Usta emeği

Tokmak sesleri geliyor aşağıdan. Tahta merdivenlerden inilen havasız bodrumda sanki hiç durmayan bir çalışma var. Florasan ışıkların altındaki bakır kırmızısında ustanın emeği parlıyor.

Usta emeğiKoray Karaermiş Sokak kapısı açıldığında gürültüyle çalışan atölyeye iniliyor. Beyaz ışıkla aydınlanan havasız bir yer burası. Makine yağı kokusu ve her yerdeki bakır tozu bu işin tuzu biberi olsa gerek. Karmakarışık gibi görünen atölyede aslında dilinden yalnız ustaların anladığı gizli bir düzen var. Herkes ne yapması gerektiğini biliyor. Bir yanda pres çalışıyor, öte yanda miller dönüyor ve çeşitli tezgâhlardan geçen bakır usta ellerde şekilleniyor.Herkes büyük bir sükûnet ve hızla işini yapıyor. Bakırın aydınlığa kavuşmasının hikâyesi, eskicilerden hurda olarak geldiği hattathanelerde (eritme ocağı) başlıyor aslında. Burada eritilip, preslenerek sac levha haline gelen bakır, artık imalathanenin yolunu tutabilir hale geliyor. "Ondan sonra ben bunun ölçülerini yazıyorum. bana şu şekilde şu şekilde kesin veya ben burada kendim kesiyorum."Mesela yuvarlak şekilde kesilen parçalar, 'sıvama' diye bir makineye giriyor. Bu makinede istenen şekle getirilen parçalar, daha sonra lehimle birleştiriliyor. Birleştirilen ürünün "polisajı" (parlatması) yapılıyor. Daha sonra benzinle yıkanan ürün, üst kesime gidiyor. Band çekme, boya, işlemecilik, gümüş yapma ve vernik atma aşamalarından sonra ürün satışa hazır hale geliyor. Ama bu aşamaların her biri ayrı bir sabır, emek ve ustalık istiyor. "İnce işlemeyi yapan adam bunu yapamaz. Herkesin işi ayrıdır yani."

Sevgi, emek ve sabırEl sanatları içerisinde öteden beri önemli bir yeri olan bakır, başka alaşımların mutfakları işgalinden sonra günlük kullanımdan kalktı. Bugün bu atölyede olduğu gibi üretim yurtdışı pazarına yönelik hediyelik ve süs eşyası üzerine. Eskiden bu bölgede 30 kadar imalatçı varmış ama hepsi kapanmış. Bu atölyeyi Erzincanlı 3 kardeş işletiyor. "İngiltere, İtalya, Norveç, Avustralya, İspanya, İsrail. çoğunlukla buralara ihracat yapıyoruz" diyor Soner. Soner kardeşlerin en küçüğü.Bu işte ustalık ve titiz çalışma şart. Çünkü yabancılar en ufak pürüzü istemiyorlar. Hemen iade oluyor. "Yaptığımız bir işi başaramadım mı para kazanmayı bir kenara bırakırız. önemli olan işi layıkıyla yapmak. Sanatı seversen istersen 50 yaşında ol başarırsın. Bir adam seviyorsa o işi yapar sevmiyorsa bırakır zaten." Yabancı turistler en çok çay ve kahve takımı, ibrikler ve Mevlana kabartmalı duvar tabaklarına rağbet ediyorlar. Ama sadece bu değil üretilen; şömine, barbikü, semaver, saksılık, resim çerçevesi, bakraç, ocakbaşı, nargile, vazolar, iskender tabakları, tavalar, darbuka, maşrapa, cami takımı, tepsiler, kılıç, peçetelik, Ayasofya ve Sultanahmet camiileri ya da Pamukkale resimleri olan duvar tabakları üretilen diyer ürünler. "Bakırın üzerine adam vesikalık resmini verse onu bile kazıya kazıya yaparız" diyor Soner usta.

Baba mesleği Ahmet Eraslan en büyük kardeş. O da kalaycılıktan gelme. Baba sanatından yani. "Bizim nahiyede esnaf insanlara sanatkâr derler. Eliyle döverdi çaydanlığı ve o vaziyette çıkarırdı. Bize oradan kaldı, baba sanatı olarak."Gezici kalaycılık da varmış eskiden. Baba körük sırtında köylerde gezermiş, dükkânda işler azaldığında. Dört aylık yaz tatillerinde oda babasıyla çıkarmış kap kalaya. "Esas ustalaşmam 30 yaşından sonra oldu" diyor Ahmet usta. Yani İstanbul'a gelip tekrar bakır işine girdiğinde.Bakır işinde öyle az adamla çalışmak olmuyor. "Azınlıkta oldun muydu o işten de pek zevk çıkmaz. kalabalık olursan oradan birkaç kişi ekmek yer. Ben şu anda kirada oturuyorum ha, yanlış anlamayın. Oturduğum yere gelsen sen girmezsin. Bütün yatırımımız bu iş üzerine. Ne alırsak biz paylaşırız yani."Sıvama makinesine kayışla bağlı olan Salmanoğlu Salman'ın yanına varıyoruz. Babasının adıda Salman olduğu için böyle diyorlar. "Niye tezgâha bağlısın?" diye sorduğumuzda, "Kaçıyor ara sıra. Patron kaçmasın diye bağladı onu" diyor öteden Samet Usta. Şaka bir yana şimşir ağacından yapılma tahta uçlarla, tezgâhta dönen bakır malzemeye şekil verebilmesi için güç alması lazım kayıştan. "Kolumuzda bir altın bilezik olsun diye başladık bu işe" diyen Antepli Salman 13 yaşından beri bakırı sıvıyor.

Sanatkâr yetişmiyor "Pas almaz alüminyum çıktı ya bakırı kullanan yok". Kir karası elleri saatin sarkacı gibi hep aynı ritimde çalışan Hayri Usta 30 senelik cilacı. Sürtünmeyle ısınan bakırı bezle tutmak zorunda. Yoksa eli yanar. "Çok kirli bir meslek. Her akşam banyo yapman lazım, o da yağlı toz" Dönen keçeye sürdüğü değişik yağlar bakırın üzerindeki kiri atmaya yarıyor. "Buna kreş yağı derler. Böyle biraz süreceksin" Yurtdışından gelip filme almışlar onu kaç defa. 4 çocuk, 7 torun sahibi olan Hayri Usta, "Mecbursun çalışmaya" diyor ve ekliyor "Artık sanatkâr yetişmiyor".Üst katta çelik uçla işlemecilik yapan Adem Usta, bakırı nakışlarla süsleyerek, üzerine desenler işleyerek, sıradan kap kacağa birer sanat eseri değeri kazandırıyor. Yaptığı iş "çok zevkli." Bakırla çalışmanın yorgunluğunu yine bakır çaydanlıkta demlenen çayla atmanın zamanı şimdi. Ahmet Usta'ya hak vermemek imkânsız. Gerçekten de "Bakırda çay başkadır" diyor insan. Kısa bir molanın ardından bakırın usta eller ve makineler arasındaki emek serüveni başlıyor yine.
www.evrensel.net