Eğitimde çarpık düzen

Yükseköğretimde okuyan öğrencilerin sadece yüzde 2'sinin devam ettiği özel üniversiteler, devletten, bütçelerinin yüzde 80'ine varan oranda destek alıyor.

Eğitimde çarpık düzenÖğrencilerinden her yıl binlerce dolar harç alan özel üniversitelere devlet desteği artırılırken, devlet üniversitelerinin araştırma fonlarının "tasarruf" bahanesiyle kaldırılması öğretim üyelerini isyan ettiriyor. Önceki gün olağanüstü toplanan İstanbul Üniversitesi Senatosu, devlet üniversitelerine yönelik dışlayıcı tutumu sert bir şekilde eleştirdi.

Kayıpları olmadıSenatoda alınan kararları yazılı bir açıklama yaparak kamuoyuna duyuran Rektör Kemal Alemdaroğlu, Türkiye'de yükseköğretimde okuyan öğrencilerin yüzde 98'inin devlet, yüzde 2'sinin de özel vakıf üniversitelerinde yer aldığına dikkat çekti. TBMM'nin, üniversitelerin bilimsel çalışmalarına destek olan araştırma fonlarını 20 Haziran 2001 tarihinde kaldırdığını hatırlatan Alemdaroğlu, "Devlet üniversitelerinde görevli öğretim elemanlarının maaşlarının düzeltileceği yönündeki düşünce ve sözlere karşın, özellikle döner sermaye katkısı alan ve güç koşullar içerisinde görev yapan öğretim üyelerinin maaşlarını da anlamlı bir şekilde azaltmıştır. 3 Temmuz 2001 tarihinde ise, özel vakıf üniversitelerine bütçelerinin yüzde 80'ine varan destek verilmesi kararlaştırılarak, uygulamaya konulmuştur. Devlet üniversitelerinde araştırma fonlarını tasarruf önlemleri düşüncesi içerisinde kaldıran yetkililerin, özel vakıf üniversitelerine devlet yardımını artırma biçimindeki çelişkisini anlamak mümkün değildir. Devlet üniversitelerine yönelik anlamlı ve önemli kısıtlamaların, ülkemiz için onarılması güç sonuçlar doğurabileceğini ve sosyal devlet anlayışı ile de asla bağdaştırılamayacağını önemle kamuoyuna duyururuz'' eleştirisinde bulundu.

Kayıpları olmadıVakıf üniversitelerinin 2001-2002 öğretim yılı fiyatları, fakültelerde 11 bin 500 dolara ulaşıyor. Fiyatlarını döviz cinsinden belirleyen vakıf üniversitelerinin tıp ve mühendislik fakültelerinde okumanın bedeli, diğer bölümlere göre daha yüksek oluyor. 2001-2002 öğretim yılında toplam 24 bin 847 öğrenci alacak olan vakıf üniversitelerinden bazıları, ekonomik kriz nedeniyle döviz fiyatlarının yükselmesinden dolayı ücretleri artırmadı. Ancak fiyatlar ABD Doları bazında belirlendiği için bu üniversitelerin gelir kayıpları olmadı.2001 Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alan bilgilere göre, öğretim fiyatını dolar bazında belirleyen özel üniversiteler, harçlarını yüzde 5 ile yüzde 7 arasında artırdılar. Bazı özel üniversitelerin dolar bazındaki ücretleri şöyle:

Bahçeşehir Üniversitesi: İngilizce hazırlık sınıfı ve meslek yüksekokulu için KDV hariç 7000 dolar, tüm lisans programları için ise 7500 dolar.

Bilgi Üniversitesi:İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ne bağlı tüm bölümler için 7385 dolar, hazırlık sınıfı ve diğer bölümler için 7050 dolar.

Kadir Has Üniversitesi:Tıp Fakültesi için 11 bin dolar, Fen-Edebiyat Fakültesi için 6000 dolar, Mühendislik Fakültesi için 6500 dolar.

Işık Üniversitesi:Tüm bölümler ve İngilizce hazırlık sınıfı için KDV hariç 7000 dolar.

Koç Üniversitesi:Mühendislik fakültesi 11 bin 500 dolar, diğer bütün programlar ve hazırlık sınıfları için 11 bin dolar.

Sabancı Üniversitesi: Üniversitedeki tüm programlar için KDV hariç 8200 dolar. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Sınır dışı mı insanlık dışı mı?Jülide Kalıç - Ebru IlgazTürkiye'den sınırdışı edilen 205 Afrikalı'nın Yunanistan-Türkiye sınırı arasındaki bölgede şiddete, cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldığı iddia edildi. Temmuz ayının ilk haftası İstanbul'da art arda düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınan ve ülkelerine dönmeleri istenerek Yunanistan-Türkiye sınırı arasında terk edilen 205 Afrikalı adına İHD'de yapılan basın toplantısında sınıra bırakılan göçmenlerden üçü kadın dört kişinin tecavüze maruz kaldığı, çok sayıdaki kişininse dövüldüğü açıklandı. İHD'ye şu ana kadar 140 kişinin, sınırda insanlık dışı muamelerle karşı karşıya bırakıldığı iddiasıyla başvurduğunu belirten Zorunlu Göç ve Mülteciler Komisyonu Üyesi Bülent Peker, konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşıyacaklarını aktardı. Dün BM Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşmesi'nin kabul edilişinin 50. yıldönümü olduğunu hatırlatan Peker, kaçak göçmenlere ve mültecilere bu sözleşme uyarınca davranılması gerektiğine dikkat çekti. Açıklamada, İHD heyetinin Edirne'nin Keşan ilçesinde, konuyla ilgili incelemelerde bulunduğu da bildirildi. Peker, yerel halkla ve İbriktepe Belediye Başkanı Hasan Bayram ile yapılan görüşmelerin, mültecilerin iddialarını doğrular nitelikte olduğunu belirtti.

Bataklıkta ölüm kalım savaşıBir gece yarısı evleri basıldı, 205 Afrikalı göçmen birer birer toplandı. Operasyon İstanbul'un ara sokaklarında, kahvelerinde, çay bahçelerinde de sürdü. Her biri farklı zamanlarda, ancak aynı umutla gelmişlerdi Nijerya, Kenya, Etiyopya, Tanzanya, Madagaskar, Kamerun'dan. Konuştuğumuz göçmen ve mültecilerin anlatımlarına göre, 205 Afrikalı göçmene, toplandıkları ve bir hafta boyunca aç bırakıldıkları Yabancılar Şubesi'nde zorla, "Yunanistan'dan Türkiye'ye geçiş yapmıştır ve gönüllü olarak Türkiye'den ayrılmak istiyor" yazılı ifadeler imzalatıldı. Sonra Yabancılar Şubesi'nin kapısına yanaştırılan otobüslere doldurularak Yunanistan sınırına, Edirne İpsala Sınır Kapısı'na götürüldüler. Türkiye ile Yunanistan sınırı arasında Meriç Nehri'nin taşkınlarıyla bataklık haline gelmiş bölgeye bırakılarak ülkelerine dönmeleri istendi. Sadece birkaçı dönebildi ülkesine, büyük kısmı halen o bataklıkta yaşıyor.

İsimler önemli değil!Ülkesine dönemeyip sınırdan kaçan ve İstanbul'a gelen Nijerya ve Tanzanyalı göçmenlerden öğreniyoruz bunları. Beş yıldızlı otellerin gölgesinde kurulmuş, yoksul ve çarşaflarla kapatılmış pencerelerin altından geçerek geldiğimiz mahalledeki evlerin birindeyiz. Girdiğimiz apartmanın üçüncü katında, iki odalı küçük bir ev burası. Evdekilerle birlikte kendimize oturacak bir yer bulunca kimin konuşacağı kararlaştırılıyor. "İsim önemli değil. Biz, yani 205 kişi, hepimiz siyah derili olduğumuz ve çalışmak umuduyla buralara geldiğimiz için, aynı yerde toplanıp o bataklığa gönderildik. Hepimiz aynı şeyi anlatırız" diyorlar. Sonra anlatmaya koyuluyorlar, neden ülkelerini bırakıp kaçtıklarını. İstanbul'da nasıl yaşayıp, sınırdaki bataklığa nasıl sürüldüklerini.

'Açlığa terk edildik'"7 Temmuz gecesi başlattıkları operasyon üç gün sürdü. Üç gün boyunca, Afrika'nın değişik ülkelerinden gelen arkadaşlarımızla bizi, bulunduğumuz yerlerden alıp Yabancılar Şubesi'ne götürdüler. Neden götürdüklerini de açıklamadılar. Pasaportunda vizesi olanların vizelerini yırttılar. Bir hafta boyunca orada gözaltında tutulduk. Yemek vermediler. Kalabalık hücrelerde, bazı arkadaşlarımız dayanamayıp hasta oldu. Bize, Yunanistan'dan giriş yaptığımız ve gönüllü olarak Türkiye'den ayrılmak istediğimiz yazılı ifadeler imzalattılar. Sonra otobüslere koyup Yunanistan sınırına götürdüler."Sınır dışı edilmelerinin ardından terk edildikleri bataklıklardan kurtulmayı başaran Afrikalı mülteciler aralarında kadınların da bulunduğu çok sayıda Afrikalı göçmenin, terk edildikleri bataklıkta açlıkla savaşıp ölüme direndiklerini anlatıyorlar."Yunanistan'a gidebilmemiz için insan boyunu geçen bataklıkları, ormanlık alanları, dikenli çalılıkları geçmek zorundaydık. Ölümle tehdit edildik. Kadınlar jardarmaların cinsel tacizine maruz kaldı. Üzerlerimizde bulunan para ve ziynet eşyaları alındı."Bataklıkta boğulma tehlikesi geçirmiş çoğu. Karşı kıyıya kimlerin geçip geçemediği ise meçhul. Bataklığı geçebilen kendini ormanlık alanda bulmuş. Gecenin zifiri karanlığında, gündüzün aşırı sıcağında yaşanıyor bu sürgün.

Yunanistan geri gönderdiBir gece uzaktan ışıklarını fark ettikleri ve uzunca bir süre yürüdükten sonra ulaştıkları Yunan köyünde polise gidip sığınma talep ettiklerini, burada kendilerine verilen yiyeceklerin Türkiye'de gözaltına alındıktan sonra yedikleri tek şey olduğunu anlatıyor içlerinden biri. Yunan polisinin kendilerini kabul edemeyeceklerini söylemesiyle yeni bir yolculuk başlamış onlar için. Bir kısmı, bu kez kanolara bindirilerek tekrar Türkiye sınırına getirilmiş. Sınırda jandarmaya teslim edilen göçmenler Türkiye'ye sokulmayıp tekrar bataklığa sürüldüklerini, Nijeryalı bir grubun ise İstanbul'a dönmesine izin verildiğini anlatıyorlar. İki sınır arasında yaşanan bu olaylar sırasında Etiyopyalı 3 kadına ve bir erkeğe tecavüz edildiği iddia ediliyor. 3 kişinin bataklıkta boğularak yaşamını yitirdiği ve cesetlerinin İpsala Sınır Kapısı'nda olduğu diğer iddialar arasında. Bataklıktan kurtulup İstanbul'a gelebilen bir kadının da kötü koşullar nedeniyle hastalığa yakalandığı ve hayatını kaybettiği söyleniyor.Bizim görüştüklerimiz, her an gözaltına alınıp tekrar bataklığa gönderilme korkusuyla yaşıyorlar. İş bulamayan, bulsa bile yerli işçiye verilen ücretin yarısına çalıştırılan göçmenler, başka ülkelerdeki akrabalarından gelen paralarla yaşamlarını sürdürdüklerini belirtiyorlar. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle suça teşvik edildiklerinden bazı arkadaşlarının suç işleyebildiğini gizlemeyen Afrikalı göçmenlerin Türkiye'den istedikleri tek şey çalışma izni.
www.evrensel.net