Okul bitince ne olacak?

Okul bitince ne olacak?

Hakkârili Emin, Diyarbakırlı Yalçın, Batmanlı Ercan, Erzincanlı Şevket ve diğerleri, bir büyük şehrin unutamayacakları anılarıyla evlerine dönmeye hazırlanıyorlar şimdilerde.

Okul bitince ne olacak?Rojda İldan35 çocuk, bir ikisi dışında hepsinin gözü kapkara, hepsi başarılı, çalışkan. Öğretmene, kitaba, kaleme hasret bölgelerin okullarından takdirlerini alarak gelmişler. Yolculuğa pazartesi günü çıkmışlar. Davetleri, Eğitim Gönüllüleri Vakfı'ndan. Bu yolculuk ve kısa tatil onlar için ilklerle dolu. Bir haftalık İstanbul gezisi, onların ilk tatilleri. Gelirken ilk defa uçağa binmişler, İstanbul'da ilk defa vapura binmişler, ilk defa burada müze gezmişler ve ilk defa bu kadar büyük bir şehir görmüşler. O yüzden gidince, İstanbul'un neyini hatırlayacaksınız sorusuna, "Büyüklüğünü" diyerek yanıt veriyorlar. Doğu ve Güneydoğu'nun dört ilinden gelen bu 35 çocuğu tanıyorsunuzdur. Onlarla, yolları Topkapı Sarayı'na, Yerebatan Sarnıcı'na düştüğünde değil, Rahmi Koç Müzesi'ne düştüğünde gazeteciler aracılığıyla tanıştınız. Çocukların yanlarında, onlara İstanbul gezilerinde eşlik edecek olan abi ve ablaları, vakıf ve müze yöneticileri ile Şifo Mehmet vardı. Şifo Mehmet'i de bilirsiniz, Beşiktaş'ın kaptanı, 4 Ağustos'ta jübilesini yapacak ve jübile gelirlerini vakfa bağışlayacak. Perşembe gezisinin amacı da bu olayın biraz daha duyurulması, 'eğitime destek' aranması bir de kampanyanın ne kadar başarılı yürüdüğünün duyurulması. Bu yüzden geziye, büyük bir medya ordusu eşlik etti ve çocuklar, perşembe akşamı beyaz vakıf tişörtleri ve şapkalarıyla akşam ekranlara, sonraki günde gazete sayfalarına taşındı. Perşembe gezisinde, biz de vardık.

'Çocuklar hizaya'Sabah saatlerinde başlayan gezide, en sık duyduğumuz şey, "Çocuklar, hizaya" komutuydu. Erken saatlerde müzeye varan çocuklar, müzeyi dolaşmaya da erken başlamıştı. Ama o vakitlerde kameralar açık değildi, Şifo Mehmet ile müze yöneticileri de henüz gelmemişti. O yüzden ki bu dolaşma, dolaşma sayılmıyordu. Gazeteciler bu saatlerde fotoğraf çekebilirdi ama çocuklarla konuşamazdı, çocuklara "Ora ve bura" arasındaki farkları sormak üzere uzatılan mikrofon ve teypler görevlilerin 'Röportajlar basın toplantısından sonra' uyarılarıyla indiriliyordu. Bir süre sonra çocuklar hizaya getirildi ve içeceklerini almak üzere sıraya dizildi. İkramdan sonra beklenen an ve kişiler geldi. Bunun üzerine çocuklar bir kez daha hizaya getirilerek müze girişine götürüldü. Girişte, müzenin yönetim kurulu üyelerinden Bülent Bulgurlu'nun karşısına gazetecileri, kollarının altında da çocukları alarak, "Yukarıda gördüğünüz katı, en son dolaşmanızı istiyorum sizden. Oraya iyi bakın, orası Rahmi Koç'un odasıdır" demesiyle, çocukların resmi gezintileri başlamış oldu.

Bülten mi haber mi?Çocukların gezi boyunca en çok ilgilendikleri, günümüzün gelişmiş teknolojileriydi. Çocuklar en çok arabanın, motorsikletin ve bisikletin yanında durup, onlarla ilgilendi. Buharlı makineler, fabrika maketleri çocukların pek ilgilerini çekmedi, o ortamda bu doğaldı. Çünkü çocuklar her yeni odada tekrar hizaya getiriliyor, her fırsatta toplu fotoğrafları çektiriliyordu. Bu hengâme müze gezisini de yarıda bıraktırdı. Hemen basın toplantısına başlandı. Aslında toplantıya gerek yoktu. Çünkü verilen basın bültenine haber "Rahmi M. Koç Müzesi, Şifo Mehmet ve Güneydoğu Anadolu'dan gelen çocukları ağırladı" başlığıyla yazılmıştı. Çocuklar daha müzeyi gezmeden yazılmış olan bu bültende, çocukların beş altı dakika anca durduğu "Ne nasıl çalışır?" bölümüne büyük ilgi gösterdiği yazıyordu. Bülten, "Toplantıya ne gerek" dedirtse de toplantı başladı.Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve Şifo Mehmet'in yardımseverliklerinin açıklanmasına dönüşen toplantı, jübilenin "250 milyar Türk Lirası" gelir getireceği söylendikten sonra yöneticiler tarafından "Başka soru var mı?" diyerek bitirilmek istendi. Ama çocuklar birer birer parmaklarını kaldırdı. Sorular, çocukların 'Nereden geldiklerini bildiklerini' ortaya koyuyordu: "Bir daha bağış olacak mı?", "Bize bilgisayar verdiniz var ama kışın soğuk olduğu için kullanamıyoruz.", "Diğer arkadaşlarımıza da bilgisayar gelecek mi?"Bu sorular, çocukların nereden geldiklerini bildikleri gibi, yokluklarla boğuşan arkadaşlarını da unutmadıklarını gösterdi. "Bizi eğitiyorsunuz da okul bitince ne olacak?" sorusu ise doğuda da batıda da değişmeyen geleceksizlik kaygısının çocuklukta başladığını.
www.evrensel.net