Arjantin

Arjantin'in IMF ile tangosu

Ekonomik yağmalama ve dize getirme operasyonlarında hedef; ulusal olan ne varsa yok etme, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini dış sermaye gruplarına devretmeye zorlamaktı. Arjantin ve Türkiye, bu saldırı dalgasından nasibini alıyor.

Arjantin'in IMF ile tangosuGüney Amerika'nın, güneye doğru gittikçe daralan kesiminde Şili ile birleşen Arjantin, Pasifik Okyanusu boyunca uzanan And Dağları'nın doğusuna kadar genişleyen bir tarafıyla da Uruguay ile birleşir. Uçsuz bucaksız toprakları, büyük düzlükleriyle, diğer Latin Amerika ülkelerinden ayrılır.Düzlüklerin yarı çöl durumundaki kuzey bölümüne Şako bölgesi, ortadaki bölümüne Pampa deniliyor. Pampa bölgesi çoğu filme konu olan, geniş otlaklarıyla sürü beslemeye çok elverişli bir bölge. Arjantin hayvancılığı bir dönem ülkenin en önemli gelir kaynağıydı, sonraları hayvancılık kuzeye kaydırılarak buralar tarım alanlarına dönüştürüldü. Daha sonra tekellerin dayatmasıyla tarım alanları da çökertildi.

ABD hakimiyeti300 yıl İspanyol sömürgesi olarak kalan Arjantin, 1816'da bağımsızlığına kavuştuktan sonra uzun süre de Avrupalıların ekonomik sömürüsüne maruz kaldı. Şimdi ise, onyıllardır özelikle Amerikan sermayesine bağlanmış durumda.Son iki yıldan beri gündemden hiç düşmeyen bu ülkede olup bitenler, uluslararası emperyalist finans kuruluşlarının bir ülkenin ekonomisini nasıl borç batağına sürükleyerek dize getirdiklerinin anlaşılması açısından çarpıcı bir örnek oluşturuyor.Yüzyılın başından beri ABD ve Avrupalıların ekonomik yağma ve sömürü planlarıyla yönetilen bu ülkenin işçi ve emekçilerinin mücadelesi de derslerle dolu. Arjantin genel olarak kamuoyunda; ABD'nin 50 yıldır "ikinci bir Panama yapamadığı" ülke olarak biliniyor.

IMF sopasıyla 'terbiye'Arjantin geçen 11 Temmuz'da bir kez daha altüst oldu. Ekonomik ve sosyal bir patlamanın eşiğinde bulunduğundan söz ediliyor. Türkiye ise aylardır sakinleştirilemeyen bir mali krizle karşı karşıya. Fransız basınında sık sık karşılaştırılan bu iki ülkedeki gelişmeler, Dünya Bankası (DB) ve IMF'nin gerçek yüzünü gösteriyor.Emperyalist finans kuruluşlarının en önde gelenleri olarak IMF ve DB, bu iki ülkedeki operasyonları bizzat yakın takip altına almış bulunuyorlar. Geçmişte işler, bu ülkelerin kendi "seçilmiş (ama satın alınmış) yöneticileri" vasıtasıyla yürütülüyorken, şimdi yağma planlarının başına IMF ve uluslararası finans kuruluşlarının en güvendikleri adamları getirildi. Ama yine de işler iyi gitmiyor. Borsada altüst oluşlar yaşanıyor, ülke parası dibe batıyor, uluslararası finans kuruluşları oldukça tedirgin. Arjantin, her an parçalanma ile karşı karşıya. Üstelik, bütün Latin Amerika sarsıntıdan etkileniyor.

On yıllık yağmaSon on yılda dünyanın birçok ülkesinde, emperyalistlerin eşgüdümlü bir yağ-ma faaliyeti söz konusu. Emperyalist saldırı odakları her ne kadar kendi aralarında çıkar dalaşında olsalar da, sistemin genel çıkarları gereği bir bütün olarak hareket etmekten geri durmuyorlar. Körfez kriziyle başlatılan militarist ve ekonomik yağma sonucunda Irak dize getirildi. Ardından Rusya paramparça edilip bağımlılık ilişkilerinin girdabına çekildi ve mali krizle çökertilmeye çalışıldı. Asya kriziyle, kaplanlar kediye dönüştürüldü. Meksika'ya yüklenen tekelci sermaye grupları, bu ekono-miyi çökerttikten sonra, bağımlı ekonomiyi yapay desteklerle diriltmeye çalıştılar. Bütün bu ekonomik yağmalama ve dize getirme operasyonlarında hedef; ulusal olan ne varsa yok etme, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini dış sermaye gruplarına devretmeye zorlamaktı. Bu saldırılar, uluslararası finans kuruluşları tarafından eşgüdümlü olarak gerçekleştirildi.Şu anda Güney Kore, Arjantin ve Türkiye, bu kapsamlı saldırı dalgasından nasibini alıyor. Bu ülkeler, stratejik konumlarıyla belli bir öneme sahipler. 10 Aralık 1999'da Carlos Menem'den iktidarı devralan Fernando De La Rua'nın işbaşına gelmesinden 10 ay sonra, hiç bitmeyen ekonomik istikrarsızlık yeniden alevlendi. Yolsuzlukla mücadele için "namus sözü" veren De le Rua, en büyük yağmacı ve dolandırıcılar olan IMF heyetiyle masaya oturmak zorundaydı.

Şişirme ekonomiArjantin'de ekonomik kaos 1990'lı yılların başındaki "yeniden yapılanma" planlarıyla başladı. Ülkenin en büyük kamu işletmeleri özelleştirildi. Yabancı sermayenin cirit atması için bütün olanaklar sağlandı. Dış borçlar, önü alınmayacak biçimde arttı. 1990-98 dönemlerinde enflasyonun denetlenmesi ve yapay bir büyüme hızının elde edilmesi için pek çok şey feda edildi:Kamu kuruluşları yabancı tekellere peşkeş çekildi. Kapsamlı bir özelleştirme furyası başladı. Sosyal sigorta kurumu, iletişim, elektrik, su, demiryolu, karayolu ve sağlık sistemi satışa çıkarıldı. IMF, bu sektörlerin satılması koşuluyla kredi vereceğini ilan etti. Türkiye'deki gibi, telekomun satışı yeterli olmadı ve onun başına gelecek kuklaların kim olacağı sorun oldu.

Soygunun diğer adıBunların hepsini gerçekleştirmekle, devlet özelleştirmeden 40 milyar dolar elde etti. Ancak özelleştirme dönemi, aynı zamanda yolsuzluk ve dolandırıcılığın en ayyuka çıktığı dönem oldu. Spekülatörler ve devlet yet-kilileri, devlet kasalarından milyarlarca doları dışarı kaçırdılar. Zaten bağımlı olan sanayi, dış sermaye ile rekabete sokuldu. Arjantin'in en büyük ekonomik ortağı olan Brezilya ve dolayısıyla ABD tekelleri, bu işten kârlı çıktılar. Otomotiv sanayii çöktü. Tekstil, gıda, tarım makineleri ve diğer sektörlerdeki işletmeler iflasla karşı karşıya bırakıldılar.

Dolarizasyon rüyasıUlusal para birimi artık hiçbir işe yaramıyordu. En büyük işletmelerin kontrolü yabancı tekellerin elindeydi. Bunlar da üretimi, işgücünün daha ucuz olduğu ülkelere kaydırma tehditleri savurmaya başladılar.IMF ve DB dayatmasıyla ülke parası kaldırılıp dolarizasyon dayatıldı. 1 dolar=1 peso dönemi başladı. Fransız iktisatçı Andre Orlean'nın belirttiği gibi, "Eğer dış sermaye bir ülkenin milli ekonomisini çökertmeye karar verdiyse, önce ulusal para birimini ortadan kaldırıyor, bu da bir daha o ülkenin belini doğrultamaması anlamına geliyor"du. Gerçekten de öyle oldu. Orta sınıflar bile 1 dolar eşittir 1 peso rüyasına inandılar. Hiç kimse peso ile iş yapmak istemiyordu. Bir halkın kendi parasına bu kadar yabancılaştırılması, yabancı basında bile alay konusu oldu. Ellerindeki her şeyi satarak dolar almaya çalışan orta kesimler ve esnafın hayal ettikleri gibi olmadı, dolar satın alarak köşeyi dönme sevdası kısa sürdü. Bu "önlemler" sadece dış sermayeye yatırım için güvence vermeyi amaçlıyordu. Ulusal para bir anda pula döndü. Birkaç yıl sonra ise, devletin krizden kurtulmak için ne parası, ne de satacak bir şeyi kalmıştı.

Sermayeye güven yokDevlet borçlandıkça batıyordu, hazine tamtakırdı ve daha çok kemer sıkma tavsiyeleri üst üste geliyordu. Politik alanda belli bir güven bunalımı baş gösteriyordu, mevcut burjuva politikacılar, alternatif sunmaktan acizdiler. Çünkü hepsi de sermaye önünde diz çökmekten başka bir yol görmüyorlardı. Son seçimlerde hiçbir parti, yüzde 10 oy oranını aşamadı.Devlet memurlarının ve çalışanların ücretlerinde düşüş yaşanıyordu. Satılacak kurum aranıyordu, sosyal güvenlik sistemi paramparça edilmişti. Tümüyle özelleştirilemeyen bir tek emeklilik kasası kalmıştı. Bunun da satılıp Amerikan yatırım fonlarına devredilmesi isteniyordu.

Neoliberal yalanDevlet her şeyden elini eteğini çekmişti, dayatılan IMF modelinin cilaları artık dökülüyordu.Bütçe açığı giderek genişliyordu, sosyal sigorta sisteminin parçalanmasıyla, her yıl devlet kasasına girmesi gereken 8 milyar dolardan mahrum olan kurumun açıkları bir türlü kapanmıyordu. Neoliberal iktisatçıların göstermeye çalıştığı gibi, "kamu kuruluşlarının bütçe açığının nedeni, bunların işletmelerinin devletin elinde olması" değildi. Bu iddianın asılsız olduğu, acı bir şekilde yaşanarak görüldü. La Nacion gazetesine göre; bugün halkın yüzde 56'sı yoksulluk sınırında yaşıyor. 1989'da ülkenin dış borcu 69 milyar dolarken, 2000'de 120 milyar dolara varmıştı. Ulusal gelirde sürekli bir düşüş yaşanıyordu. Hiper enflasyon dönemine girildi.Arjantin, Venezüella, Kolombiya ve Ekvador'un dış borçlarının toplamı 1991'de 450 milyar dolarken, '99'da 750 milyara ulaşmıştı.

Koltuklar sarsılıyorIMF balonu sönmüştü. Aralık 2000'de yeniden bir "ekonomiye nefes aldırma" planı gündeme geldi. Devlet demiryolları ve hava taşımacılığında, eğitim ve sağlık alanında özelleştirme dışı bırakılan bölümlerin de elden çıkartılması, yeni vergiler ve ücretlerin düşürülmesi dayatıldı. İşçi ve emekçiler buna sert tepki gösterdiler. Ocak ve şubat ayları, toplumsal hareketin en dinamik dönemiydi. Düzenlenen eylemlere ve genel direnişlere katılım oldukça yüksekti. Genel grevler, fabrika işgalleri ve toplumsal hareketin baskısı altında, ardarda iki ekonomi bakanı istifa etmek zorunda kaldı. Arjantin işçi sınıfı ve emekçilerin IMF'ye ve onun uşaklarına karşı mücadelesi, devam ediyor...
www.evrensel.net