Kapıların ardında konuşulanlar

Kapıların ardında konuşulanlar

Emperyalist sekiz ülkenin liderleri, bu yıl İtalya'nın Cenova kentinde bir araya geldi. Cenova sokakları onbinlerce küreselleşme karşıtını konuk ederken, onlar kapalı kapılar ardında, 'önemli meseleler'i tartışıyordu.

Kapıların ardında konuşulanlar
Bir ekonomi dergisinin başyazısında denildiği gibi, uluslararası sermaye için "bugünlerde zirvelerin tadı kalmadı". Küreselleşme karşıtı gösterilerin son dalgası, "Zenginler Kulübü" olarak da bilinen G-8 devletlerinin liderlerini Cenova'da yakaladı. Sokaklardaki harekete katılan onbinlerin önemli bir bölümünün İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerden işçi ve emekçiler olması, gösterileri daha da önemli kılıyordu.
Anarşist parodisi!
Ancak tekelci medya için bu eylemler, bir "anarşist parodisi"nden ibaretti. Bir gencin acımasızca öldürülmesini de fırsat bilerek, dikkatleri sokaklarda yankılanan taleplerden kırılan camlara ve yakılan arabalara çekmeyi başardılar.
Zaman zaman trajik görüntülerle netleşen bu sis perdesi arasında, önemli soruların yanıtları esgeçildi ya da çarpıtıldı: Neydi bu G8, neyi hedefliyordu? Cenova'da, Dükalık Sarayı denilen binanın içinde neler görüşüldü?
Hayır için çalışıyorlar!
Zirveden yansıyan ilk sonuçlara bakılırsa, G-8'ler, cuma gününden bu yana "insanlığın iyiliği" için çalışmaktalar! Örnek mi? AIDS gibi kitlesel ölüm getiren hastalıklara karşı 1 milyar dolarlık bir fon kurulacak, yoksul Afrika ülkelerinin dış borçları silinecek, Ortadoğu ve Balkanlar'da barış için çalışılacak...
Oysa bu "gözyaşartıcı" kararlar, zirvenin "basına yansıyan bölümü"nden ibaret, yani onbinleri sokaklara dökecek kadar tepki toplayan emperyalist liderlerin, her zirvede rastlanan "popülizm"leri.
G-8'lerin asıl gündemi, bunlardan epey farklıydı oysa. Ve bu gündem, tam da Cenova sokaklarının işaret ettiği gibi, milyarlarca işçi ve emekçiyi çok yakından ilgilendiriyor.
G-8'lerin asıl sıkıntısı
Bu yılki G-8 zirvesinin ana gündemi, ekonomi oldu. Liderlerin tartıştığı en büyük sorun, giderek "durgunlaşan" emperyalist ekonomilerin genel bir çöküş sürecine girmesinin nasıl önleneceğiydi. Cenova toplantılarının bu ana rengi, 8 Temmuz'da Roma'da buluşan G-8 maliye bakanları tarafından saptanmıştı zaten. Bakanlar, sonuç bildirgelerinde "yenilenmiş bir ekonomik genişleme için sağlam temeller bulunduğunu" söyleyerek, şu malum "piyasalar"a moral pompalamaya çalışıyorlardı. Yine de, uluslararası ekonomik gerilemenin tahmin edilenden çok daha ciddi olduğu kabul edildi: Avrupa Ekonomi Komisyonu üyesi Pedro Solbes, "Euro bölgesi" olarak bilinen alanda büyüme tahminini yüzde 2.8'den yüzde 2.5'e çekti. Yine ABD Hazine Bakanı Paul O'Neill, yılın ikinci çeyreğinde ekonomik büyümenin "sıfır" olacağını kabul etmek zorunda kaldı. Bu küçük kalem oynatmalar, emekçiler için daha fazla işsizlik, daha az ücret ve sosyal hak, daha çok "kemer sıkma" anlamına geliyordu.
G-8 üyesi olan Japonya ve Rusya ekonomilerinin on yıldır krizden hiç çıkmaması da eklendiğinde, tablonun oldukça karamsar olduğu söylenebilir.
İki temel tartışma
Ekonomik durgunluk açısından, Cenova'daki tartışmalar iki temel nokta üzerinden oldu:
1. Sanayileşmiş ülkeleri saran durgunluğun, nasıl azgelişmiş ve bağımlı ülkelerin sırtına yıkılabileceği
2. Kapitalist ekonomiler üzerindeki mevcut ekonomik yükün G-8 üyeleri arasında nasıl paylaştırılacağı.
Kamuoyuna yansıyan tartışmalar, birinci maddede fazla sorun yaşanmadığını gösteriyor. Türkiye ve Arjantin gibi ülkelerdeki krizi daha da derinleştirecek olan bir "uzlaşma" sağlandı bile. Uzlaşmanın temel unsuru, IMF ve Dünya Bankası'na biçilen rol ile ilgili. Sık sık tekrar edildiği gibi, bu iki finans kurumu artık daha yakın bir işbirliğine girecek ve en önemlisi, dayattıkları "reçete"leri yakından takip edecekler. Bunun yöntemi yeni Kemal Derviş'ler mi olur, "önce Telekom, sonra para" yöntemi mi, yoksa her ikisi mi, artık insaflarına kalmış. Kesin olan, "reçete"nin verilip, "ekonomik reform"un beklendiği dönemin geride kaldığı. IMF/Dünya Bankası şefleri, dayattıkları yıkım politikalarının uygulanması artık çok daha yakından gözetecek, "faul" yapılması durumunda musluğu kapatıverecekler!
Türkiye ve Arjantin'in, bu yeni ve daha katı politika için ilk kobaylar olduğu, artık burjuva iktisat çevreleri tarafından dahi kabul ediliyor.
Dananın kuyruğu...
Bu kurnazca politikada tam bir uyum sağlayan emperyalistler, ikinci madddede tam anlamıyla birbirlerine girdiler. The Economist'in "Cenova'daki liderlerin şimdilik en fazla başarabileceği, uzlaşamamakta uzlaşmak olacaktır" diye öngördüğü de buydu (20 Temmuz, Global Agenda). Avrupa ile ABD arasında son yıllarda her fırsatta ortaya çıkan çatışma, bu konuda da belirdi. Avrupalı emperyalistler, Soğuk Savaş boyunca sırtlarını dayadıkları Amerikan ekonomisinin, yine lokomotif olmasını, emperyalist ekonomilerin durgunluktan yükselmesinde asıl sorumluluk ve yükü omuzlamasını istiyorlardı. Oysa Soğuk Savaş geride kalmıştı ve ABD, bu yükü tek başına sırtlanmaya niyetli değildi.
Faiz oranları kavgası
"Yükün omuzlanması"nın ilk adımı, faiz oranlarının düşürülmesi. Son bir yıl içinde altı kez faizleri düşüren ABD Merkez Bankası, durgunluğu aşmaya yönelik bu politikasıyla hem ihracata zarar verdi, hem de devlet borçlanmasını güçleştirdi. Yine aynı politika, Amerikan ekonomisindeki enflasyonist baskının tehlikeli bir biçimde artmasına yol açtı.
Avrupa'ya bakılırsa, ABD bu politikasına devam etmeli ve Dolarla oynayarak, emperyalist ekonomileri "rahatlatmalı". Ama ABD, aynı "fedakârlığı" Avrupa'dan bekliyor ve Avrupa Birliği üzerindeki faiz oranlarını düşürme baskısı yükseliyor. Yılbaşından beri sadece bir kez faiz düşüren Avrupa Merkez Bankası'nın bu baskıya boyun eğmesi durumunda; zaten sallantıda olan ekonomik dengeler sarsılacak. İhracatın azalması bir yana, devletlerin borçlanabilirliklerinin kısıtlanması, AB'ye darbe vurabilir. Maastricht Anlaşması ile biçilen gömleğe sığmakta zorlanan Avrupa, 1 Ocak 2002'de ortak para birimi Euro'ya geçecek ve bu nedenle mali sist emini zayıflatacak hamlelerden kaçınıyor.
Teselli doğuda
Avrupa ve ABD, bu konuda uzlaşmaya varamadı. Ama her ikisi de, Japonya ve Rusya'ya vurarak "teselli" buldular. Gerçekten de, Rusya lideri Vladimir Putin ve Japonya Başbakanı Junichiro Koezumi, ekonomi gündeminde "şamar oğlanı" haline getirildi. Güçten düşmüş bu iki ülke, Avrupa Birliği ve ABD'yi rahatlatacak "reform"ları yapmadıkları için azar işittiler.
Clinton'a özlem
Politik tartışmalar da, ekonomideki kadar sert oldu. ABD'nin planladığı Ulusal Füze Savunma Sistemi'ne (NMD) yönelik Rus itirazı ve Avrupa gönülsüzlüğü, G-8 zirvesinde de devam etti. Gözlemciler, ABD Başkanı George Bush'un, itirazlara rağmen NMD konusunda gösterdiği kararlı tutumun, Amerika'nın "dünyadan yalıtılmış" ve "küstah" bir izlenim bırakmasına neden olduğunda hemfikir. AB ve Rusya, bir "ara dönem" lideri olan Bill Clinton'ı "özlediklerini" gizlemiyor.
www.evrensel.net