Gözden ırak yoksul pazarı

"Yoksul pazarı"nda pazarlık payı baştan konulmuş, yarı yarıya... Satıcının ikiyüzelli bin lira dediği bir yelek için yapılan pazarlık ne kadar sürebilir ki? Bazı "pahalı" eşyaları dışta tutarsak, bu pazarda milyonun adı anılmıyor pek.

Gözden ırak yoksul pazarı
Mustafa Kara
Bir tarafında Kalekapı'nın yıkık dökük surları, diğer yanda yıkılan eski dükkânların enkazları... Henüz uykuda İstanbul; bir pazar sabahına daha hazırlanıyor. Yollar boş, ıssız. Kentin en eski meydanlarından birinin hemen kenarında kimselerin fark etmediği, fark edemediği bir pazar kuruluyor. Her cumartesi gecesi; pazar sabahına sarkarak...
"Dün gece 11.00'da geldik" diyor fakir tezgâhının başında bir satıcı. Belki utançtan, belki korkuyla; adını söylemek istemiyor. Tokat'tan İstanbul'a göçeli çok olmuş; işsizmiş aylardır. "6 nüfusa bakıyorum, karın doyurmuyor burası. İş olsa, buralarda sürünür müyüm hiç?" diye yanıtı belli soruyu dillendiriyor. Tezgâhında pantolon, yelek, ceket gibi eski kıyafetlerin tanesi 250 bin; ufak tefek ne olduğu belirsiz eşyalarsa 'ne versen olur' türden.
"Gece yarısından beri 6 milyon liralık mal sattım" diyor. İlk altı saatin hasılatı bu. Tezgâhın hepsini toplasan 6 milyon liralık mal yok gibi. Pazarın yanıbaşındaki camiden ezan sesi yükseleli çok olmadığına göre; gün doğumundan sonraya pek iş kalmıyor bu pazarda. Anlatmaya devam ediyor Tokatlı satıcı: "Saat 12.00'den sonra millet gelmeye başlıyor. Ellerinde fenerleriyle tezgâhları dolaşıp, alacakları malı seçiyorlar. Kriz de etkiledi burayı; satılan mal daha çok. Bulunmayan parçalar, malzemeler kolayca bulunuyor. Tamirciler de gelip lazım olan parçaları alıyorlar. Hiçbir yerde bulamadığını burada bulursun."
Pazarda yok yok
Pazarı besleyen, mal gelişini sağlayan ana damar; kâğıtçılar! Yani; sabahın erken saatinde yollara düşüp, çöpleri karıştıran "geri dönüşüm-yeniden kazanım" emekçileri! 15 milyonluk koca kentin çöplerinden neler çıkmaz ki! Bir de satılan, yok pahasına satılmak zorunda kalınan eskiler var. Yoksul pazarı, çeşitlilik açısından zengin hiç değilse.
Yerlere serili çuvallar üzerine kurulu tezgâhları dolaştıkça umulmadık eşyalarla karşılaşmak işten bile değil. Eski model bir avizenin yanında, kırık bir oyuncak; onların hemen arkasında çalışıp çalışmadığı belli olmayan bir "Commodore 64" ya da bir laptop bilgisayar. Saymakla bitmeyecek kadar çeşit var "yoksul pazarı"nda, fotoğraf makineleri, radyolar, yığınla eski elbise, küçük takılar, oyuncaklar, süs eşyaları, kasetler, cd'ler, bilgisayar parçaları, klavyeler ve nadir de olsa kitaplar...
Geceden kalan izler
"Yoksul pazarı"nda pazarlık payı baştan konulmuş, yarı yarıya... Satıcının ikiyüzelli bin lira dediği bir yelek için yapılan pazarlık ne kadar sürebilir ki? Bazı "pahalı" eşyaları dışta tutarsak, bu pazarda milyonun adı anılmıyor pek.
Gün doğalı bir saate yakın olmuş. Yoksul pazarında, gecenin karanlığından kalma büyük ateşlerin dumanı hâlâ tütüyor; sönen kimbilir kaç ocağın izleriyle birlikte...
Bu pazarı bilenler biliyor sadece... İstanbul'un en uzak semtlerinden gelen satıcılarından, müşterilerinden belli bu. Diğerleri birkaç saat sonra, yollara düşecek ve pazarın sadece birkaç yüz metre uzağındaki ana yoldan habersizce geçip gidecekler. Bu yoksul pazarının varlığını bilmemecesine... Oysa 1980'lerin başından beri kuruluyor "yoksul pazarı" ve gün geçtikçe büyüyor; işsizler arttıkça, insanlar evin eskilerinden gelecek parada çare aramak zorunda kaldıkça...
Yoksul pazarda geçen birkaç saatin anısına bizde kalan, satıcının söylediği fiyatın yarısına alınan bir madalyon ile satıcısının "Senin matematiğin zayıf galiba" diyerek hiç pazarlık şansı vermediği 1980 basımı eski bir kitap oluyor. Bir de, tezgâhın kenarına öylece iliştirilmiş gibi duran o eski kitabın; Asım Bezirci ile Refika Taner'in yazdığı "Seçme Romanlar"ın ilk sayfasına kimbilir hangi duygularla düşülmüş küçük not: "Sevgilerimle. M.B.'ye yazarlık hayatında başarılar dilerim. Edebiyat hocan E.Ç."
'Devlet millet eskidendi'
Ekonomik krizin "yoksul pazarı"na kazandırdığı tek şey satılan mallar değil. 6 ay önce işsiz kalmış Nevzat Saral. İş arayıp da bulamadıktan sonra, eşin dostun yardımıyla bu pazarda bir tezgâh ayarlamış kendine. Ne alırsan 100 bin-50 bin lira Nevzat Saral'ın tezgahında... "Milli servet, yazıktır" diye içleniyor çöpe atılan onca şeye...
"Mesleğim vardı benim" diyor. Kapı kolu üreten bir fabrikada çalışıyormuş, onun deyişiyle "Millet kapı kolu bile alamaz hale gelmiş" artık... Hiçbir şeyin eski günlerdeki gibi olmadığını yaşayarak görmüş Nevzat Saral; "Devlet millet eskidendi. Eskiden herkes birbirini tutardı, bir şeylere sarılırdı. Küçük çocuğumu düşünüyorum, geleceklerinin iyi olacağını hiç sanmıyorum. Bizden daha fazla acı çekecek." Okula giden çocuğuna harçlık verememenin ağırlığı altında ezilen Nevzat Saral'ın, fazla bir beklentisi yok aslında; "Devlet küçük çocuğuma baksın, okutsun yeter. Ben para mara istemiyorum, ömür boyu çalışırım" diyor.
Saral'ın "umut" diye sunulan Kemal Derviş'e de bir çift sözü var: "Adam, Hilton'da kral dairesinde yaşıyor. Gelsin bizi görsün burada. Adam çifte vatandaş. Yarın öbür gün kaçacak, bize Hasan lazım, Hasan!"...
www.evrensel.net