İşte piyasalarınız!

İşte piyasalarınız!

Her sarsıntıda "Piyasalar güvenmiyor" diyenler sonunda piyasa denilen mekanizmanın yabancı bankalar olduğunu itiraf ettiler.

İşte piyasalarınız!
Türkiye son bir yıldır spekülatif saldırılar ile sarsılıyor. Her gün dolar ve faiz kıskacında kalan ülkenin değerleri hızla azalırken, bugüne kadarki kaybın yaklaşık 195 milyar doları bulduğu söyleniyor. Finansal sistemdeki büyük sarsıntının yanında binlerce insan işsiz kalırken, esnaf kepenk kapatıyor. Her bölgeden icra haberleri geliyor. Bunlara rağmen aylardır sorunu "piyasaların güvenine" bağlayan, hükümetin IMF programını tavizsiz uygulaması ve kabinedeki revizyon ile krizin aşılabileceğini savunan liberaller de artık Türkiye'nin dünyanın birkaç büyük sermaye grubunun elinde oyuncak olduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar. Ve aylardır halka "piyasa" diye yutturulmaya çalışılan mekanizmanın ardındaki güçlerin de bu dev mali tekeller olduğu böylece ortaya çıktı!
The Chase Manhattan, ABN Amro, Citibank, Deutsche Bank ve HSBC gibi milyarlarca dolarlık fonları kontrol eden devler; IMF programının uygulanmaya başlandığı 1999 yılında bu yana Türkiye'de ağırlıklarını artırdılar. Dünyanın hemen her ülkesinde şubeleri olan bu mali tekeller aynı zamanda yerli bankaları da kontrol ediyorlar.
Kriz onlardan sorulur
Bu bankalar hangi ülke IMF programını uyguluyorsa, o ülkeye akın ediyor. Çünkü dayattığı politikalar ile ülkelerin koruma duvarlarını ortadan kaldıran IMF; istikrar paketi ile ödemeler ve bütçe dengesini bozuyor. Böylece bu ülkelerin finans piyasaları iyice istikrarsızlaşırken; birkaç spekülatörün döviz ve faiz üzerindeki oyunları bütün bir ülkeyi kaosa sürükleyebiliyor. İşte bu bankalar böyle oyunlarla, tuzaklarla onlarca ülkeyi krize sürükledi.
Daha önce Güneydoğu Asya krizinin vurguncularından olan The Chase Manhattan, HSCB ve Citibank; Latin Amerika krizlerinde de büyük rol oynamışlardı. Şimdi de Türkiye'yi kendilerine "av sahası" olarak seçtiler. IMF paketinin iyice istikrarsızlaştırdığı Türkiye'de Merkez Bankası'nın borçlanma ihalelerinde, dolar satışlarında, yerli bankaların sendikasyon kredilerinin ardında yine bu bankalar karşımıza çıktı.
Bu gelişmeler üzerine aylardır gelişmeleri "piyasalar güvenmiyor", "IMF'nin dediği yapılmadı" vb. şeylerle açıklamaya çalışanlar da sonunda "piyasa" dedikleri mekanizmanın beş yabancı banka olduğunu itiraf ettiler.
'Hurdacı' bankalar
Hükümet yetkililerinin de artık adlarını açıktan telaffuz etmeye başladığı yabancı bankaların önemli bir özelliği var. IMF paketi uygulayan ülkelerdeki krizlerin hepsinin arkasından bu bankalar çıkıyor. Örneğin mevcut krizde de spekülasyonla milyarlarca dolar kazandığı belirtilen Hong Kong Shanghay Commercial Banking (HSCB); daha önce Latin Amerika ve Güneydoğu Asya krizlerinde de büyük kârlar sağlamıştı. Özellikle Asya krizinin sorumlularından birisi olarak gösterilmişti. Bu bankanın bir diğer özelliği ise; krizde olan ülkelerdeki batan bankaları ve sanayi kuruluşlarını "kelepir fiyata" satın alması. Yani bir hurdacı! Bu hurdacı şimdi Türkiye'de faaliyet gösteriyor. İlk hedefi de hâlâ batması tartışmalı olan Demirbank. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TSMF), Demirbank'ın ihalesine verilen teklifler arasında en uygununun HSCB'ninki olduğunu açıkladı. Bu sürecin öyküsü ise oldukça dikkat çekici. IMF Türkiye Masası Şefi Carlo Cottarelli, son yaptığı ziyaretlerin birisinde batık bankaların bir an önce satılması talimatında bulunmuştu. Bir iddiaya göre Ctotarelli, temasları sırasında, BBDK eski Başkanı Zekeriya Temizel'e Demirbank'ın, HSCB'ye satılması için baskı yaptı. HSCB, BBDK ile yaptığı ilk "pazarlık"tan sonuç alamamıştı. Ama Hong Kong bankası bu işin peşini bırakmadı. Ve anlaşılan sonunda Demirbank'ı "ele geçirdi."
HSCB'nin yaptığı işi Citibank da yapıyor. Nitekim bu banka geçtiğimiz yıl yine TMSF bünyesinde bulunan İnterbank ve Bankekspres'e talip olmuştu.
Karapara soruşturması
HSCB ve Citibank hakkındaki iddialardan en ciddisi bu bankaların karapara akladıklarına dair. HSCB'nin, Panama'nın eski lideri Manuel Antonyo Noriega'nın tam 49 milyar dolar parasını kasasında sakladığı ortaya çıkmıştı. HSCB'nin belgelerinin incelenmesi sonucunda varlığı ortaya çıkan bu paranın, "uyuşturucu parası" olduğu, CIA tarafından Panama'da "komünizmin yayılmasını önlemek" için ayrılan fonlardan oluştuğu da ileri sürülmüştü. Bu bankanın dünyadaki karapara trafiğinin odak noktalarından birisi durumunda olduğu belirtiliyor.
Aynı şekilde Citibank da 1999 yılında karapara soruşturmasına uğradı. ABD Senatosu, Citibank'ı karapara akladığı iddiasıyla soruşturma altına almıştı. Citibank'ın 1988-1994 yılları arasında Meksika Devlet Başkanı Carlos Salinas de Gortari'nin kardeşi Raul Salinas'ın milyonlarca dolar tutarındaki uyuşturucu parasını akladığı iddia edilmişti. ABD Senatosu'nun kurduğu soruşturma komisyonunun raporunda; uluslararası uyuşturucu ticaretini yürütenlerin, yolsuzluğa bulaşmış politikacılar ile vergi kaçıranların paralarının aklanması için özel bankaları kullandığına dikkat çekilmiş ve Citibank'ın da bu kapsamda incelendiği vurgulanmıştı. 68 sayfalık raporda Citibank'ın özel müşterileri arasında gizli hesabında 50 milyon dolar bulunan Gabon Devlet Başkanı Ömer Bongo, Nijerya'nın son diktatörü Sani Abacha ve Pakistan eski Başkanı Benazir Butto'nun eşi Asif Ali Zardari'nin bulunduğu belirtilmişti. 100 ülkede şubeleri bulunan ve yaklaşık 100 milyon müşteriye hizmet veren Citibank yetkilileri ise resmi belgelere rağmen "herhangi bir yasayı ihmal etmedikleri"ni savunuyorlar.
www.evrensel.net