TİHV: Tedavi giderleri karşılanmalı

TİHV: Tedavi giderleri karşılanmalı

Ölüm orucundayken, sağlık durumları nedeniyle tahliye edilen 160'ı aşkın tutuklu ve hükümlü TİHV'ye başvurdu. Dr. Önder Özkalıpçı, TİHV'nin gelecekteki tüm tedavi masraflarını karşılayamayacağını söyledi.

TİHV: Tutukluların tedavi masrafları karşılanmalıJülide KalıçF tipi cezaevlerinde ölüm orucunda sağlık durumu kötüleşen tutuklular, birer birer tahliye ediliyor. Tahliye edilen 160 tutuklu ve hükümlünün başvurduğu Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) çalışanlarından Adli Tıp Uzmanı Dr. Önder Özkalıpçı, vakfın gücünün sınırında olduğunu, tutuklu ve hükümlülerin tedavi masraflarının Adalet Bakanlığı tarafından karşılanması gerektiğini belirtiyor.

11 yıllık deneyim11 yıl önce kurulan TİHV, inançlarına ve siyasi kimliklerine bakmaksızın, işkenceye maruz kalan 6000 kişinin tedavi ve rehabilitasyonuna katkıda bulundu. Vakıf, bu çalışmalarını gönüllü yardımlar ve Birleşmiş Milletler, Avrupa Komisyonu, İsveç Destek Komitesi, Finlandiya Psikologlar Derneği gibi uluslararası kuruluşlardan aldığı destekle yürütüyor. TİHV İstanbul Temsilciliği'nden Adli Tıp Uzmanı Dr. Önder Özkalıpçı, F tipi cezaevlerine karşı açlık grevi ve ölüm orucu sürdüren tutukluların tedavisiyle yakından ilgileniyor.

Tedavi uzun yıllar alabilirTİHV olarak tutuklu ve hükümlülerin sağlıklarına kavuşması için her türlü çabayı gösterdiklerini belirten Önder Özkalıpçı, uzun süreli açlık grevi yapanların tedavisi konusunda, büyük bir tıbbi birikim olmadığını söylüyor. TİHV, bu kişilere, özgün deneyim ve birikimleri yardımıyla tedavi hizmeti sunuyor. Özkalıpçı, 1996 açlık grevi deneyimini örnek göstererek, kimi tutukluların tedavi ve bakımlarının uzun yıllar alabileceğini belirtiyor.

Erken tedavi önemliÖzkalıpçı'nın belirttiğine göre; uzun süreli açlık, görme kaybına, ışığa karşı hassasiyete, pul pul deri dökülmesine, kulak çınıltısına, hatta sağırlığa yol açıyor. Bunlara tek başına yürüyememe, denge sağlayamama da eklendiğinde, Wernike teşhisi konuluyor. Bunun bir sonraki aşaması ise, hastanın hafızasını kaybetmeye başladığı WernikeKorsakoff hastalığı. Özkalıpçı, mide ve bağırsak sistemi ile ilgili sağlık problemleriyle de karşılaştıklarını anlatıyor. Ayrıca; eylemci, bilinç altında da olsa, her gün ölüm düşüncesinin ağırlığı altında bulunması dolayısıyla, psikolojik problemler yaşayabiliyor. Özkalıpçı, bütün bu problemlerin giderilebilmesi için, tedaviye erken ve doğru başlanmasının önemi üzerinde duruyor. Örneğin; Wernike Korsakoff hastalığının ortaya çıkmasının nedenlerinden biri B-1 vitamininin tükenmesi, diğeriyse yanlış veya eksik tedavi. B-1 vitaminin tükenmesiyle beyinde organik hasarlar meydana geldiğini dile getiren Özkalıpçı, Korsakoff hastalığın tedavisinin mümkün olmadığını açıklıyor. Ölüm oruçlarının daha da uzaması halinde ne gibi hastalıklarla karşılaşılacağı konusunda ise, tıbbi bir deneyim yok.

Milyarlar gerekliTutuklu ve hükümlülerin tedavileri, oldukça yüksek bir maliyete de sahip. Şu ana kadar TİHV'in yaptığı harcama, 70 milyarı aşmış durumda. Üstelik, tahliyeler ve başvurular devam ediyor. Özkalıpçı, harcama sınırlarını aştıklarını ve artık maddi desteğe ihtiyaç duyduklarını söylüyor. Emek isteyen bir tedavi süreciyle karşı karşıya olduklarını, her gün bir hekimin hastayla uzun süre ilgilenmesi gerektiğini kaydeden Özkalıpçı, "1996 ölüm oruçlarından da biliyoruz. Bir hastamıza oturduğu yerden kalkıp tuvalete kendi başına gitmesini öğretmemiz bir yıl alabiliyor. Gömleğini kendi kendine giyebilmesini sağlayabilmek için sürekli fizik tedavi merkezlerine gitmesi gerekiyor" diyor.

Adalet Bakanlığı üstlenmeliTedavide kullanılan mamalar ithal malı ve oldukça pahalı. Bir kişinin günlük mama harcaması 40 milyon lira. Aylık harcamanın kişi başına 500 doların üstünde, hastanede yapılan tedavi masrafının ise daha masraflı olduğunu dile getiren Özkalıpçı, TİHV Genel Başkanı Yavuz Önen'in, 19 Temmuz'da maddi destek çağrısında bulunduğunu hatırlatıyor. Özkalıpçı, TİHV'nin gelecekteki tüm harcamaları kendi imkânları ile karşılayabilmesinin olanaklı olmadığına dikkat çekiyor. Tedavi masraflarının aslında, ceza ertelemesi kararını veren Adalet Bakanlığı tarafından karşılanması gerektiği üzerinde duran Özkalıpçı ve TİHV çalışanları, bunun gerçekleşmesi ve bu trajediyle baş edilebilmesi için herkese ve her kuruma sorumluluk düştüğü inancında. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İstanbul hazır değilSavaş VelioğluBebek, çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek binlerce insanın canını alan 17 Ağustos İzmit depreminin ikinci yıldönümü yaklaşırken, devlet, aradan geçen onca zamana karşın depreme karşı ciddi anlamda tedbirler almadı. Her depremden ya da deprem araştırmalarından sonra, yapıların güçlendirilmesi ve olası bir doğal felakete karşı önlem alınması çağrısında bulunan yetkililer, sıra "Nasıl önlem alınacak?" sorusunun yanıtını vermeye gelince ortalıkta görünmüyorlar. Plansız kentleşmeye engel olmayanlar, çoğunluğu zaten yoksulluk sınırının altında yaşayan insanların büyük paralar vererek, yaşadıkları yapıları güçlendirmesini bekliyorlar. Olası Marmara depremi konusunda değerlendirmelerde bulunan uzmanlar ise, üzerine basa basa, 17 Ağustos depremi öncesindeki mantığın halen değişmediğine vurgu yapıyorlar.

Sorumluluk devletteGazetemize açıklamalarda bulunan Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Okan Tüysüz, 1939 yılında ülkede yaşanan depremin yüzyılın en büyük depremlerinden biri olduğunu ve bu tarihten sonra çok sayıda sarsıntı meydana geldiğini hatırlatarak, "Buna rağmen yetkililer hiçbir önlem çalışması yürütmemiştir. 1939'da yaşanan depremde 40 bine yakın insanın yaşamını yirmesi ve ondan sonra yaşanan depremlerde can kaybının yüksek olması, devlet yetkililerinin aklına 'Biz neden çok kayıp veriyoruz?' sorusunu getirmemiştir" eleştirisinde bulundu.Bilim adamlarının uyarılarının yetkililerce ancak Marmara depreminden sonra dikkate alınmaya başlandığını belirten Tüysüz, deprem hazırlık çalışmalarını, "Deprem öncesinde, deprem sırasında ve deprem sonrasında yapılacak çalışmalar" olarak sıraladı. Bilim adamları, Marmara'da büyük bir deprem beklendiği ortak fikri üzerinde birleşiyorlar. Orta yerde duran bu gerçeğe karşın, gerek Tüysüz'e gerekse diğer uzmanlara göre, yürütülen çalışmalar çok çok yetersiz ve büyük bir depremde sadece İstanbul'da büyük can ve mal kayıpları olacak. İstanbul'un 27 ilçesinden sadece 10'unun zemin etütlerinin yapılmış olması, yürütülen çalışmaların yetersizliğini somut bir şekilde ortaya koyuyor. Depremle iç içe yaşayan ülkelerin afet planlamalarını yaptığını ifade eden Oda Başkanı Okan Tüysüz de, bu planlarda, meydana gelebilecek bir afet sırasında hangi bölgelerin daha çok hasar göreceğinin belirlendiğini ve bu doğrultuda tedbirler alındığını anlattı. Birçok fay hattının geçtiği Türkiye'de bu planlamanın yapılmamış olmasını "facia" olarak nitelendiren Okan Tüysüz, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul'un planlamasını Japonlara ihale etti. Japonlar da bu çalışmaya yeni başladılar, dolayısıyla yapılacak çalışmada çok ciddi bir zaman kaybı yaşandı. Deprem sonrasında geçen iki yıl içerisinde yapılan çalışmalar, yapılması gereken çalışmaların yanında çok küçük kalmaktadır" uyarısında bulundu.Deprem öncesi alınması zorunlu olan önlemlerin başında, yaşam alanlarının ciddi bir şekilde planlanması ve yapıların sağlam bir şekilde inşa edilmesi geliyor. Ancak, İstanbul'daki binaların yüzde 75'i kaçak. Bu bilgi ise, İstanbulluları bekleyen büyük tehlikeye net bir şekilde işaret ediyor.Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Okan Tüysüz de, bu konuda şu değerlendirmede bulundu: "Kaçak binalar yapılırken hiçbirinde deprem gerçeği göz önüne alınmamıştır. Bu eksikliklerin düzetilmesi için çeşitli kanunlar çıkartıldı, fakat bunların büyük bir kısmı amacına ulaşmış çalışmalar değil. Çünkü, İstanbul'un herhangi bir ilçesinde incelemeler yapıldıktan sonra yerleşime uygun olmayan alanlarda yaşayan insanları tahliye edecek yerler ne yazık ki bulunmamaktadır."

Ayrılan kaynak yetersizMarmara Denizi'nde yapılan araştırma giderlerinin büyük bir kısmının araştırmayı yapan ülkeler tarafından karşılandığını söyleyen Oda Başkanı Tüysüz, "Türkiye'de bilimsel araştırmalara ayrılan bütçe çok az. Depremden sonra bilimsel çalışmalara ayrılan bütçede bir artış olmadı. Deprem araştırmalarına devlet tarafından yeterince kaynak aktarıldığını söylemek mümkün değil. Bu anlayış ise insanları deprem karşısında tamamen kaderlerine terk etmek anlamına gelmektedir" dedi. Marmara depreminin ardından birçok alanda piyasa oluşturulduğunu belirten Tüysüz, insanların para kazanmak için sağlam olmayan işler yaptığı uyarısında bulundu.

Eğitim önemliDepreme karşı yürütülecek çalışmaların önemli bir ayağını da insanların deprem konusunda eğitilmesi oluşturuyor. Fakat, bilimsel araştırmalara yeterli devlet desteği verilmediği için var olan hatalar sürüyor. Bu konuda üzerine büyük sorumluluk düşen yetkililer ise, "Marmara'da deprem meydana gelmesi bekleniyor. Herkes, önlemlerini alsın" demeye devam ediyorlar.
www.evrensel.net