Bu film Kore'de oynadı

Geçtiğimiz hafta basında ilginç bir haber yer aldı: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK)'nun bir süre önce el koyduğu Demirbank, Amerikan Citibank tarafından satın alınacaktı.

Bu film Kore'de oynadıGeçtiğimiz hafta basında ilginç bir haber yer aldı: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK)'nun bir süre önce el koyduğu Demirbank, Amerikan Citibank tarafından satın alınacaktı. Medya, kriz nedeniyle fırlayan dolara işaret ederek, Demirbank'ın "üç otuz paraya gittiğine" yanıyordu.

Gözde bir sahaAynı medyanın, IMF-Kemal Derviş reçetelerine ne kadar hararetli destek verdiği hatırlandığında, bu hayıflanmanın ne kadar ikiyüzlüce olduğu görülüyor. Çünkü IMF programlarının temel amaçlarından biri, azgelişmiş ülkelerdeki kârlı sektörlerin emperyalist tekellerin eline geçmesini sağlamak. Yine iştahla Türkiye'ye el atan HSBC gibi, "kapatma" işini meslek edinmiş tekeller dahi var. Mesleğin bugünlerdeki en gözde icra sahalarından birisi, Güney Kore.

Süt dökmüş Asya kedisi1997-98'de Güneydoğu Asya'ya vuran ekonomik krizin en çok etkilediği ülkelerden biri, Güney Kore oldu. "Batılı büyük devletlere rakip olma" hayalleri kuran bu en önemli "Asya Kaplanı", birkaç ay içinde süt dökmüş kediye döndü. 1990-97 arasında ortalama yüzde 7.2 olan ekonomik büyüme, 1998'de yüzde eksi 6.7'ye düşmüştü. Bu; milyonlarca işsiz, ücretlerin düşürülmesi ve satın alma gücünün düşmesi, fabrikaların kapanması, tekellerin baskısına dayanamayan küçük ve orta boy şirketlerin iflasıydı.Kim Young Sam liderliğindeki G. Kore hükümeti, ülkede onbinlerce askeri bulunan ABD'den gelen baskıya boyun eğerek, IMF'ye 'Evet' dedi. Azgelişmiş ülkelere uygulanan reçeteler, ilk kez sanayileşmiş bir ülkede hayata geçirilecekti.

Tanıdık bir döngüİktisatçı Michel Chossudovsky'nin özetine baktığımızda, bundan sonraki sürecin Türkiye için oldukça tanıdık olduğunu görüyoruz (Kore'nin Yeniden Sömürgeleştirilmesi, 23 Haziran 2001, Emperor's Clothes). Öncelikle, "acı reçete" için gereken ortam hazırlandı. IMF heyetinin başkent Seul'e gitmesinden bir hafta önce, Maliye Bakanı görevden alındı ve yerine eski IMF-Dünya Bankası yetkililerinden Lim Chang-yuel atandı.

Kabe'leri WashingtonYeni Maliye Bakanı Lim'in ilk işi, Washington'a uçarak Stanley Fischer ile yüz yüze görüşmek oldu.21 Kasım 1997'de, hükümet, IMF'den kredi talep ettiğini kamuoyuna ilan etti. 24 Kasım Pazartesi günü borsa, on yılın en düşük düzeyine indi. "Piyasalar", IMF reçetesinin binlerce küçük-orta boy şirketin iflası anlamına geldiğini anlamıştı. Ardından, döviz üzerindeki tüm denetimler kaldırıldı ve mali sektör, bir spekülasyon girdabına sokuldu.30 Kasım'da bakanlar, hazırlanan programa onay verdiler. Ama IMF ve ABD, nihai imzanın atılması için "her üç devlet başkanı adayının programa onay verdiğini ilan etmesini" istediler. Bu da yapıldı.

'Ortanın solu' öyküsüProgramın ucunda, Türkiye'ye verilenin kat kat fazlası, tam 57 milyar dolarlık rekor bir kredi vardı. Fakat IMF, işi garantiye almadan hareket etmeyecekti. Ülke devlet başkanlığı seçimlerine hazırlanmaktaydı ve anketler, muhalefetteki "ortanın solu" adayı Kim Dae-Jung'un önde olduğunu gösteriyordu. Güney Kore cuntasına karşı mücadele veren reformcu siyasi önder Kim, seçim meydanlarında IMF'ye atıp tutmaktaydı: "Yabancı yatırımcılar, bütün mali sektörümüzü satın alabilecek. Bunlar arasında 26 banka, 27 menkul kıymetler şirketi, 12 sigorta kurumu ve 21 ticaret bankası var. Hepsini sadece 5.5 trilyon won'a, yani sadece 3.7 milyar dolara alacaklar!" (aktaran Chossudovsky, agy)İki hafta sonra, Kim, halka verdiği vaatlerin karşılığını alarak seçimi kazanmıştı. Gerçek yüzünü göstermekte gecikmedi: "Piyasayı cesurca açacağım. Yabancı yatırımcılar güven içinde yatırım yapabilecek. Reform için acı gerekli ve bu riski, bir fırsat olarak görmeliyiz." (agy)

Meclis onay makamıSonraki haftalarda, Kore parlamentosu, jet hızıyla çalışan bir "onay makamı"na dönüşmüştü. İlk kabul edilen, IMFanlaşmasıyla ilgili dört önerge oldu (23 Aralık). Ardından, Maliye Bakanlığı, mali düzenleme ve gözetme işlevlerinden arındırıldı. Bu arada, ABD mali tekellerinin hizmetindeki Moody's kredi derecelendirme kuruluşu, Kore'nin itaatkârlığını ödüllendirdi ve aralarında 20 bankanın da bulunduğu kamu ve özel sektör kağıtlarının değerlendirmesini "çöp kağıt" statüsüne indirdi. Güney Kore'nin köklü, milyarlarca dolarlık kaynağa hükmeden dev bankaları için sonun başlangıcıydı bu.

24 Aralık toplantısı24 Aralık'ta, Wall Street bankacıları ilginç bir toplantı gerçekleştirdi. Chase Manhattan, Bank America, Citibank ve J.P. Morgan temsilcileri, New York Federal Merkez Bankası'na çağrıldılar. Aynı toplantıda; Goldman Sachs, Lehman Brothers, Morgan Stanley ve Salomon Smith Barney temsilcileri de vardı. Gerekenler konuşuldu ve IMF kredisi için yeşil ışık verildi. Ertesi gün, kredinin ilk dilimi olarak 10 milyar dolar gönderilmişti. Ama bu para da, spekülasyon rüzgarı içinde, kısa sürede Merkez Bankası'ndan çıkıp yerli-yabancı bankaların kasalarına girecekti.

Chaebol'ların sonuIMF programı, geleneksel "Chaebol"ları yok etmekteydi. Ülkenin en önemli bankaları, tek tek, yabancı tekeller (ABD, Japonya, Almanya) tarafından yutuldu. Hükümet, yapılanları "batmakta olan bankaların yabancı sermaye tarafından kurtarılması" olarak gösteriyordu. En yağlı anlaşmalardan birinde, Newbridge adlı Amerikan bankası, sadece 454 milyon dolar ödedi ve karşılığında Korea First Bank'ın (KFB) yüzde 51 hissesini aldı. Ardından, bankacılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan Californialı bir yatırım şirketi, 5000 çalışanı olan en eski Kore bankalarından birini ele geçirdi.

Akıl almaz anlaşmaNewbridge ile yapılan anlaşmaya dikkat çekmek gerekiyor. Kore hükümeti, KFB'nin yeni sahiplerine, satıştan önceki tüm kredi kayıpları için tazminat ödemeyi kabul etti. Yani bankayı batıran batık krediler, karşılıksız olarak yabancı sermayeye pompalanacaktı. Pompalama, birkaç dilim halinde, 17.3 trilyon won olarak gerçekleşti. Bu, Newbridge tarafından bankayı satın almak için ödenen rakamın 35 katıydı: 15.9 milyar dolar!

Üç otuz paraya gittilerBu bankaların yabancıların eline geçmesi, onlardan kredi kullanmış olan şirketlerin ipini de çekiyordu. Chase Manhattan, "Good Money Menkul Kıymetler"i ele geçirdi. Goldman Sachs, Kookmin Bankası'nı, New York Sigorta ise Kookmin Sigorta'yı kaptı. Sadece bankalar değildi yutulan elbette; Kore'nin "gözbebeği" sayılan otomotiv sektörü, büyük ölçüde yabancıların denetimine girdi. Daewoo ve Hyundai grupları, en büyük kurbanlardı. Ardından sıra yüksek teknoloji, elektronik ve imalat sektörlerine geldi. Hepsi de, Kim'in dediği gibi "üç otuz paraya" gitti.

Sıra kamu devlerindeSonunda sıra; Kore Telekom, Pohang Demir-Çelik (POSCO) ve Kore Elektrik Şirketi (KEPCO)'ne geldi. Bu şirketler öyle büyüktü ki, parçalanarak satılabildiler ve satış süreci halen devam ediyor. Kore Ağır Sanayi ve İnşaat Şirketi ise, ABD'li Westinghouse ile "stratejik ittifaka" girerek ele geçirildi.Ülke, artık IMF rotasına girmişti. Ekonomik göstergelerde geçici bir düzelme görüldü: Yüzbinlerce işçi ve emekçi işten atılmış, geri kalanlar ise atılanların yerine de çalışmaya zorlanmıştı. 1997'de resmi işsiz sayısı 500 bindi, 1999'da ise 1.5 milyon.
www.evrensel.net