Duygunun yüksekliği ve derinliği

Duygunun yüksekliği ve derinliği

Bach epiktir, Beethoven drama. Yapıtlarının tedbirli, sabırlı, uç derecede planlı ve kusursuz doğasıyla Sebastian Bach, Beethoven'ın tam zıddıdır.

Duygunun yüksekliği ve derinliğiEdward SaidBatı klasik müziğinin asıl repertuvarı, çoğunlukla 18 ve 19. yüzyıllarda yaşamış ve çoğunluğu Alman ve Avusturyalı olan az sayıdaki bestecinin yapıtlarından oluşur. Bu yapıtlarda formun, melodinin, armoninin ve ritmin mükemmelliği ortak noktadır ve aslında bu mükemmeliyet onların müziğinde, resimde (Raphael dışında) ve edebiyatta hayal bile edilemeyecek bir sıklıkta çıkar ortaya. Yine de böylesine sıra dışı bir toplulukta bile Johann Sebastian Bach (1685-1750) sanatın en üst noktasında emsalsiz bir itibara sahiptir. Yapıtlarının büyük çoğunluğu hâlâ sıkça çalınmaktadır ve geçtiğimiz yıl ölümünün 250. yıldönümü olduğu için tüm konser salonlarında ve kilise programlarında kesindir. Bach kayıtlarının devasa rakamlardaki üretimi de mevcut, DGG bu seriyi kısıtlayana dek, John Eliot Gardiner'in olağanüstü kantata yorumları da bu serinin içindeydi. Ama bu dev miktardaki ürün bile Bach'ın yarattıklarının tamamı değil. Bach'ın en son ve en ayrıntılı biyografisinin yazarı Christoph Wolff'a göre Bach'ın kilise çalışmalarının en az yarısı, birçok enstrümantal ve koro eserleri ile birlikte kaybolmuştur. Ama yalnızca geride kalanın bu boyutlarda olması, onun çalışmalarını daha da muhteşem kılıyor.

Büyüleyen bir yetenek Çağdaşı Handel ve ölümünden dokuz yıl sonra doğmuş olan Mozart gibi Bach'ın da kulağında ve parmaklarında insanı büyüleyen bir yetenek bulunuyordu. Piyanonun başında, kendi bestesini yorumlarken, notaları çalarken ya da doğaçlarken de Bach'ın eşine hiç rastlanmamış bir çokseslilik duyusu vardı. Bach'ın kendisini etkilemesine izin vermemiş olan şaşırtıcı Berlioz istisnası dışında bütün büyük bestecilerin onun verimliliğinin ve temel öğeleri öğrenmiş olduğu Pachelbel ve Buxtehude gibi Alman çoksesli müzisyenlerin yapıtlarının çok daha ötesine götürdüğü tarzını oluşturan sesleri birleştirme, şekillendirme ve dokuma dehasının karşısında gözleri kamaşmıştır. Wolff'a göre Bach'tan sonra onun kadar ayrıntılı bir şekilde 'öğrenmiş' bir besteci daha olmamıştır. Onun bestelediği çalışmalar (ve çokça da yorumladığı) öylesine bir güzellik ve zekâ ile kotarılmış ve işlenmişti ki tonsal sesin kaynaklarını bitap düşürmüştü. Bach'ın kontrpuanında, dinleyici kayda değer bir karmaşıklığın farkındadır ama bu ne zahmetli ne de akademik bir karmaşıklıktır. Kontrpuanının otoritesi kesindir. Hem besteci, hem de yorumcu için, sonuç müziğin içine hızla girilebilmesine ve en üst düzeyde teknik cesarete dayanan estetik bir zevktir.19. yüzyıla değin, müziğin anlamı olmasa da duygusu ve keşfi önemli ölçüde kiliseden (Protestan ya da Katolik) ya da saraydan doğmaktaydı. Müzik tarihinde bir klişedir ki, Beethoven'ın bir müzisyen olarak farkı; Haydn (ve onun kadar iyi olmayan birçok müzisyen) gibi besteci yorumcular ve Esterazi ailesi gibi büyük patronların arasındaki itaatkâr bağı kopartmış olmasıdır. Mozart görkemli Viyana'da bir uşaktan ve Salzburg Başpiskoposu'nun serfinden çok az daha fazlasıydı, ama bizim yaptığımız analiz, Haydn ve Mozart gibi bestecilerin aristokrat patronlarının değerlerinin ve kârlarının yanında mı karşısında mı yer aldığını söylememize yetebilecek kadar kapsamlı değil. Belki günün birinde Mozart operalarının; Da Ponte gibi librettoların yorumları ile ve daha büyük bazı piyano konçertolarının -Haydn'ın 'Yaratık'ının- isyan hareketleri ve alternatif sosyal formların işaretleri olarak görülebileceğine dair bazı tartışmalar yaratılacak. Benim kişisel izlenimim, bu iki büyük saray müzisyeninin müziğinin büyük kısmı bundan fazla mücadelecidir, çünkü hem biçim hem de içeriklerinde sosyal amirlerinin dayattığı baskı ve kölelikle bir sürtüşmeyi ifade eder.Bach 1685 yılında Eisanach kasabasında müzisyen bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Ambrosius gaydacı ve kasaba müzik topluluğunun şefiydi, bu konum Bach'a hem kasaba salonunda hem de St.George kilisesinde çalma fırsatı sağlamıştı. Çok küçük yaşta müziğin içine dalan Bach, kuşaklar öncesine dayanan aile geleneğini sürdürmüş ve hayatının geri kalan kısmı boyunca 'Almanya'da 17. yüzyıl müzikal kültürünün temelini atan dört kurum: kasaba, saray, okul ve kilisenin yarattığı bir müzisyen olmuştur.

Tedbirli, sabırlı, planlı Yapıtının tedbirli, sabırlı, uç derecede planlı ve kusursuz doğasıyla Bach, Beethoven'ın tam zıddıdır. Bach kontrpuanının (Opus 106, 110 ya da 130, Missa ayinleri ve diğerlerinde) direkt etkisini gösteren geç dönem yapıtlarında bile Beethoven'ın tarzı dramatiktir. Bastırılamaz enerji kalıplarıyla ileri doğru çarpan, mekâna meydan okuyan ve Bach'ınki gibi sağlamlaşmak ve sonsuza genişleyen bir arkı kuşatmak yerine, uzayıp gider. Bach epiktir, Beethoven drama. Benim Bach'ın son yapıtlarında bu denli etkileyici bulduğum; üçüncü dönem yapıtları türü parçalayan ve bir dizi kırık, tamamlanmamış, fragmanvari formlar bırakan Beethoven'ın aksine, Bach'ın her nüansı, tekrarı, her harmoni ve ritmi birleştirme eğilimidir.Duygunun yükseklikleri ve derinlikleri orada, müziğindedir; devasa çeşitlilikte ifade ve doymak bilmez duygu eklemiyle birlikte.

(Yazarın, London Review of Books,Vol.23'te yayımlanmış yazısından derleyen Buket Cengiz)

www.evrensel.net