Okul ticarileşti, iktidar kadrolaştı

Okul ticarileşti, iktidar kadrolaştı

16 milyon öğrencinin hizmet beklediği eğitim sistemindeki çürümüşlük, iki konuda gözler önüne seriliyor: Siyasi kadrolaşma ve ticarileşme.

Okul ticarileşti, iktidar kadrolaştıSavaş VelioğluBütün siyasi iktidarlar, öncelikle eğitim ve sağlık alanlarında kadrolaşıyor. Koalisyon hükümetlerinde partilerin öncelikle almak istedikleri bakanlıkların başında, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) geliyor. Eğitim alanında siyasi kadrolaşmanın yoğun bir şekilde yaşandığı, özellikle 12 Eylül askeri rejimi ve sonrasında yöneticilik görevlerine atama ve yükselmelerde Türk-İslam sentezci ideolojik tercihlerin belirleyici olduğu biliniyor. Okul müdürlüklerinden bakanlığın en üst kademelerine kadar, bakanlık kadrolarını çoğunlukla bu zihniyetteki kişiler dolduruyor. Eğitim-Sen Genel Sekreteri Kemal Ünal, kadrolaşmanın temelinde yatan düşüncenin, "düzeni yönetme, kuruma ait belirleyici yer ve mevkilerde olma" isteği olduğunu kaydediyor. Ünal, özelleştirme politikalarıyla birlikte, kadrolaşma yoluyla büyük rantlar elde edildiğini de ekliyor.

Rant kapma çabasıKadrolaşma çeşitli amaçlarla gerçekleştiriliyor. Bu amaçlardan ilk akla gelenler maddi çıkar ve sosyal statü elde etmek. Belki bunlardan daha önemli amaç ise, siyasi partilerin veya devlet içindeki grupların, eğitim politika ve uygulamalarında belirleyici olma isteği. Kemal Ünal, bu konuda, "Dikkat edilecek olursa koalisyon hükümetlerin kuruluş aşamalarında, partilerin öncelikle pazarlık konusu yaptığı bakanlıkların başında Milli Eğitim Bakanlığı gelmektedir" diyor ve bunun sebebinin, eğitimin toplumun gelecek kuşaklarının şekillenmesindeki öneminde aranması gerektiğini belirtiyor. Siyasi iktidarların, ders programlarından eğitim süreciyle ilgili kararların uygulama aşamalarına kadar birçok erki elinde tutmak istediğine değinen Ünal, bunu şöyle açıklıyor: "Buralarda belirleyici olmak, siyasi anlamda öngörülen birey ve toplumsal yapılanma için hayati derecede önemlidir." Öte yandan, özelleştirme politikasıyla birlikte, büyük paraların döndüğü okullar ve eğitim kurumları büyük rant kapıları oluyor. Adeta birer işletmeye dönen okullar, siyasi gruplar arasındaki kadrolaşma savaşını kızıştırıyor. Kemal Ünal şu sözlerle bu olguya işaret ediyor: "Servis, dergi, kitap paraları, zorunlu 'bağış'lar ve her okulda öğrencilerden birçok biçimde alınan milyarlarca lira birçok kişinin iştahını kabartmıştır. Buna ulaşmak, bundan yararlanmak bir başka kadrolaşma nedeni olarak görünmektedir."

Kadrolaşmanın çapıKemal Ünal'ın, kimi dönemlerde bakanların yönetimdeki rolünü bile gölgede bıraktığını anlattığı kadrolaşmanın ulaştığı bu çap, verilen eğitim hizmetinin kalitesinin düşmesine ve içeriğinin çağdışılaşmasına sebep oluyor: "Salt siyasi ve ideolojik tercihlerle yapılan atamalar, eğitim biliminin gerekleri doğrultusunda hareket eden yöneticiler değil, kendi siyasi beklentileri doğrultusunda davranan, ona göre karar veren bir yönetici kitlesi yaratmıştır." Bu durumun eğitim yöneticisi düzeyini düşürdüğünü belirten Ünal, yaptığı işin gereklerini, sorumluluklarını önemsemeyen bir yönetici profili ortaya çıktığını aktarıyor. Partizanca davranışların yaygınlaştığını, iş barışı ve iş veriminin düştüğünü söyleyerek, "Eğitimde bilim, gelişme ve demokrasi yerine otorite, itaat ve kapalılık amaç haline gelmiştir. Partizanca yapılan atamalar, eğitim alanında gerekli değişim ve yenilenmeyi kavramış kişilerin bu alandan uzaklaştırılması gibi bir sonuç da getirmiştir" diyor.

Özerklik olmalıDolayısıyla, eğitim sistemindeki kadrolaşma, 16 milyon öğrenci ve ailesinin bu alanda aldığı hizmetin kalitesini asgariye düşürdüğü gibi, yine bu alandaki yarım milyonu aşkın eğitim emekçisini de mağdur ediyor. Bu mağduriyetin kaynağı olan kadrolaşmayı önlemenin yolu, Kemal İnal'ın işaret ettiğine göre, "adil ve eşitlik temelinde bir işe alma, tayin-nakil ve yükselme düzenlemesini yasa ve yönetmelikle yapmaktan" geçiyor. Bu çerçevede objektif kriterlerin belirlenmesi gerektiğinin altını çizen Ünal, "Öğrenim durumu, liyakat, deneyim, başarı, herkese eşitçe uygulanan başka kriterler. Siyasal erki elinde bulunduranların keyfiyetine yer verecek bütün boşluklar kapatılmalıdır. Yani öznel tercihlere dayanan ölçütlerin atama ve yükselmelerde etkisi olmamalıdır. Nesnel ölçütlerle belirlenmiş kişiler arasından, o kurumdaki çalışanların seçme hakkını gözeten bir yönetici belirleme anlayışı yabana atılmamalıdır" şeklinde konuşuyor. Bakanlık yönetiminin demokratik olması gerektiğine vurgu yapan Ünal, eğitimde katılımcı, hantallıktan arındırılmış, insan kaynaklarını verimli kullanan bir yapılanma olması gerektiğini dile getiriyor. Ünal MEB yönetiminin demokrasiyi içselleştirmemiş, eğitim biliminin gereklerini hiçe sayan zihniyetten arındırılması gerektiğinin altını çiziyor.
www.evrensel.net