'Milli Güvenlik' sorun mu?

"Ulusal güvenlik" sorunu; bağımsız, insanlık ailesinin onurlu bir ülkesi olmaksa; bu ülkede, çok uzun zamandan beri çok ciddi bir ulusal güvenlik sorunu vardır.

'Milli Güvenlik' sorun mu?HABER ANALİZ / Ayhan ÖzgürElbette ki çok ilginçtir! Ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmaya açanlar, ABD ve AB önünde her gün diz çöküp bağlılık yemini edenler, IMF boyunduruğunu bir şeref nişanı olarak taşıyanlar, mandacılığı, emperyalizme uşaklığı, yabancı sermaye hayranlığını erdem düzeyine yükseltenler, sistemlerine karşı çıkanları terörist, bölücü, vatan haini ilan edip sıkıyönetimler, OHAL'ler ilan edenler; "Milli güvenlik sendromu var mı yok mu?" diye birbirine girmiş bulunuyorlar.Yani ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın, partisinin Büyük Kongresi'nde ortaya attığı "ulusal güvenlik sendromu" tartışması, beklendiği gibi, Genelkurmay'ın da "zehir zemberek" bir açıklamasıyla "büyüyen" ama aynı zamanda da "çekidüzen verilen" bir tartışmaya dönüştü. Nitekim daha Genelkurmay açıklamasının hemen arkasından MHP Grup Başkan Vekili İsmail Köse, "Genelkurmay açıklamasının altın imza atarım" diyerek, MHP'yi "kazılan mevziye" attı. DYP ve Çiller için bu mevziye girmek için hiçbir sorun olamaz. Ecevit'in de, "hükümeti düşünerek" Yılmaz'a "bir uzlaşı" noktası belirledikten sonra Genelkurmay'ın yanında saf tutması sürpriz olmaz. Burada tek sorun, Genelkurmay'ın hükümeti de kapsayan "beceriksizlik", "teslimiyet" gibi eleştirileridir. Ama Ecevit bunlardan daha da ağırlarını sindirmekte hayli "deneyimli"dir.Yılmaz ve arkasındakiler ise, "açık arazi"de savaşmayı göze alamayacaklarından, biraz "sessiz sinema" oyunu oynadıktan sonra, "asıl ulusal güvenliği kendilerinin savunduğu"ndan, "yanlış anlaşılmak"tan, "maksadı aşan yorumlar"dan yakınarak, ellerini kaldırıp, daha uygun bir ortamı beklemek üzere "teslim olacaklar"dır.Gelişmenin toplamı üstünden bakıldığında, öyle görünmektedir ki; hem liberal takımı hem geleneksel burjuva politik çevreleri, sorunun özünü tartışmak yerine, her anlama gelebilecek bir "Milli güvenlik sendromu var mı yok mu" tartışmasıyla, olup bitenin üstünü örtüp yollarına devam etme niyetindedirler.

YILMAZ HER ZAMANKİ GİBİ ÇARK EDECEK Mİ?"Ulusal güvenlik sendromu"nu ortaya atan Mesut Yılmaz'ın sicili, bu tür çıkışlarda bir hayli bozuk. Çünkü; daha önce de Yılmaz, askeri eleştirmeye yönelik kimi "her anlama gelen laflar" etmiş, ama Genelkurmay'dan gelen tepkiler karşısında, "Bizimkileri değil Saddam'ı, Miloseviç'i kastettik" diyecek kadar ayak altına düşülmüştü.Yılmaz'ı iyi tanıyan medya ve burjuva politika çevrelerinde genel kanı; Yılmaz'ın benzer bir "kıvraklık" gösterisiyle işin içinden çıkmak isteyeceği biçiminde. Onun için de; Başbakan Ecevit ve Bahçeli, Yılmaz'ı "söylediklerini açıklığa kavuşturmaya" çağırarak, onun manevra yapması için bir alan açmış bulunmaktadırlar. Ve bu açılan "alanda" da, dün toplanan ANAP Merkez Karar ve Yürütme Kurulu, "Biz askere bir şey demedik, söylediklerimizi medya çarpıttı" açıklaması yaparak, Yılmaz ve ANAP'ın kimseyi şaşırtmaya niyetli olmadığını gösterdi.

'ULUSAL GÜVENLİK SORUNU', BİR SORUN MU?Bu soruya, "ulusal güvenlik"in ne olup olmadığına yanıt verilmeden "Evet" ya da "Hayır" denemez. Örneğin, şoven milliyetçi güç odaklarına bakılırsa, bütün komuşuları Türkiye'ye karşı komplolar kurmaktan başka bir şey düşünmemektedir. Dolayısıyla Türkiye etrafı düşmanlarla çevrili bir ülke olarak bunlara karşı sürekli teyakkuz içinde olan bir "milli güvenlik stratejisi" benimsemelidir. Ne var ki; komşularına karşı bu kadar titiz olan Türkiye, ABD başta olmak üzere büyük kapitalist ülkeleri ise; "Türkiye'ye karşı dost", "Türkiye'yi dış ve iç düşmanlara karşı koruyan güçler" olarak görmektedir. Oysa çağımızda, herhangi bir bağımsız ülkenin ciddi olarak çekineceği, karşısında bir dış ve iç politika belirleyeceği, bunlara karşı koyuşun askeri biçimler alacağı tek güç; dünya hegemonyası peşinde koşan emperyalist ülkelerdir. Hele Türkiye gibi, bölgesinde nüfus, ekonomi ve askeri bakımdan en güçlü bir ülkenin, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye, İran, Irak, Ermenistan gibi ülkelerden çekineceği bir şey yoktur. Bu yüzden de onların her birine karşı ayrı ayrı iç ve dış politikalar geliştirmesini gerektirecek bir "ulusal güvenlik sorunu" da söz konusu olamaz.

ŞARON'U MİSAFİR EDENİN "MİLLİ GÜVENLİK" DERDİ YOKTURAma, Türkiye'nin, dünyanın en hassas bölgesinde ABD ve AB'nin bölgede egemenliklerini sağlamlaştırmak, bögedeki enerji kaynaklarını paylaşmak için giriştikleri manevralara karşı kendisini savunma, bölge halklarını bu güçlere karşı birleştirme, antiemperyalist politikalar temelinde bağımsızılığını güçlendirme ihtiyacı, bu anlamda da bir "ulusal güvenlik sorunu" vardır. İşte bugün Şaron'un Türkiye'ye gelmesi demek, bögedeki Amerikan hegemonyasının güçlendirilmesinde yeni bir adımdır. Bu yüzden de "milli güvenliğe" önem verdiğini iddia edenler, Şaron'un Türkiye'ye gelmesine karşı çıkmıyor, bu ziyarete yol veren politikalara karşı koymuyorlarsa; Yılmaz'dan farklı bir platformda değillerdir ve "milli güvenlik" üstüne dokunaklı açıklamalar yapmalarının bir anlamı yoktur.Yani "ulusal güvenlik", ülkenin emperyalist ülkeler karşısında bağımsızlığının korunmasının, ülkenin ulusal kaynaklarının korunup geliştirilmesinin, ülkenin sanayi ve tarımının bağımsızlığın bir unsuru olarak geliştirilmesinin korunup kollanması ise (ki öyledir); Türkiye'nin büyük bir ulusal güvenlik sorunu vardır.

'ULUSAL GÜVENLİK' KİME KARŞI?Demek ki; "ulusal güvenlik" sorunu; Kıbrıs'ta, Ege'de efelenmek, Kürt sorunu karşısında celallenip "Kimseye verilecek çakıl taşımız yoktur" edebiyatı yapmak, Suriye'yi tehdit, İran'ı aşağılama, Irak'a emperyalist saldırılara üslük yapmak değil de, bağımsız, insanlık ailesinin onurlu bir ülkesi olmaksa; bu ülkede, çok uzun zamandan beri çok ciddi bir ulusal güvenlik sorunu vardır.Bu yüzden de; Kıbrıs'ta, Ege'de efelenip, Suriye'ye dayılanıp, şoven kampanyalar yürütenler; ülkenin kaynaklarını uluslararası tekellere peşkeş çekenlerin, özelleştirmecilerin, Hazine yağmacılarının, ABD önünde diz çökenlerin, AB'ye "ulusal program" hazırlayanların, IMF'nin memurları önünde hazır ola geçip yasalar çıkaranların, anayasasını onların isteğine göre değiştirenlerin ve bütün bu olup biteni kaygısızca seyredenlerin, bölgede emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda politika geliştirenlerin, üslerini yabancı ordulara teslim edenlerin "ulusal güvenlik"ten söz etmeye elbette hakları yoktur. Tıpkı; NATO'yla, İsrail'le stratejik anlaşmalara girişenlerin, bu belgelere imza atanların "ulusal güvenlik" üstünde fırtına koparmaya hakları olmadığı gibi.

YILMAZ HANGİ GÜÇLERİ YEDEKLEMEYE OYNUYOR?Yılmaz ve arkasında yer alan liberal takımı, "ulusal güvenlik sendromu ayak bağı" derken "içerde" iki çevrenin desteğini almayı amaçlıyor. Bunlardan birincisi Kürtler, öteki ise İslamcı çevrelerdir. Bu iki geniş çevrenin desteğini alarak; Türkiye'nin emperyalist Yeni Dünya Düzeni'ne entegre edilmesinin ve AB'ye girişin halk desteğini oluşturmayı amaçlamaktadır. Çünkü; egemenlerin bütün canhıraş çabalarına karşın Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Sünni, Alevi, ... Türkiye halkı, Türkiye'nin işçi sınıfı ve emekçileri, ne "küreselleşme"ye entegrasyon ne de AB'ye giriş için hevesli değildir. Tersine, emekçi yığınlar her gün bu sermaye programına bağlanmanın nasıl büyük bir sefalet, yoksulluk ve uygarlık çizgisinin dışına düşme anlamına geldiğini görmekte; tuzu kuru liberallerin, emperyalizmin uşağı propaganda merkezlerinin propagandasına kulak asmamaktadır. Öte yandan şu da bir gerçek ki; Kürt sorunu ve İslamcıların taleplerine Yılmaz ve arkasındaki mandacıların getirdiği çözüm bu iki sorunu da çözme amaçlı değil, istismar amaçlıdır ve asıl yapılmak istenen bu iki kesimi uluslararası sermaye ve yerli ortaklarının programına bağlamaktır. Sorunun çözümü ise; bu baskı altındaki kesimlerin taleplerinin çözümünü uluslararası sermayenin Türkiye'yi köleleştirme programına bağlamaktan değil; bütün bu kesimlerin antiemperyalist bir program etrafında birleştirilmesinden, bölge üstündeki emperyalist çatışmaya karşı tüm bölge halklarını birleştirmeye açık bir "ulusal güvenlik" hattının oluşturulmasından geçmektedir. Bu yüzdendir ki, kimi "demokrat çevrelerde" Yılmaz'ın yarattığı "demokrasi" beklentisi aslında mandacılığı güçlendiren, "Tanzimat aydınları"nın beklentisinin bugünkü devamından daha ileri değildir.
www.evrensel.net