Ekonomi kısırdöngüde

Ekonomi kısırdöngüde

Son haftalarda beş aylık ihracat ve cari denge verilerine bakanlar "pembe tablolar" çiziyor. İhracattaki artışın reel ekonomiye kan taşıyacağını iddia ediyorlar.

Ekonomi kısırdöngüdeBahadır Özgür / HABER ANALİZIMF şefleri ve hükümet ağustos ayındaki ağır borç ödemeleri atlatıldığı taktirde ekonominin rayına oturacağı yönünde oldukça iyimser bir havaya sahip. Bu iyimserliği besleyen bazı makroekonomik gelişmeler de yok değil. Örneğin ihracat. Krizin ilk altı aylık verilerine bakanlar "iyiki ihracat varmış" demekten kendilerini alamadılar. Benzer bir tabloyu cari dengedeki fazladan mutluluk duyanlar da karşımıza çıkartıyor.Çarkın iyi kötü ihracatla döndüğünü söyleyenler; aksi taktirde kişi başına yüzde 30 azalan alışveriş, yüzde 50 ile 80 arasında daralan iç pazar, yarı yarıya azalmış kapasite kullanımı ile reel sektörde tam bir yıkımın yaşanmasının işten bile olmayacağı görüşünde.

İyimserlik rüzgârlarıİhracatçıların hükümetin kapısına dayanması, Stanley Fischer'in de toplantıda ihracatçı takımının sırtını sıvazlaması ileriki süreçte "iyimserlik rüzgârları"nın ihracat üzerinden estirileceğinin kanıtları. Önceki gün Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Ajay Chibber de bu yönde açıklama yaptı. Oysa ihracattaki bu artışın gerçekten reel ekonomiye kan taşıyıp taşıyamayacağı kocaman bir soru işareti. Dikkatli bakışlar özellikle ihracat üzerinden gelen sinyallerin pek de hayra alamet olmadığını, aksine yeni bir kriz dalgasının eşiğinden atlanmakta olduğunu görebilir. Bunun için öncelikle "iyimserler"in iddialarını dayandırdığı rakamlara bir göz atalım.Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre; ihracat yüzde 19.1 arttı, ithalat ise yüzde 24.7 oranında geriledi. Bu artışta sektörel dağılım "reel ekonomiyi ihracat sırtladı" diyenlerin en büyük tesellisi. Çünkü ağır buhran yaşayan ve iç pazarı yüzde 78 daralan otomotivde yüzde 124 artış görüldü. Yaprak kıpırdamayan tekstilde yüzde 10, beyaz eşyada yüzde 30, daralma oranı yüzde 30'u bulan demir-çelikte yüzde 6.6, çimento sektörende ise artışı yüzde 7.1 olarak gerçekleşti. İyimserlerin bir diğer dayanağı da cari dengenin fazla vermesi. Geçen yılın ilk beş ayında 4 milyarı aşan açık bu yılın aynı döneminde 319 milyon dolar fazla verdi. Merkez Bankası verilerine göre, yine bu fazla da büyük ölçde dış ticaret açığının daralmasından, geçen yıla göre yüzde 67.7 oranında azalmasından kaynaklanıyor.

İhracat niye artıyor?Şimdi bu göstergelere bakanlar ihracatın turizmle birlikte döviz talebini karşılayarak kur oranlarının ve faizin düşmesini sağlayacağını iddia ediyorlar. Ama bu sadece teorik olarak böyle. Yukarıdaki verileri yaşanan iktisadi konjontürün içine oturtursak; artışın tamamen şiddetli bir döviz krizinin ardından gelen yoğun devalüasyonla elele yürüdüğünü açıkça görürüz. Basit bir denklemle, Türk Lirası değer kaybederse, dolar yükselirse yerli mallar da ucuzlamış demektir. Bu birinci neden. İkincisi, iç talep yani alım gücü dibe vurmuşken üretim ihracat yönlü bir seyir izler. Otomotivdeki nispi patlama bunun en güzel örneği. Temmuz ayında yurtiçine yönelik tek bir otomobil bile üretmeyen firmalar 100 bini aşkın otomobili dışarıya sattılar. Çünkü işgücünden vergisine kadar maliyeti en düşük olan otomobil Türkiye'de üretiliyor. Diğer sektörler için de aynı durum geçerli. İç tüketimin tamamen kısıldığı da bir gerçek. Cari fazlaya gelince...Hükümetin yaptığı hedef değişikliğinde, büyüme hızı eksi 3'ten eksi 5.5'e yükseltildi; cari fazla da yıl sonunda 5 milyar dolar olarak öngörüldü. Bu ne demektir? Ekonominin iyice küçülmesi anlamına gelmiyor mu? Yatırım yok, istihdam yok, üretim ve tüketim yok demektir. Varsa yoksa borçların ödenmesi için ihracat ve cari fazla yaratma çabası kalıyor geriye. Hükümette bunu yapıyor. Bütçesi 48 katrilyon lira olan Türkiye'nin ağustos-aralık ayları arasında toplam 42 katrilyon liralık borç ödemesi bulunuyor. Yani ülke dönüp dolaşıp aynı kısır döngünün içine çekiliyor.

Fasit çemberÜretimi artırmayan, itihdam yaratmayan bir ülkenin borçlarını ödemesinin iki yolu var. İlki dış ticaret fazlası yaratmak; ikincisi ise tekrar borçlanmak. Ticaret fazlası yabancı sermayeyi ülkeye çeken bir olgu. Ancak yabancı sermayenin gelmesi TL'nin değerlenmesini de beraberinde getirir. Daha önce düşük ücretler ve devalüasyonla ihracatı pompalayanlar böylece sıkışırlar, ihracat yapamazlar. Üretkenlik gelişmediği ve iç pazar sürekli daraldığı için de elde tek araç olarak devalüasyon kalır. Dış ticaret açığı artmaya başladığı zaman TL'nin değeri düşürülür. Bu da reel ekonomiyi tahrip eder, mali piyasaları spekülatif saldırılara açık hale getirir. İkinci yol olarak borcu borçla ödemenin de sonunun olmadığı onlarca ülkenin deneyiminden dolayı açık. Türkiye son on yıldır bu süreçleri ardarda yaşıyor. Tam anlamıyla bir kısırdöngü içinde.Son on yılın öğrettiği bir başka şey de uluslararası mali sermayenin uzun dönemli yatırımdan çok, kısa dönemde ülkenin döviz yaratma olanaklarını düşünerek hareket ettiğidir. Uluslararası sermayeye borçlandığınız ve iç piyasanızı da onların isteklerine göre şekillendirdiğiniz ölçüde bu fasit çemberden kurtulmanın imkanı da kalmıyor.
www.evrensel.net