."Maymunlar Cehennemi"nde Heston'un berbat oyunculuğu dışında gözüme çarpan filmin ne kadar ucuz ve kalitesiz göründüğüydü. Maymunların kıyafeti oldukça aptalca görünüyor, Heston'un uzay gemisi ise 1951'in Destination Moon'undaki gemilere benziyor. Ayrıca tutarlı, organik bir gelecek oluşturabilmek için de hiçbir çaba harcanmamış. "Uzay Yolu"nun büyük bütçeli bir bölümüne benziyor.

Düşünce peş para etmezUzay Yolu'yla ilgili düşünceniz her ne olursa olsun galaksilerarası çarpışmalarla düşüncelerden daha az haşır neşir olduğundan bu benzetme gayet uygun. Maymunlar belki berbat görünüyor olabilirler ama yergisel enerjileriyle tematik olarak çok karmaşık ve zenginler. Dekor ve kostümler belki çok para ediyordur ama düşünceler beş para etmez. Bu yüzden Maymunlar ve 1950'lerdeki klasiklerden günümüze efektlerle ve Final Fantasy gibi tümüyle bilgisayar yapımlarıyla ulaşan filmler berbatlaşıyorlar.Bu günlerde bilimkurgu filmleri için farklı bir yöntem popüler: önemli olan filme ne kadar para harcandığı, filmin içerdiği düşünce değil. "Uzay Yolu" ve "Close Encounters"dan (bu filmden nefret ederim) beri bilim kurgu filmlerinde sosyal ve zihinsel oluşumlardan çok uzaysal oluşumlarla ilgili tahminler yürütülmüye başlandı. Ridley Scott ve Tim Burton mükemmel canlandırmalardı: '50'lerden '70'li yıllara bilimkurguları zenginleştiren Uzaylılar, Blade Runner'lar ve Maymunlar, akla yatkın geleceğin binaları veya bilgisayarla oluşturulmuş binalar ve söylenmeden de anlaşılacak olan sosyal yorumlarda bulunmaktan kaçınma, modern Hollywood'un moronluğu hakkında söylenecek hiçbir şey bırakmıyor, dahi senaryo yazarları!George Lucas'ın 1977'deki "Uzay Yolu" için söylediği gibi "Kızgın ve sosyal içerikli filmler yerine, oturup hâlâ egzotik yerleri ve uzaylıları hayal edebileceğin daha önemlileri var -çocukların hayatın çöpler, cinayetler ve çalıntı jant kapakları dışındaki şeylerden oluştuğuna inanmasını sağlayan hayaller ve fantaziler." Uzay yolu mahvetti Şuna inanıyorum ki, bayat eski geleceğiyle "Uzay Yolu" bilimkurguyu Amerika'nın Ronald Reagan'ın seçilmesi için aptallaştırıldığı kadar aptıllaştırdı ve sonsuza kadar mahvetti. Böylece bilimkurgu ucuz, modası geçmiş, kötü ünlü, fakat sıklıkla dönek bir tür haline geldi.Bazen sadece popüler türler bu hale gelmiş gibi görünebilir fakat bilimkurgu da bu sıralar paranın ve moronların, sosyal olgulara katılımın yerine onlardan kaçışın eline geçmiş durumda, ve şu anda hepimiz eleştirmen J. Hoberman'ın dediği gibi Spielberg ve Lucas'ların "Çöplük Tapınağı"ndayız. Ama biz daha iyilerine layığız.

The Guardian'dan çeviren Arzu Yağız
www.evrensel.net