Yeni bir Kürt partisi kuruluyor

Yeni bir Kürt partisi kuruluyor

Eski milletvekili, Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat başkanlığında bir Kürt partisi kurma çalışmaları sürüyor. Sonbaharda kurulacak parti, "HADEP'in yüzde 20'sinin oyunu alabildiği Kürtleri birleştirme" iddiasında.

Yeni bir Kürt partisi kuruluyorSultan ÖzerDYP Erzurum eski Milletvekili Abdülmelik Fırat başkanlığında yeni bir parti kurma çalışması sürüyor. Kuruluş hazırlıklarının Eylül ya da Ekim ayında tamamlanması hedeflenen parti hakkında görüştüğümüz Abdülmelik Fırat, hedeflerinin, "Öcalan'la birlikte İmralı'ya gömülen Kürt sorununu gündeme taşımak, HADEP'in ancak yüzde 20'sinin oyunu alabildiği Kürtler'i birleştirerek düzen partilerine giden yüzde 80 oyu alabilmek" olduğunu açıkladı. Fırat, ideolojisi olmayan bir parti olacaklarını savunarak, asgari müştereklerde herkesle ittifak yapabileceklerini, "Kürt sorunu vardır, Kürtler vardır, dilleri, kültürleri vardır" diyen herkese kapılarının açık olduğunu iddia etti. Abdülmelik Fırat, Kürt sorununun güncel durumu, Türkiye'deki siyasi gelişmeler ve parti girişimleri üzerine sorularımızı yanıtladı. Dünyanın ve Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?Dünyadaki gelişen fikir ve sistem, "globalizm" denilen küreselleşmedir. "Globalizm", devletlerden ziyade kartel ve tröstlerin; yani zenginlerin; dünyaya parasıyla, servetiyle hükmeden grupların ortaya attığı bir görüştür. Dünyayı yönlendiren süper güçleri de kendi avuçlarına alabildiler. Seçimler, siyasi oyunlar hep onların oynadığı güçlü oyunlardır. Türkiye'de servet daha gelişmediği için başka güçler var. Yani sopalılar, silahlılar hükmediyor. Servet sahipleri dünyada her yere rahatlıkla girebilmek için savaşın, terörün, karışıklığın olmasını istemiyorlar. Bu karışıklıklara neden olan iki nokta var. Biri din, ikincisi de etnik yapı, yani ırk meselesi. Dünyanın neresinde olursa olsun, kendi inancını yaşamayan toplumlar elbette ki savaşır; karışıklık çıkar. Yahut da etnik, kültürel haklarını kullanamayan, baskı altında olan toplumlarda karışıklık çıkar. Öyleyse dünyadaki globalizm politik olarak bu iki hedefe yönelmiştir. Yani dünyanın herhangi bir ülkesi, din ayrılığı, ırk ayrılığı; ne derseniz deyin, bu konularda "bu benim iç sorunumdur" diyemiyor. Dünyayı yönetenler diyor ki: Senin iç işin değildir. Bunu halletmen lazım. Bu genel strateji Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye her iki yönden de kavgalıdır. Hem inançlar, hem de etnik yapı kavgası var. Türkiye'yi yöneten bu, "Laikos, Kemalikos sistemi" kavgayı yürütüyor. Kendi gücünü bunda deniyor. Sokaktan geçen adama "sen mürtecisin" diyor. Sermayesine "mürteci" diyor. Yahut bir kişi kendi kimliğini, kişiliğini, dilini konuştuğu zaman "sen bölücüsün" diyor.Bu noktada Kürtler ise iki yönüyle, yani hem "irtica" hem de "bölücülük" yönüyle muhatap oluyorlar. Mustafa Kemal ve arkadaşları birçok yerde "Bu mücadele Kürt ve Türk kardeşliğinin mücadelesidir, beraberdir, devlet bizimdir" dediler. Ama, '24 Anayasası'nda tam inkâra gidilmiştir: Kürt yoktur, dili de yoktur, kültürü de yoktur. Elbette ki buna karşı Kürtler başkaldırılarla devam edegelmişlerdir. Bu da doğaldır. Türkiye'de 15 sene PKK'nin ve Türk ordusunun silahlı çatışması vardı. Bu, Türkiye'nin hem ekonomisine, hem de Kürtler bakımından çok büyük kayıplara neden oldu. Genç çocukları öldü ve yaşadıkları topraklar bir manevra sahası oldu. Bütün modern silahlar kullanıldı. Top, tüfek, uçak, mayın, gizli eylemler, Gladio... Hepsi çalıştı. Sonunda dünyaya hükmeden güç, PKK'nin başkanını da tutuklayıp getirdi, Türkiye devletine teslim etti. Teslim edince garanti de aldılar; "Biz senin hasmını teslim ediyoruz da bir şartla: Asmayacaksın" diye. Bunu fırsat bilip, Öcalan'ı İmralı'da bir kuyuya koydular, beraberinde Kürt sorununu da kuyuya koydular, üzerini de çimentoladılar. Sonra dönüp batıya diyorlar ki; "Aslında Kürt sorununu konuşan PKK idi. PKK de şimdi genel başkanının ağzından diyor ki, 'Bizim hiçbir davamız yoktu. Biz demokratik cumhuriyete taraftarız. Hiçbir noksanımız yok. Biz yanlış yaptık. Bizden önceki hareketler de yanlıştı.' Siz niye üzerimize düşüyorsunuz." Derin devlet batıya diplomatik ağızla, bunu söylüyor. Kürt aydınları sadece PKK'den ibaret değil. PKK ve HADEP Kürtler içinde en örgütlü teşkilatlar. Tabanı da var, ama istatistiki olarak hesap ettiğiniz zaman HADEP, Kürtler'in yüzde 20'sinin oyunu almıştır. Yüzde 80'i yine düzen partilerindedir. Her ne kadar Kürt hareketini benimseyen insanlar HADEP'i, PKK'yi benimsese de bunun dışında sessiz kalan, devletten korkan veyahut da "PKK bir silahlı mücadeledir" diye kenarda köşede oturan, aydınlar kalmıştır. Ama bu gelişen olay karşısında da tepki gösteriyorlar. İşte yeni hareket buradan çıkıyor. HADEP'e, PKK'ye karşı değil. "İmralı süreci" dediğimiz; derin devletin şekillendirdiği, "Kürtlerin bir meselesi yoktur" çizgisine karşı yeniden bir örgütlenmedir. Çağcıl bir örgütlenme, demokratik bir örgütlenme. Aceleye getirilmeyen, 4 senedir devam eden, iki senedir fiilen inisiyatiflerle, konferanslarla devam eden bir hareket. Kürtler'in birliği; bir ırksal parti değil; zulme, ezilmişliğe, zorlanmışlığa karşı, halk inkârına karşı birlik sağlamak ve Türkiye'deki ister vakıf olsun, ister dernek olsun, ister siyasi parti olsun her örgütün birliğini sağlamak, bunlarla müşterek bir çalışma yapmak, Türkiye'yi demokratikleştirmek... Bize göre; Türkiye demokratikleşsin ki Kürt sorununu çözsün, Kürt sorunu çözülürse demokrasi gelir. İkisi birbirine bağlı.

"HADEP'e rakip" deniyor partiniz için...Bazı gazeteler "HADEP'e rakip çıkıyor" dediler. Hayır, biz niye HADEP'e rakip çıkalım ki? HADEP Kürtler'in yüzde 20 oyunu almış, yüzde 80'ini başka partiler almış. Diğer partilerdeki oylara talip olmamız daha doğaldır. Kaldı ki, biz bu hareketin herkese açık olduğunu söylüyoruz; yani "HADEP'tekilerle de beraber olalım" diyoruz. Şu ana kadar HADEP'in dışında diğer siyasi parti ve derneklerden, her renkten bireyler gelmiştir. Bu hareket Kürtler'in kendi kültürlerini, kendi haklarını, doğal haklarını kullanabilme ittifakıdır. Bu şekilde karar verdiği için, Türkiye'deki demokratik haklar sorununa, Kürtler'in taleplerine cevap verecek çözümler üretecek diğer siyasi partilerle de, herkesle de ittifak yapmaya amâde bir hareket olacaktır.Eleştiriyorsunuz ve "yeni bir parti" diyorsunuz. Öbür yandan da, ittifaktan söz ediyorsunuz. İttifak, eleştirdiklerinizle ortak olmak anlamına gelmez mi?Bu, Kürt sorununu tanıyan bir ittifak. İttifak, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, inanç hürriyeti, ifade hürriyeti; artı Kürt kimliği. Kürtler'in bireysel hakkı değil, Avrupa'nın dediği gibi. Kolektif haklar. Kürtler de vatandaş olacak. "Bunu kabul edenle ittifak kuracağız" diyoruz. "Kürt yoktur" diyorsa, zaten ona karşıyım, nasıl ittifak yapacağım. Türkiye'de bugün demokrasi isteyen, insan haklarını ve Kürt sorununda doğal haklarını isteyenler çoğunluktadır. Bunu söyleyebilecek, yani karnından konuşmayacak, çıkıp bunları dillendirecek, eylemini yapacak insanlarla ittifak. "Kürtlerin hepsini bir kalıba koyacağız" demiyoruz. Herkesin düşüncesi, ideolojisi ona ait olmak üzere asgari müşterek paydamız şu: Kürtler'in kimliklerini, kültür ve inançlarını yaşama hakkı hem uygulamaya geçsin, hem anayasa ve kanunlarda yerini bulsun. Parti içerisinde bu uçlar nasıl birlikte çalışacaklar?Tolerans ve müsamaha lazım. Sert, ideolojik davranışlar dünyada yavaş yavaş kalkıyor. Biz de diyoruz ki: İdelojisi ve inancını benimsemesem de saygı duymalıyım, toleransla bakmalıyım. Birbirimizin ayrılıklarını kabul etmemiz lazım. Böyle olmazsak beraber yaşayamayız. "Sen benim gibi ye, benim gibi iç, benim gibi giyin." Bu askeridir, militarizmdir. Biz sivil bir şekilde, demokrasinin icap ettiği gibi, sivil bir hareketiz. Kendi aramızda da demokrasiyi, konuşmayı, hak tanımayı, ne kadar azınlıkta olursa olsun onun haklarının üstün olmasını hedefliyoruz. Bu değişiklikleri bir potada eritmek istemiyoruz. "İllâ onun idelojisini değiştireceğim, inancını değiştireceğim" demek yanlıştır. Dünya da bundan uzaklaşmak istiyor. Akıl bu yolu göstermek istiyor, bunu anlamalı ve aşmalıyız. Partinizin "ideolojisi olmadığını" söylüyorsunuz. İdeolojisiz parti olur mu?İdeoloji partisi değil. Biz diyoruz ki: Kürtler'in ateisti de dindarı da, liberali de komünisti de, şeriatçısı da sosyal demokratı da Kürt olarak, doğal hakları bakımından zulüm altındadırlar. Öyleyse bu bir ideoloji meselesi olmaz ki, doğa kanunudur. Hiç kimse kendi kimliğini, annesini, babasını, mensup olduğu aileyi redder mi? HADEP ile ANAP'ın seçim ittifakına gideceği söyleniyor. Böyle bir ittifak olabilir mi?O HADEP'in bir taktiğidir. Bugün dışardan gelenler Mazlum-Der ile konuşuyorlar, HADEP'i muhatap almıyorlar. Ne Avrupa alıyor, ne Amerika, ne de Türkiye. HADEP'le beraber Kürt sorununun da üzerinden geçiliyor. Bu hareket biraz da onu canlandırmak içindir. HADEP kendisine rey veren Kürtler'e, "Ben filanla anlaşacağım, güçlüyüm" imajı vermek istiyor. "HADEP buna layık değildir" demiyorum. HADEP'e bu sistem öyle bir elbise biçmiş ki, niyeti olan parti de ittifak yapamaz; derin devlet bırakmaz, parti de korkar. "HADEP demek PKK demek, biz ittifak yaptığımız zaman kitlemiz bizi bırakır" diye düşünür. Onların stratejisini Türkiye'yi yöneten güç tespit ediyor. Ümit ediyorum ki, HADEP'liler de bunun farkına varacak. Zaman lazım.Biz kördüğümü çözmek istiyoruz. Bu uğurda bütün Kürtlerle, bütün partilerle beraber çalışmak istiyoruz.Bizim sorunumuz mazlumların, hakları yenilenlerin sorunlarını, Türkiye'nin temel meselelerini çözmek. Ondan sonra herkes istediği şekilde hareket serbestliğine sahiptir. Zaten bizim dediğimiz asgari müşterek de bu.
www.evrensel.net