Mevsimlik sefalet

Mevsimlik sefalet

Koruculuğu kabul etmedikleri için köylerini terk etmek zorunda kalan Batmanlılar, kışın işsiz geçecek günlerin idaresi için sefalet içinde mevsimlik işçilik yapıyorlar.

Mevsimlik sefaletRojda İldan - Ziya ÖzışıkBatman'dan, kışın yaşamalarını sağlayacak olan parayı kazanmak için Adapazarı'na gelen mevsimlik işçiler, sağlıksız koşullarda barınmak zorunda kalıyor. Hendek Kazımiye'deki fındık tarlalarında çalışan altmış mevsimlik işçi, köyün uzağında, gölgesi olmayan bir alanda el yordamıyla yaptıkları çadırlarda kalıyor. Yağmur geçiren ve güneşi iki kat içine çeken çadırlar on adımı geçmiyor ama her birinde en az yirmi kişi kalıyor. Sabah yediden akşam yediye kadar bahçede fındık toplayan çoğu çocuk yaştaki işçiler, çalışmalarının karşılığı olarak ise belediyenin belirlediği fiyat yedi buçuk milyon lira olmasına rağmen altı buçuk milyon lira alıyor.

'Köyde oturtmazlar onları' Kazımiye, Adapazarı Hendek'in beş kilometre uzağında bir köy. Buraya, fındık bahçelerinde çalışan Batmanlı işçileri görmek üzere, bir ticari taksiye binerek gidiyoruz. İşçilerin nerede konakladığı ve çalıştığını doğma büyüme Hendekli olan taksici bilmiyor. Ama köye gelince bu konuda bir tahmin yürüterek "Köy dışındadırlar, onları köyde oturtmazlar" diyor. Köydekilere sorduğumuzda taksicinin tahmini doğrulanıyor, orta yaşlı bir köylü, "Camiyi geçince, sola gidin, Kürtlerin çadırlarını köyün çıkışında görürsünüz" diyor. Köyün çıkışına doğru gidiyoruz ama bulamıyoruz. Bu sefer yolda rastladığımız bir aracın içindekilere soruyoruz 'Kürtleri', fındık bahçesinden dönen adam tarif ediyor. Son aldığımız tarifi kullanarak, çadırları buluyoruz.

Her çadıra bir aşçı Mevsimlik işçilerin konaklama yeri, köyün orman alanının hemen ilerisinde, güneşlik bir alan. Alanda, birbirine yaklaşık onar metre aralıklarla kurulmuş olan üç dört çadır, ormanı çevreleyen tellere asılmış çamaşırlar ve üç tane fırın var. Çalışma saati olduğu için, ekmek yapan üç kadın ve üç çocuk dışında hiç kimse yok alanda. Bizi güleryüzle karşılayan kadınlar, grubun aşçıları. Her çadırın kendi aşçısı var. Edibe Taşçı, bir ailenin 13 çocuğundan en büyüğü. Çocukların yedisi ve anne, Batman'da, altı çocuk ve baba ise Adapazarı'nda. Edibe Taşçı, burada hem kardeşlerine annelik yapıyor hem de aşçılık yaparak yevmiyesini kazanıyor. Onun yemek yaptığı çadırda 23 kişi kalıyor. Taşçı, Adapazarı'na bir hafta önce bir minibüse binerek geldiklerini söylüyor.

'Yemekleri yok yemeye'Edibe Taşçı ve ailesi Batman'ın merkezinde yaşıyorlar. Köylerini, uzun zaman önce korucu olmaları istenince boşaltmışlar. O günden bugüne köylerine gitmediklerini söyleyen Taşçı, bu yüzden köydeki arazilerini işletemediklerini ve el kapısında çalıştıklarını belirtiyor. Taşçı, köy boşaltmalarının getirdiği yoksulluğu şu sözlerle aktarıyor: "Çoluk çocuk hep dışarda kaldı. Bağlar bahçeler hep orada kaldı. İnsanlar hep Batman'a geldi. Şimdi onlar öyle ki, insanların hepsi aç. Yemekleri yok yemeye."

Bir çadırda yirmi kişi Altmış kişinin barındığı düzlükteki 'çadır'lar, dört kazığın üstüne naylonların gerilmesi usulüyle yapılmış. Ortalama yirmi kişinin barındığı çadırlar, yağmur geçiriyor, güneşi ise iki kat içine çekiyor. Çadırda yaşamanın zor olduğunu ama mecbur olduklarını söyleyen Taşçı, "Kışın iş yok, yaza ne kazanıyorsak onunla duruyoruz. Erkekler bulursa inşaatlarda çalışıyor, o kadar" diyor. Edibe Taşçı'ya bir günlerinin nasıl geçtiğini soruyoruz; "Sabah ezanıyla kalkıp gidenlerin kahvaltısını, öğle erzağını hazırlıyoruz. Sonra onlar gidiyor, ortalığı topluyoruz, ekmek pişiriyoruz, akşam yemeğini hazırlıyoruz" diyor. Çadırlarda elektrik, tuvalet yok. Erkekler için çok fazla olmasa da kadınlar için yıkanma ve temizlik bayağı zor. Suları çeşmeden taşıdıklarını belirten Edibe, köyün içine de sadece o zaman girdiklerini ifade ediyor.

'Sinekler çocukların yüzünde'Kampın bir diğer aşçısı Mesude Özcan, Adapazarı'na eşi ve üç çocuğuyla birlikte gelmiş. Günde on tencere yemek yaptığını söyleyen Özcan, çadırda kalmayı sevmediğini belirterek "Tuvalet yok, böcek var, çocukları hep ısırıyorlar. Sinekler çocukların yüzünde hep ama ne yapalım mecburuz" diyor. Mesude Özcan da evinden ve köyünden zorla çıkarttırılmış, bunu, "Silah aldılar ellerine, bize de alacaksınız dediler, almadık kalktık Batman'a gittik" diyerek anlatıyor. Bahçede çalışan işçilerin durumu da aşçılarınkinden farklı değil. Aşçılar için sabah dört buçukta başlayan çalışma saati, işçiler için yedide başlıyor. Çoğunluğunu henüz çocuk olan kızların oluşturduğu işçiler, sabah yediden akşam yediye kadar bahçede çalışıyorlar. Akşam gelince, yemeklerini yiyorlar, biraz sohbet ediyorlar sonra da erkenden yatıyorlar. İşçilerin yevmiyeleri ise altı buçuk milyon lira, yani belediyenin hoparlörle duyurduğu ücretin 1 milyon lira aşağısı.

Kışları işsizlik vaktiLazgin Ertoğlu işçilerin başında durup çalışmaları kontrol ediyor. Onun yevmiyesi, işçilerinkinin iki katı. Geçen sene de buralarda fındık toplamış. Minibüse doluşup gelenlerden o da. Ancak o ailesini bırakıp gelmiş. Batman'ın merkezinde oturuyorlarmış, orada bırakmış çoluğu çocuğu. "Buradaki herkes de akraba sayılır, aynı işi yapıp hep beraber yemek yiyip yatıyoruz, ayrımız yoktur" diyor Lazgin, fındık ağaçlarına var gücüyle asılmış çoğunluğu çocuk fındık işçilerini göstererek. Mevsimlik işçilerin çoğu çocuk yaşlarda, kimi ise Lazgin gibi en fazla 30'lu yaşlarını sürüyor. Ücretleri ve yaşları farklı olsa da çoğunun yaşadıkları aynı. Yazın bir ay fındık, sonra Batman'da üç ay pamuk ve en sonunda kış soğuğunda işsiz geçen aylar... "Burada yaşamak zor mu'' sorusunun cevabı onlar için hep aynı, "Zor ama mecburuz."
www.evrensel.net